Kalpleri birleştiren eylem: İnfak

İnsan, varlığını kendi ekseninden ziyade yüce bir değere isnad ettiğinde ulvileşir. Bir başkasına kulak kesildiğinde, merhamet ve empatiyi kuşandığında, erdemli hâle gelir. Verdikçe, ağırlıklarından kurtuldukça dünyadan âzade olarak ruhu da özgürleşir. Meryem Dalğıç yazdı.

Kalpleri birleştiren eylem: İnfak

Zaman hızla akarken, hayatın keşmekeşinde kaybolmuşken, dünyevileşmenin girdabına kapıldığımız bir anda tüm bu kargaşaya; “dur!” diyecek bir rahmet esintisi bekleriz. O rahmetin damlaları üzerimizdeki tozu toprağı alsın, kirimizi pasımızı temizlesin bizi arındırsın isteriz. Hatırlatsın bize insanlığımızı, kardeşliliğimizi ve elbette Yüce Yaradan’a kul olmanın lezzetini.

Şehr-i Ramazan, tüm bereketiyle, esenliğiyle, hayrıyla bitmek bilmeyen koşuşturmalarımıza “dur!”demek için geldi, dünyayla aramıza girdi. Ötelerden haber verdiği muştularla gönlümüzde ümit çiçeklerini yeşertti. Şimdi biraz duraklama vakti. İçimize dönerek murakabe ve muhasebe ânı. Eksiklerimizi tamamlama, fazlalıklarımızı azaltma zamanı.

 İlk gecesinden itibaren cennet kapılarının açıldığı, cehennem kapılarının kapandığı ve kulluğa davet eden meleğin nidasına koşanların mevsimidir; Ramazan. Oruçla tazelenerek, Kur’an’la hemhâl olarak, zekâtla arınarak, iftarla sevinci yaşayarak, kardeşliği paylaşarak, itikâfla kulluğun zirvesine vâsıl olarak ve Kadir gecesiyle mağfiret olunarak bayrama erişmenin tadıdır Ramazan.

Hayır, hasenatı çoğaltma mevsimi

İç âlemimize yönelmek kadar bir cihetimizle de mahzun kalplere dokunarak, en çok da bir başkasının sesine kulak vermektir; Ramazan. “Bir garibin gönlünü nasıl hoş edebilirim?” derdiyle dertlenmektir. Bizde olanı, olmayanla paylaşarak toplumsal adaleti sağlamaktır. İnfak kalplerdeki nifak tohumunu çürüterek, muhabbet ve kardeşlik tohumlarını ekmektir. İyilikleri çoğaltarak kötülükleri azaltmaktır. Hayır ve hasenatta yarışmaktır. Bir mazlumun duasının karşılığı olmaktır.

Birlik ve beraberliği teşvik eden kalpleri birleştiren infak ibadetinin en yoğun yaşandığı zaman dilimidir; bu Rahmet ayı. Şüphesiz ki Rabbimiz’in kullarının hayır ve iyilikte yarışmalarına bakarak meleklerine karşı övündüğü günlerdir. İnsanların en cömerdi olan; Sevgili Peygamberimiz, Ramazanda bu hasletini zirveye taşıyarak ümmetine de hayrı, iyiliği çoğaltmalarını tavsiye etmiştir. “Hangi sadaka daha faziletlidir?  Sorusuna: “Ramazan ayında verilen sadaka” buyurmuştur. Bu sebepledir ki müminler, Allah’a sadakâtin nişanesi olan sadakanın, imanın alâmeti olan zekâtın, bizzat bu ayda verilmesine ihtimam göstermişlerdir. Kuşkusuz ki mağfiret ayında verilen her türlü sadakanın, günahların bağışlanmasına vesile olacağı aşikârdır.

En güzel alışveriş

İnfak bize verilen maddi-manevi nimetlerden bedelsiz başkalarına ikram etmektir. Kullarına ikramda bulunan Rabbimiz’e bahşettiği lütuflar karşısında teşekkür etmektir. Bizleri, yoksulken zengin kılan Rabbimiz’in verdiği nimetler üzerinde fakirin hakkını vermektir.

Verdikçe tükenmeyen, bilakis bereketlenen bir ameldir; infak. Sadakanın malı eksiltmeyeceğini aksine artıracağını beyan ediyordu, o kutlu elçi. “Kesilen kurbandan hane halkına ne kaldı?” sorusuna: “Sadece bir kürek kaldı” cevabına mukabil, “Desenize, bir küreği hariç hepsi, bize kaldı” diyerek sevincini ifade etmişti Sevgili Peygamberimiz.

Verilen her sadakanın kendisine verilmiş bir borç olduğunu belirten Yüce Allah, bunun karşılığını kullarına kat kat ödeyeceği müjdesiyle bizleri ne güzel muştular! Canlarını ve mallarını Allah yolunda harcayanların, karşılığında cenneti satın almaları ne kârlı alışveriştir! Mümin kardeşimizin ihtiyacını giderdiğimiz takdirde Rabbimiz’in de bizim ihtiyacımızı gidereceğini vaat etmesi, ne güzel vaattir!

İnfak insanı güzelleştirir, kemâlata erdirir. Elbette, o kâmil müminlerin hasletleri gıpta edilmeye değerdir doğrusu. Onlar ki “gayba iman ederler, namazı ikâme ederler, Allah’ın adı anıldığında kalpleri titrer. Başlarına gelene sabreder, kötülüğü güzellikle karşılayıp savarlar. Öfkelerini yutar, insanları affederler. Allah’ın Kitabını okur, Rablerinin çağrısına cevap verirler. İnfaklarını başa kakmazlar ve eziyet vermezler.”

“Her iyilik bir sadakadır”

“Nelerden, nasıl ve ne zaman vermeliyiz?” sorusunun cevabının; bollukta ve darlıkta, gizlide ve açıkta, gecede ve gündüzde en çok da sevdiğimiz şeylerden infak etmekten geçtiğini buyuruyordu; Yüce Rabbimiz. Zordur sevdiklerimizden vermek, sevdiklerimizle sınanmak. Kuşkusuz ki bu zorluğu aşanlar imtihanı kazananlardır. Allah’ın bu davetine sahabenin en değerli varlıkları üzerinden bir infak seferberliği başlatarak icabet ettiğini görmekteyiz. Ebu Talha’nın koşarak Beyruha isimli bahçesini bağışlaması, Zeyd b.Harise’nin çok sevdiği atını Resulullah’a getirerek “Bu, Allah yolundadır!” demesi, Ebu Zer’in misafirine ikram etmek üzere çobanından en güzel deveyi getirmesini istemesi, infakta esas olanın en güzeli gözden çıkarmak olduğunu göstermektedir.

Verme eylemi salt maddiyatla sınırlı değildir elbet. Bilakis; yeryüzüne gönderiliş amacı, güzel işler yapmak olan insanın, yapacağı her iyilik bir sadakadır. İki kişinin arasını bulmanın, bineğine binerken birisine yardım etmenin, insanlara zarar verecek şeyleri yoldan kaldırmanın, tebessüm etmenin kısacası insanların hayrına yapılan tüm güzel işlerin sadaka olduğunu beyan ediyordu; Allah Resulü.

İnsan verdikçe özgürleşir

İnfak edebilmek ancak emanet bilincine sahip olmakla mümkündür. Mülkün gerçek sahibinin Allah olduğunu bilenler, idrâkinde olurlar; hiçbir şeyin mâliki olmadıklarının. Onlar ki yaptıkları iyilikleri seve seve ihsan ile yaparlar. Kendisine verilen nimetlerin emanetçisi değil sahibi olduğunu zannedenlerin, bencillik hastalığına yakalanması da kaçınılmazdır. “Daha çok biriktirme ve daha çok tüketme” hırsı benliğini kuşattığında aslında tükenenin; kendisi olduğunun farkına varamaz. Mutmainsizlik hissiyle savrulanların dünyaya katacağı bir güzellik de olamaz. Oysa insan, varlığını kendi ekseninden ziyade yüce bir değere isnad ettiğinde ulvileşir. Bir başkasına kulak kesildiğinde, merhamet ve empatiyi kuşandığında, erdemli hâle gelir. Verdikçe, ağırlıklarından kurtuldukça dünyadan âzade olarak ruhu da özgürleşir.

İnfak anlayışıyla Asya’dan Afrika’ya, dünyanın nice beldelerine gönül köprüleri kurarız. Adını bilmediğimiz kardeşlerimizle kalplerimizi birleştirerek insan olmanın, mü’min olmanın tadını yaşarız. Ve hızla akan zamanın içerisinde ancak yaptığımız iyiliklerle bir ömrü bereketli kılarız. Huzura erer, huzura varırız.

Meryem Dalğıç

Güncelleme Tarihi: 21 Mayıs 2019, 20:55
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13