”Kabre insan olarak giriniz”

Sadece insan olan Merhamet Ağacı’nın meyvesinden yer, Merhamet Ağacı’nın gölgesinde dinlenir, Merhamet Ağacı’nın altına gömülür ve hep hoş bir hatıra olarak hatırlanır. Faik Öcal yazdı.

”Kabre insan olarak giriniz”

Sadece insan olan hatırlanır, yarına kalır. Sadece insan olan sonsuzluğu iki gözünden öper, ayaklarında kıyametin kıymetli güzellikleri, dizlerinde huşuya durmuş kıyamlar.

Sadece insan olanın kalbi vardır, boynunda ötekilerin ağrısı, Tanrısı boyun bağında bir tabutluk mesafede. Görenler susar, içine gömülen kuş ölüleriyle bir. Görmeyenler konuşur, kıyılara vuran balık ölüleriyle bir. Sen nerede duruyorsun? İnsanın hangi yakasında bakıyorsun? Bir insan kalbi mi taşıyorsun yoksa köpek kalbine mermi mi taşıyorsun gününü gecene katıp?

Sırrını kim bekler, ölülerimle beraber? Kime emanet ettin rüyalarını? Bu zamanın tabircileri bir başka olmuş. Kimseyi tanımıyorsun. Kimsede kendini bulamıyorsun. Kimseye güvenemiyorsun.

Sadece insan olan yaşar ve yaşatır. İnsan olmayan hep ölür, öldürür. İnsan olmayan hep ölmeye ve acı çekmeye mahkûmdur. İnsan olmayan hatırlanmaz hiçbir yaz ikindisinde, tutunamaz hiçbir Nisan yağmuruna, bakamaz bütün içlikleriyle kış güneşine, indiremez hiçbir sonbahar yaprağını ne toprağın nar yüzüne ne de nur yüzüne.

Sadece insan ağlayarak sever, severken ağlar; umut tacirlerini gözyaşlarına boğar, rotasız gemileri uğurlar, zamansız mevsimleri bekler. Ben öldüm bir çocuğun morarmış parmak uçlarında, ağarmış sabah uykularında, kızıllaşmış gün batımlarında. Bir kar tanesine gönül indirdim. Toprağımı öpüyordum çatlamış dudaklarımla. İnsan diyordum,  Tanrının kendine sorduğu en ağır soru. İnsan, kendi cevabını bir başkasında yitirmiş. İnsan, kendini bir başkasında aramaya mahkûm olan, kendini bir başkasının kalbine gömmeye ebedi gönüllü ve ezeli mahkûm. İnsan, boynunda küllî öl ve mahşerî ol emrini aynı anda taşıyan, yaşayan. İnsan, melek ve şeytan arasındaki eski kelam, yeni söz ve saklı sır.

Uçurumlarımı tanımıyorsun; çünkü hiç insan olmadın. Şarkılarımı hiç duymadın; çünkü insan kulağına hiç sahip olmadın. Dilimi bilmiyorsun; çünkü anadiline ihanet ettin. Yüzümü görmüyorsun; çünkü kendi yüzünü sahte maskelerin içinde yitirdin. Amellerine inanmıyorsun; çünkü kendine inanmıyorsun gerçek manada. Sen bir insandın önce, sonra bir insanolmayan’a dönüştün yavaş yavaş. En çok kendine ihanet ettin, bilmesen de. En çok kendini üzdün, farkında olmasan da. En çok kendine zarar verdin, görmesen de.

Sana Ebu Eyyub el-Ensari’yi sorsam, bilirim dersin; ama gerçekte ise o peygamber mihmandarının semtine uğramadın.

Sana Bulgakov’u sorsam, okudum dersin; fakat gerçekte Şarik’i hiç anlamak istemedin. Kalbini görmüştün Şarik’in kalbinde. Hepsi ve her şey, sadece bir yanılsamaydı.

Sana Ebuzer’i sorsam, ezelden devrimci kesilirsin; ama gerçekte Rebeze çölüne hiç uğramadan, Ebuzer’i Rebeze’de ölüme terk edenlerin yanında durdun.

Sana Yevgeni Zamyatin’i sorsam, büyük bir heyecanlı Biz romanını okuduğunu söylersin; fakat zavallı bir ben olarak biz’in kıyılarında kalmaya mahkûm olduğunun hiç ayırdında olmadan.

Sana Küçük Prens’i sorsam, kendini büyük bir kral sanırsın ve ahkâm kesersin. Hemen paha biçilmez ve eşi benzeri olmayan hayallerini pazarlamaya başlarsın.

Sana Hüseyin’i sorsam, içi boş sözlerle üzüntünü dile getirirsin, gerisini getiremezsin. İçindeki Yezitlere yenilirsin, içindeki Yezitlere tutunursun, içindeki Yezitlerden bir Yezit olup susarsın bir köşede.

Sana Martı Jonathan Livingston’u sorsam, birden özgürlük havarisi kesilirsin, senden iyisi yoktur; fakat içindeki despota söz geçirmemişsindir, içindeki kuru kalabalıkları susturamamışsındır, sürünmeye mahkumsundur sürülerinle.

Sana Mahşerin Dört Atlısı’nı sorsam, savaşa karşı çıkarsın, acayip bir barış yanlısı kesilirsin, sadece dilde, sözde.

Ama bilemezsin gök kubbenin altında hoş bir seda olmak için, sadece insan olmak gerektiğini.

Sadece insan olan hatırlanır gök kubbenin altında hoş bir seda olarak. Senin payına hoş bir seda olmanın edebiyatını yapmak düştü, hakiki manada insan olmaktan bihaber.

Sadece insan olan kazanır, hem bu dünyada hem de öteki dünyada.

Sadece insan olan kendine yenilir, kendini yeniler, kendinde kalır kutsal ve ebedi bir söz olarak.

Sadece insan olan ötelere uzanır, ötelerde kalır, ötelerde görür, ötelerde görülür, öteleri duyar, ötelerde duyulur.

Sadece insan olan bir başkasının sevdasıyla kanat çırpar.

Sadece insan olan bir başkasının ağrısını boynunda taşır.

Sadece insan olan bir kalp taşır.

Sadece insan olan Merhamet Ağacı’nın meyvesinden yer,

Merhamet Ağacı’nın gölgesinde dinlenir,

Merhamet Ağacı’nın altına gömülür ve hep hoş bir hatıra olarak hatırlanır.

Faik Öcal

Yayın Tarihi: 17 Mart 2022 Perşembe 12:00
YORUM EKLE

banner19

banner36