İmam Şafii'nin Divan'ında dolaştım

Ehlibeytin, Hulefa-i Raşidin’in ve Rabbinin sevgisiyle dolu bir yüreği, İmam Şafii’yi temaşaya dalarsınız.

İmam Şafii'nin Divan'ında dolaştım

Mahlûkatın nefesleri adedince yollar… Tahayyüle sığmaz kesrette. Hakk’a götüren. Hakk’ın mevcudata en büyük ikramı ve yolcuların en büyük rehberi; Peygamber-i Zişan ve Kitab-ı Kuran. Ve Kerem’i bol Hakk’dan latif huzmeler. Allah’ın ipine sımsıkı sarılıp Kuran’ı ve sünneti öğrenen ve arkadan gelenlere rehberin gösterdiği yolu işaret eden huzmeler…

Bir huzmedir ümmet için İmam Şafii. Dünyaya gözlerini açtığı Gazze’den Peygamber-i Zişanının gözlerini ilk açtığı yer olan Mekke’ye, Arap dilinin özüyle tanışmak için çöllere, Muvatta’yı ve müellifinin sesini sinesine çekmek için Medine’ye, Hakk’ın hükmüyle adaleti temin için Yemen’e, Hakk’a götüren büyük İmam Hanefi’nin tarıkini seyir için Bağdat’a, irşad için Mısır’a gitmiştir. Hem bir seyyah olup dar-ı fenadan dar-ı bekaya giden, Hakk’a götüren yolları keşfe dalmış, hem bir mihmandar olup keşiflerini halka yayarak onları yanlış yollarda kaybolmaktan kurtarmıştır.

Hazinesini iyilik ve imanla donatan bir derviş

Henüz 7 yaşında yüreğinde hıfzettiği Kur’an-ı Kerim’deki ‘tebliğ’ yolunun “hikmet” ve “güzel öğüt”ten geçtiğini anlatan ayet-i kerimeleri hayatına vird edinmiş bir imamdır Hazreti Şafii. Tüm ümmet tarafından fıkıh ve hadis ilimlerindeki derinliğiyle bilinse de, kelamının hüsnünü duyan çağdaşımız azdır. Esmanın öğretildiği babası Âdem’in izinde çölleri gezmiş, Rabb-i Rahim’ine en güzel şekilde seslenip, O’nun güzelliklerini en güzel şekilde seslendirmenin yollarını aramıştır lisanın derinliklerinde. Ve kumların derinliğine nazar ederken; Arapçanın derinliğini, ilmine selam ederken bulmuştur.

Kendisine bahşedilen ilmi ile manevi hastalıklara şifa taşıyan, hayra ve Hakk’a davet eden, yol gösteren şiirleri düşmüştür kâğıtlara ve hamd olsun ki yarınlara. Nefisle nefes arasında zikre durmuş bir derviş çıkar karşınıza onun mısralarında.

Gözlerini kanatan karanlığı, teheccüdün nuruyla yırtan bir derviş. Rızkı veren Rezzak’ı anıp, olup olmayacağı belli olmayan ‘yarın’ın tereddütlerini dert hanesinden silmiş, derdini ve kederini Rabbinden başkasına açmayan bir derviş. Yoksulluğunu onuruyla, hüznünü tebessümüyle örten, hazinesini iyilik ve imanla donatan bir derviş. Zilletten uzak izzet hırkasını giymiş, arkasından gelebilecek tek şey olan amellerini teslimiyetiyle sinesine almış bir derviş. Korku ve ümit arasında ömrünü muhasebesine ve Rabbinin rızasını kazanmaya adamış bir derviş. Ahlakının hüsnüyle huzura erişmiş, duayla karışan gözyaşlarının değdiği kirpiklerin sahibi derviş…

Nefsini alçaltarak kanaat kanatlarıyla semaya yükselen erler görürsünüz

Ve bir taife çıkar karşınıza.

Sayısız günahlara daldıkları halde rızıkları eksiltilmeyen, onca nimetle şükürsüzlüğü aynı çatı altında biriktiren, tutkularını sabır ilacıyla helak etmeyi unutan, fani sevgililerinin bakiye bakan yüzünü görmeyip firaka ve kedere gark olan, sükûtu sese, cömertliği cimriliğe, asaleti helakete tekabül ettiren dirhemlerin sahibi (kiracısı) olan, iblisin oyuncağı olacakken Latif ismine mazhar tevhidin ilhamı ile af kapısına giden, binlerce günaha dalsalar da itiraf ve nedamet ile gittikleri tevbe kapısından bir kere geri çevrilmeyen bir taife…

Mısralar devam eder…

Bir taziye evinde bulursunuz kendinizi. Öleceğini unutmuş bir ziyaretçi baş sağlığında bulunur. Karşılık veren mevta yakını da bihaberdir kendi vefatından. Tıpkı satırlara gözleri değen gibi.

Nazif kâinatın beşerin bulaşık eliyle geldiği hâli ve Sodom-Gomore’yi andıran sahneleri izlersiniz.

Şerri def eden bir selam ile düşmanını dosta çeviren bir adamın, ateş ve zıddı olan su ile pişirdiği bir çorbayı yudumlarsınız.

Ak saçlı bir pir-i faniyi görürsünüz nisaba ermiş makamının zekâtını verme telaşesinde...

Nefsini alçaltarak kanaat kanatlarıyla semaya yükselen erler görürsünüz.

Durgun bir suda biriken pislik ile, gürül gürül akan bir nehirdeki nezafet gönlünüze şiirler gönderir. Şiir içinde şiire erersiniz.

Ehlibeytin, Hulefa-i Raşidin’in ve Rabbinin sevgisiyle dolu bir yüreği, İmam Şafii’yi temaşaya dalarsınız.

Ve biten mısralar yıkar ellerinizi zamandan… Hakk’a giden bir yolda açarsınız gözlerinizi.

Zeynep Görünmek yazdı

YORUM EKLE