İki elif bir nun: İnsan-ı kâmil

"Elif’ten yola çıkıp “nun” deryasına dalıp tekrar Elif'ine döndüğü gün. Bir de bakmışız dışarıda kopan onca kıyamet dinivermiş. Cehennem terk edip cânı, cennetin kapıları önünde açılıvermiş." Emine Savaş yazdı.

İki elif bir nun: İnsan-ı kâmil

Kendi olmaktır insanın varoluşsal sebebi, kendini bulmaktır. Dünya denen misafirhaneye bunun için uğramıştır, bunun için geçmektedir buradan. Ömür denen başından sonu bilinmeyen, bilmenin de mümkün olmadığı bir süreyle...

Bir kendi vardır insanın, bir de kendinden ötede cânı. Bu cân ki içine tüm sırlar, hakikâtler gizlenmiştir. Okunacak bir kitap, seyredilecek bir âlem, farkına varılacak bir kudret, kavuşulacak en mükemmel sevgiliyi barındırır. En büyük kazancı da, cenneti de budur gerçekte...

Kendi olmak, kendini bulmak ne demek hiç düşündük mü? Üç günlük misafirhaneyi beş gün nasıl kullanırım derdine kafa yorarken... Ah! Nice yanlış yerlerde dolaşır dururuz da istikameti tutturamayız bir türlü. Evet tercihtir. Asıl sahibi insanı, bu konuda serbest bırakmıştır kuşkusuz. Ama; mutlak şifasını reddeden hastanın tercihim bu diye hastalığını derinleştirmesi, selim akıl ürünü, doğru bir karar olmasa gerek...

Akıldan gönüle yolculuktur bu hakikâtte. Kendinden kendine varan, kendinden sonsuza varan, kendinden en Güzel’e varan... Hoştur, güzeldir üstelik. Dünyanın en büyük, en muhteşem, en inanılmaz keşfidir fark edene. Lezzetini alana da vazgeçilmezdir. Burada "kendi" ifadesi ile "ene" kastedilmektedir. Ene yani "ben". Harf olarak Kur'an dili Arapçada malum elif ile başlar, elif ile biter "ene". Ortasında da "nun" harfi bulunur. Tamamlanmak için ondan geçmesi zarurettir. Nun harfi, tasavvufta çokluğa delalet eder. İnsan yalnız gelir bu misafirhaneye. O anda tektir, sadece zâtını bilir. Kaderin kendine lutfedilen kısmında, hepsi bir hikmete binaen kendi gibi nice varlıklarla, insanlarla karşılaşır. Ayna olur her bir muhatabı. Onları tanırken kendini, kendini tanırken onları bilir. Kendini ve dışındakileri bildikçe de artık mutlak Bir'e ulaşır. Böylece tamamlar iki Elif arasındaki yolculuğunu...

Bu hakikâti anlayamayan insan ne ile meşgul olursa olsun cehennemdedir. Hasrettedir, gaflettedir. Nerede kalsa, nereye gitse mutlu olamaz bir türlü. Hayrına olabilecek onca güzelliği kaçırır hikmetini bilmediğinden. İmtihan edilir bu hikmetlerin ortaya çıkması ve dünya sürecinin kazançla sonlanması için. Nedense çoğumuz basit bir tartışmadan ağır kayıplara kadar varan imtihanlarımızı anlamakta gecikiriz, zorlanırız. Verdiği zahmet ve acının etkisiyle çözümü yanlış yerde, yanlış hâllerde ararız. Çözüm yakıp yıkmakta, korkuda, öfkede, fesatta değildir. Küsmede, kızmada, hasette, nefrette hiç değildir. Ya da bunun gibi birçok negatif davranışta... Hayır ve güzellik sabırdadır çünkü. Sevgi, muhabbette, tahammüldedir. Gayrettedir, cesarettedir. Merhamettedir, hoşgörüde, anlayıştadır. Güzel olan getirir güzeli, huzuru. Sadece istemek değil gereğini güzel şekilde yapmak gerekir.

O mübarek huzuru yakalayamadıkça da insan çatışır durur kendi ile. Sonra bu çatışmalarını dışarıya yansıtır, dışardakilerle çatışır. Orayı değiştirmeye çalışır, güya böyle çözülür zanneder. Onlardan bilir, huzursuzluğun sebebini. Gözünün gördüğüyle oradadır çünkü bütün problemler. Onlarsa bir aynadır sadece ve kendini görmesi içindir. Takılıp kalmanın beyhude hatası ile görmez bir türlü. Oysa düşünsek biz aynaya niye bakarız? Aynadaki kusuru görmek için mi, bizdeki kusuru görmek için mi? Dağınık saçını gösteriyor diye aynaya kızılır mı hiç! Saçını düzeltip geçersin o kadar. Böyle olamayınca olaylar çok gereksiz zeminlere taşınır. Sonuçta kendimiz ve çevre için huzursuzluk kaynağı olur çıkarız.

Çıkmalıdır insan, bu kısır döngüden. Çünkü acizdir. Acziyetini de en iyi kendi bilir. O mudur sadece aciz olan. Hayır, mutlak kudret dışında acziyet taşımayan varlık yoktur ki! Peki, hâl böyle iken diğer insanlardan neden çok şey bekleriz? Çoğu zaman kendimizden de. Yaratılmışlığın mahiyetidir bu oysa. Hata yapar, günah işler, nefsine uyar, kendine ve çevresine zarar verir insan. Hepimiz için geçerlidir bu durum. Kusur bize, kusursuzluk mutlak varlığa ait bir özelliktir.

İşte kişi bunları anladığı, bildiği gün kavuşur o huzur denen devlete. Gelir en güzel hâliyle kalbimize oturur. Yani dönüp dolaşıp insanın kendini anladığı, anlaştığı, tanıdığı, kabul ettiği, sevdiği, affettiği gün. Velhasıl "ene" si ile hemhâl olduğu gün. Elif’ten yola çıkıp “nun” deryasına dalıp tekrar Elif'ine döndüğü gün. Bir de bakmışız dışarıda kopan onca kıyamet dinivermiş. Cehennem terk edip cânı, cennetin kapıları önünde açılıvermiş.

Son gün gelmeden o kapıların daha burada açılması dileği ile...

Eliften Elif'e, eneden ebede varmak duası ile...

Dr. Emine Savaş

Yayın Tarihi: 19 Ocak 2022 Çarşamba 12:00
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Gürciye Hızarcı
Gürciye Hızarcı - 4 ay Önce

Elif den elif'e ene den ebede ulaşmak
Duâ sıyle
MêşeAllâh

banner19

banner26