"Hüznümü Rabbim'e şikâyet ediyorum"

“Hüznümü Rabbim’e şikâyet ediyorum.” diyen Yakup (Aleyhisselam) da bu hikmete işaretle bu duayı dile getirmiş ve kalpten yalvarmıştır. İnsanlar onu anlamasa da onun bu dayanılmaz acı karşısında tek sığınağı Rabbi’dir.

"Hüznümü Rabbim'e şikâyet ediyorum"

Yakup (Aleyhisselam) Kur’an-ı Kerim’de adı pek çok yerde zikredilen, hikmetli ve hüzünlü bir ömür yaşamış bir peygamberdir. Yusuf’un (Aleyhis selam) babası olan Yakup (Aleyhisselam), peygamber soyundan geldiği gibi kendi neslinden de pek çok peygamber gelmiştir. Dedesi İbrahim ve babası İshak (Aleyhimu’sselam) gibi Yakup’un (Aleyhisselam) zürriyeti seçkin ve hayırlı insanlardır. Oğlu Yusuf’un (Aleyhisselam) kardeşleri tarafından kuyuya atılmasıyla başlayan ayrılıkları, ömrünün sonlarına kadar devam etmiş ve bu ayrılığın verdiği üzüntüden dolayı Yakup’un (Aleyhisselam) gözleri kör olmuştur. O, bunun Rabbinden gelen bir imtihan olduğuna iman ederek “…Hayır, nefisleriniz bu hususta sizi aldattı. Bana düşen artık güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah onların hepsini bana getirir. Şüphesiz O, çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.”[1] demiştir.

Allah’a iman edenlerin en üstünü olan peygamberler de nihayetinde birer beşerdir. Her insan gibi yaşar ve ölürler. Her insan gibi yaşamın ve insan olmanın gerekliliklerini yaşarlar. Bu hâl, onların bizlere en önemli ve gerçek örnekler olmasının vazgeçilmez parçasıdır. Peygamberler bize yalnızca dinimizi değil dünyamızı da öğretmek için gönderilmişlerdir. Öyleyse bu âlemde en erdemli şekilde yaşamanın en güzel örnekleri olan peygamberlerin yaşamın her boyutundan bizlere meseller vermesi kaçınılmazdır. Yakup’un (Aleyhisselam) kıssası bu noktada pek çok ders barındırmaktadır. Oğlunu kaybedişinin ardından yaşadığı büyük sıkıntıların yanında Rabbine olan bağlılığı onu ayakta tutmuştur. Çevresindekiler onun bu hâline tepki göstermiş ve “…

Allah’a and olsun ki sen ‘Yusuf’um!’ diye diye sonunda ya hasta olacaksın ya da büsbütün helak olacaksın!”[2] demişlerdir. Onların bu tepkilerine karşılık Yakup (Aleyhisselam) bu durumun ne kadar insanî olduğunu ve insanın böyle durumlarda nasıl davranması gerektiğini ayette ifade edildiği gibi şu sözlerle dile getirmiştir: “Yakup da şöyle dedi: Ben acımı ve kederimi ancak Allah’a arz ediyorum ve ben sizin bilmediklerinizi Allah’tan gelen bilgiyle biliyorum.”[3]

Hüzün, insan olmanın en önemli getirilerinden biridir. İnsana kalbi ve vicdanı olduğunu hatırlatır. Âlemde her şey zıddıyla kaimdir. Nasıl ki sevinç varsa hüzün de olmalıdır. Mülkün sahibi ve yaratıcısı olan Allah şüphesiz ki sevinçlerimizin ve hüzünlerimizin de sahibidir. Bize verdiği nimetlerden ötürü nasıl ki O’na şükrediyorsak bize isabet eden bir beladan dolayı sığınmamız gereken yine O’dur. Kalplerimizi tamir eden, hüzünlerimizi gideren, hastalıklarımıza şifa veren O’dur. Mülk O’nundur mülkünde tasarruf eden de O’dur. Dolayısıyla işimizin başını O’na havale ederken nasıl tevekkül içinde isek olayların akışını ve nihaî sonucunu da yine O’ndan beklememiz mümin olarak vazifemizdir. Hayat, insanlar için inişli ve çıkışlı yaratılmıştır. İnsanın hayatında mutlu ve güzel anlar olduğu gibi zaman zaman mutsuzluk getiren ve günlük akışımızı bozan durumlar da meydana gelebilmektedir. Her ne kadar bizim için hayatın akışını bozan hadiseler gibi görülse de bunların olağan durumlar olduğunu kabul etmek, doğru duyguyu doğru yerde yaşamak ve bu durumun ömür boyu sürmeyeceğini idrak etmek gerekmektedir.

Küçük ya da büyük olsun insanın kalbini huzursuz eden her ne ise onun ağırlığını yalnızca onu taşıyan bilmektedir. Kişilerin dertlerini ve acılarını küçük görmek ya da bu acıları yarıştırmak mümine yaraşır bir davranış değildir. Nasıl ki insanların her biri birbirinden farklı ve biriciktir, aynı şekilde acı ve sıkıntılara tahammül seviyeleri de birbirinden farklıdır. Dolayısıyla hüznümüzün en güvenli sığınak noktası her hâlimizi en iyi bilen, açığa vurduklarımızı ve gizlediklerimizi de bilen Rabbimizdir. Bize şahdamarımızdan yakın olan Rabbimiz neye ihtiyacımız olduğunu da bilir ve işlerin başı da sonu da onun elindedir.

“Hüznümü Rabbim’e şikâyet ediyorum.” diyen Yakup (Aleyhisselam) da bu hikmete işaretle bu duayı dile getirmiş ve kalpten yalvarmıştır. İnsanlar onu anlamasa da onun bu dayanılmaz acı karşısında tek sığınağı Rabbi’dir. Biz de onun tevekkülüyle şöyle diyelim:

“Ey hüzünlerin ve sevinçlerin sahibi! Hüznümüzü gider, sevincimizi çoğalt. Gizli ve açık her hâlimizi en iyi bilen Sensin.”

Hüma Dergisi, Sayı:10

Kaynakça:

[1] Ömer Faruk Harman, “Yakub”, “Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi” (Ankara: TDVYayınları, 2013), 43: 266-267

[2] Yusuf Suresi, 85

[3] Yusuf Suresi, 86

Yayın Tarihi: 02 Mayıs 2022 Pazartesi 17:00
YORUM EKLE

banner19

banner26