banner17

Hâfız, Sûdi Bosnevi ile anlaşılmış!

Zekeriya Sofrası bölümümüzde Devr-i Kadim’in müthiş isimlerini tanımaya devam ediyoruz.

Hâfız, Sûdi Bosnevi ile anlaşılmış!

 

Toprağı Tutan Kökler

“Allah’ın nasıl misal getirdiğini görmüyor musun? Güzel ve doğru kelam, iyi bir ağaç gibidir ki, kökü yerde sağlamdır, dalı ise göğe doğrudur. Her vakit Rabbinin izniyle meyvesini verir. İşte Allah nasihat kabul etsinler diye insanlara böyle misaller getirir.” (İbrahim Suresi 14/24-25) Kur’an-ı Kerim, bu ayet-i kerime ile bizlere, güzel ve doğru kelamın tesirinin, zaman ve mekan ile sınırlanmadığını öğretiyor. Dolayısıyla, modern çağ aydınlarının iddia ettiği gibi, bizim âlimlerimizin kadim eserlerinin devri kapanmamıştır. İlhamını Kur’an’dan, feyzini Muhabbet-i Resulullah’tan (SAV) alan âlimlerimizin eserleri, her daim diridir ve tazedir. Medeniyet ağacımızın gövdesi kesilip atılmış olsa bile, kökleri topraklarımızda sabittir ve toprak hepimizin aslıdır. Tıpkı su gibi, hayat veren ve temizleyendir. Bu yüzden de o köklerin kurumadığını, her baharda yeniden filizlendiğini müşahede ediyoruz.

Devr-i Kadim zahirde sona erdi. Ancak her devirde diriliğini ve tazeliğini koruyan eserler bırakan medeniyetimiz, zaman ile mukayyet değildir. Kıyamete kadar devir bize aittir. Medeniyetimizin temelleri olan bu eserler, tıpkı inancımız ve medeniyetimizin ruhu gibi, halen gönül ve idrak birliğimizi sağlayan yapı taşlarımızdır. Bu hakikatin en güzel misali, bu topraklarda kaleme alınmakla beraber, inkılaplardan sonra, değil okumak, evde bulundurmanın bile yasaklandığı, ancak yazma eser kütüphanelerinde korunabilen nüshalarının günümüze ulaşabildiği birçok eserin, bizden habersiz, medeniyet coğrafyamızın her köşesinde yankılanmaya devam etmesidir. Sadreddin Konevi, Tasavvuf Metafiziği

Günümüz üniversitelerinde ders kitabı 

Günümüzde Sadreddin Konevi’nin eserleri, İran’daki üniversiteler ve medreselerde ders kitabı olarak okunmaktadır. Konevi’nin İcaz’ul Beyan’ı Defter-i Tebligat-ı İslami tarafından, Kitab-ı Fükuk, Nefahat’ul İlahiye, Mir’at’ul Arifin gibi eserleri ise Muhammed Hocevi’nin neşriyle İntişarat-ı Mevla tarafından basılmaktadır. Âl-i Osman devrinin ilk Şeyh’ül İslam’ı olan Molla Şemseddin Fenari’nin Konevi’nin Miftah’ul Gayb’ı üzerine yazdığı Misbah’ul Üns adlı şerh ise, hem Tahran’da hem de Beyrut’ta düzenli olarak basılıyor. İmam Humeyni’nin çok değer verdiği ve üzerine bir talikat kaleme aldığı bu eser, İran’da tasavvuf hakkında yazılmış en yüksek eser olarak kabul edilmektedir. Konevi’nin, Şerh’ul Şeceret’ul Numaniye adlı eseri, hem Suriye’nin Hama kentinde, hem de Beyrut’ta neşredilmektedir.

Orhan Gazi döneminde, ilmiye teşkilatının tesisinde, medreselerin kuruluşunda ve müfredatının oluşumunda Davud Kayseri’nin büyük katkısı olmuştur. Bu yüzden Davud Kayseri, Kutbuddin İzniki ile birlikte Osmanlı medreselerinin kurucusu olarak kabul edilir. Bizim için bu kadar değerli bir âlim olan Kayseri’nin Füsus’ul Hikem şerhi ve bu şerhten bağımsız bir değere sahip olan Mukaddemat’ı, günümüzde hem Tahran, hem de Beyrut’ta düzenli olarak basılmakta ve bu ülkelerde okunmaktadır. Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta faaliyet gösteren Dar’ul Kütub-ul İlmiyye, Davud Kayseri’nin Kaside-i Taiyye Şerhi’ni, İsmail Hakkı Bursevi’nin Ruh’ul Beyan tefsirini, Sofyalı Bâli Efendi’nin Füsus şerhini, Taşköprüzade Ahmed Efendi’nin Mevzuat’ul Ulum’unu, Katip Çelebi’nin Keşf’uz Zunun’unu, Abdullah Bosnevi’nin Arapça eserlerini düzenli olarak basmakta. Gelibolulu Şeyhizade Abdurrahman Efendi’nin Fıkıh ilmine dair “Mecma’ul Enhur fi Şerhi Mülteka’l Ebhur” adlı 4 ciltlik Mülteka şerhi de aynı yayınevi tarafından neşrediliyor.

Anadolu’da yetişen büyük âlimlerimizden olan İbn Melek er Rumi el Hanefi’nin Hadis ve Fıkıh ilimlerine dair kaleme aldığı, “Mecma’ul Fevaid, Münyet’üs Seyyadin, Şerh’ul Menar, Şerh’u Kitab-ı Tuhfet’ul Muluk” gibi eserler Kahire ve Beyrut’ta basılıyor ve okunuyor. Yine sırlı âlimlerimizden Bergama doğumlu Kafiyeci Muhyiddin Efendi’nin “Et Teysir fi Kavaid-i İlm’it Tefsir”i Tanta’da, “Seyf’ül Kadat ale’l Bugat”ı Beyrut’ta, “Şerh’ul İrab fi Kavaid’il İrab”ı Bağdat’ta neşrediliyor. Burada bir parantez açalım. Molla Fenari’nin talebelerinden olan Kafiyeci Muhyiddin Efendi’nin Celaleddin Suyuti ve Ebu’l Yahya Zekeriyya Ensari gibi iki dev âlim yetiştirdiğini hatırlatmamız icap eder. Molla Fenari’nin bir diğer talebesi olan İbn Hacer Askalani ile birlikte Suyuti ve Ensari, bariz bir şekilde Anadolu medrese geleneğinden gelmektedirler.Birgivi Muhammed Efendi, Tarikat-ı Muhammediyye

Müslüman alimlerin olduğu her yerde

Alaaddin Ali Çelebi’nin Tabakat’ul Hanefiyye’si Bağdat ve Amman’da, Hasan b. Turhan Akhisari’nin Nur’ul Yakin’i Riyad’ta basılıyor. Birgivi Muhammed Efendi’nin Tarikat-ı Muhammediyye’si Halep’te, İnkaz’ül Halikin, Muaddil’üs Salat ve Zuhr’ul Müteehhilin’i Dımeşk’te, İzhar’ul Esrar fi’n Nahv’i ise Cidde’de neşrediliyor. Muhammed Zahid El Kevseri’nin 30’a yakın telif eseri ve yaptığı tahkikli neşirler Mısır, Lübnan, Suriye ve Ürdün’de okunuyor. Şeyh’ul İslam Mustafa Sabri Efendi’nin eserleri de Mısır ve Lübnan’da basılıyor.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin Mısır, Sudan ve Habeşistan bölümü, Kahire’de Hüseyin Mucib el Mısri riyasetindeki bir heyet tarafından Arapça’ya tercüme edilmek suretiyle Dar’ul Afak’il Arabiye kitabevince 2 cilt halinde neşredildi. Seyahatnamenin Mısır bölümü, yine Kahire’de Muhammed Ali Avni tarafından Dar’ul Kütüb ve’l Vesaik’ul Kamiyye kitabevince basıldı, basılıyor.

Hafız, onunla anlaşılmış

Hilafet merkezi olan Dersaadet, yüzyıllar boyunca en fasih Arapça ve Farsça’nın konuşulduğu, bu dillerde en değerli ilmi ve edebi eserlerin kaleme alındığı şehir olmuştur. Öyle ki İstanbul medreselerinden hiç çıkmamış, İstanbul’daki âlimlerden başka hiç kimseden ders almamış bir âlimin, Acem diyarında eşine rastlanılmayacak kadar fasih bir Farsça’ya, belagat sahibi bir Arap şairin bile önünde hürmet ve tazimde bulunacağı bir Arapça’ya hakim olması, mutad ve olağan bir hadise idi. Hafız  DivanıSudi-i Bosnevi, bu tarz âlimlerimizdendir. Farsça’ya vukufiyeti tarifsiz derecededir. Osmanlı Türkçesi ile kaleme aldığı Hafız Divanı Şerhi, İsmet Settarzade tarafından Farsça’ya tercüme edilerek 4 cilt halinde neşredildi. İran’da milli şair kabul edilen Hafız Şirazi’nin Divan’ı çok iyi bilinmesine ve üzerinde birçok çalışma yapılmasına rağmen, Sudi-i Bosnevi’nin şerhinin tercümesi ilmi muhitlerde büyük bir dalgalanmaya sebep oldu. Öyle ki birçok İranlı âlim, Hafız Şirazi Divan’ının, ancak Sudi Bosnevi şerhi Farsça’ya tercüme edildikten sonra layıkıyla anlaşılabildiğini ifade ettiler. Dikkat buyurun, anadili Farsça olan ilim adamları, kendi lisanlarının belki de en önemli eserinin anlamlarını, ancak Osmanlı Türkçesi ile yazılmış bir şerhin tercümesiyle çözebiliyorlar. Elbette ki ilimde böyle bir derinliğe ulaşmak, Hakk’ın lütfu ve bereketidir.

Çok az bir kısmını nakledebildiğimiz bu neşirler göstermektedir ki, Anadolu coğrafyasında kaleme alınan bu eserler, Kahire’den Tahran’a, Riyat’tan Şam’a, Bağdat’tan Beyrut’a kadar ilim havzalarında basılmakta ve okunmaktadır. Bu kadim eserler, kapatılmış medreselerimizin, el konulmuş zaviyelerimizin, yok edilmeye çalışılmış ilim geleneğimizin zafer sancaklarıdır. Bir diriliş habercisi olarak ülkemizin her köşesinde dalgalanmaktalar. Allah’a sonsuz hamd olsun ki, artık İstanbul’da da, hummalı bir faaliyet içinde kadim eserlerimiz tercüme ve neşrediliyor. Tefsir, hadis, fıkıh, kelam, tasavvuf ilimlerine ait kaynaklar birer birer gün yüzüne çıkıyor. Artık Gazali ile İbn Sina’yı, İbn Arabi ile İbn Teymiyye’yi, Taftazani ile Cürcani’yi, Razi ile Tusi’yi birlikte okumak mümkün. Toprağı tutan kökler filiz veriyor, inanıyoruz ki bir gövde yükselecek, dallar yine gökyüzüne ulaşacak. İşte o zaman, bizim gerçek baharımız, bu ağacın altında kutlanacaktır.

Abdülhamid Ahdar işaret etti

 

Güncelleme Tarihi: 09 Aralık 2011, 00:30
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20