Her kitabın anahtarı: "Biz dahi başta ona başlarız"

"Hatırlanmanın her türlüsünden münezzeh olmakla birlikte, her an anılmaya en layık Zât’ın adıyla başlamanın, her işte O’nunla olmanın imkânıdır, Besmele. Allah Teâlâ’yı tanıdığımız ilk söz; öğrendiğimiz, ezberlediğimiz, O’na dair bildiğimiz ilk cümledir, ‘’Bismilllâhirrahmânirrahim’’ Akile Tekin yazdı.

Her kitabın anahtarı: "Biz dahi başta ona başlarız"

Kur’an-ı Kerim’i okurken Rabb’imizin emri gereğince[1] “istiâze” yani “Eûzübillâhimineşşeytânirracîm” ile birleştirir; istiâzeyi namazdan önceki taharetimize, Besmele’yi ise Rabb’imizle olmanın, kul olarak bizzat münasebet kurmanın temsili olan namaza benzetiriz. Kelime-i Tevhid’in “lâ”sını istiâze ile “illâ”sını Besmele ile bütünleştiririz. Peygamber Efendimizin onunla başlanmayan işlerin sonunun kesik olacağını/sonu ahirete uzanan bir salih amel olamayacağını bildirdiği Besmele’yi, Kur’an’da yer alışı ve ifade ettiği manayı anlamaya çalışalım.

KUR’AN’IN DİLİNDEN BESMELE

Mushaf’ta iki türlü Besmele mevcuttur. Bunlardan birisi Kur’an-ı Kerim’in muhtevasında ve hattında yer almaktadır. Kur’an’da Besmele, bir ayetin bir bölümü olarak Allah Teâlâ’nın takdir ettiği biçimde, bir hanımefendinin dilinden yer almıştır. Neml Suresi 27-30. ayette, kavminin melikesi olan Hanımefendi’ye Besmele, Süleyman (Aleyhis Selam) tarafından yazılan mektuptan okutulmuştur.

Ayete vahiy geleneği açısından bakıldığında, Allah’ın adı ile işe koyulmanın tüm ilahi dinlerde bir prensip/şiar olduğu anlaşılmaktadır. Neml Suresi Mekkî surelerdendir. Nüzul bakımından ise Mekkî dönemin ortalarında nazil olduğu rivayet edilmektedir. Müşrik Arap toplumunun şirkte ısrarcı tavırlarına, putlara karşı tutumlarına ve Peygambere (Sallallahu aleyhi Vesellem) yaptıklarına karşılık, örnek ve teselli olarak, eziyetlere maruz kalan müminlere geçmiş kavimlerden bir misal getirilmiştir. Hatta bu durum üzerine Habeşistan hükümdarı Necaşi’ye Efendimiz (Sallallahu aleyhi Vesellem)tarafından gönderilen mektubunda, Süleyman’dan (Aleyhis Selam) Sebe Melîkesi’ne gönderilen mektup gibi Besmele ile başlamakta olduğu ve Allah’a imana çağırdığı fark edilir. İşte Allah Teâlâ bu örneklerle, her işlerine ulularını anarak, putlarının adıyla başlayan müşrikleri imana davet etmektedir. Ayrıca çağrının mukabilinde yapmaları beklenen davranış biçimini de melikenin Besmele ile başlayan bu çağrıya karşı, dinleyen, istişare eden, düşünen ve Hakk’a teslim olan tavrında göstermektedir.

Mushaf’ta yer alan ikinci tür Besmele ise sure başlarında yer alır. Bu Besmele, Tevbe Suresi dışındaki tüm surelerin başlarında olmak üzere Hatt-ı Mushaf’ta yer almakla birlikte, surenin muhtevasına dâhil olup olmadığı, Kur’an ayeti olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği âlimlerimizce tartışılmıştır. Bu hususta belirleyici olan, vahyin nüzulünden sonra cem edilen Mushaf’ta Kur’an dışında bir şeyin bulunmadığı hususundaki icmadır.

MANASI AÇISINDAN BESMELE

Kur’an-ı Kerim’de yer alan harfler iki türlüdür: İlki yalnızca kelimeleri oluşturur, ikinci tür ise kendi başına bir mana ifade eder. Besmele’nin başındaki “bâ”, mana ifade eden harflerdendir. Âlimlerimiz, nazil olduğu anda anlaşılan ve yaşanılan Kur’an’ı bugün, harflerine dahi garip kalan bizlere sahabenin anladığı ve dil bakımından Arapların bildiği manaları aktararak ulaştırmışlardır.

“Bâ” harfi, kulun Rabb’inin kudretine sıkı sıkıya bağlanmasını temsil eden bir başlangıç olmuştur, Besmele’ye. Âlimlerimizin “ilsâk” dedikleri bu manaya ilaveten, yardımı meydana getirme ve vesilelerle kullarına bağışlama bakımından kendisinden başka merci bulunmayan Allah’tan istenen yardım manasındaki “istiâne” de “bâ” harfinin manaları arasında zikredilmiştir. Her iki anlam birlikte düşünüldüğünde, her şeyi ile Rabb’ine bağ lanmış ve çareyi O’nda bulmaya inanmış bir mümin tasviri ortaya çıkmış olmaktadır. Ancak mümin bu hâli benimseyerek Allah Teâlâ huzurunda yalnızca duracak ve bekleyecek midir? Bu noktada kulun hareketinin gerekliliği, “bâ” harfinin “lazım olanı müteaddileştirme” yani “potansiyeli aktifleştirme” manasıyla açığa çıkmıştır. Öyleyse Besmele’yi dille ya da kalple zikretmek suretiyle gerçekleşecek her hareketin salih amele dönüşmesi mümkün müdür? İşte bu aşamada, “bâ” “sebebiyye” anlamıyla devreye girer; Allah için ve Allah sebebiyle yapılacak her işe kefil oluverir. Âlimlerimiz vesilesiyle öğrendiğimiz ve bir kısmını zikrettiğimiz bu manalar, vahyin nazil olduğu ortamda anlaşılmaktan ziyade yaşanan birer hâldir. Dolayısıyla Besmele’yi anlamak için dilin imkânlarından yararlanarak yalnızca “bâ” harfiyle ulaştığımız bu portre, yerinden kalkmak için sebep bulamayan ya da yapıp etmelerinde hayra ulaşamayan bizlere; niyet, amel ve sonuçlarımızı yeniden gözden geçirme imkânı sunmaktadır.

Kulun “bâ” ile başladığı Besmele’de ikinci durağı “ism” kelimesi olur. Yükselme eylemini kasteden “s-m-v” ya da alamet, mühür anlamındaki “v-s-m” köklerinden türediği düşünülen “ism”, sözde ve yazıda Allah kelimesine izafe/tamlama olmanın getirdiği tevazu ile izafetteki hemzesinden arındırılır. Bu hemzenin, kullanım çokluğu sebebiyle atıldığı da söylenir. Ancak Allah Teâlâ’nın isimlerinden bir başkasına “ism” kelimesi ile tamlama yapılsa, bu kaidenin geçerli olmadığı görülür. Bu durum bize Allah adı kendisine münhasır olan zâtla hemhâl olmanın yolunun tevazudan geçtiğine işaret etmekle birlikte, kulun “bâ” ile başlayan yolculuğunun nasıl gerçekleşeceğini de göstermiş olmaktadır. Böylece kul işinin “Allah ismi ile” olacağını âdeta son karara vurulan bu mühür ile kesinleştirmiş ve bu kararla basit, sıradan, âdet hâline gelmiş herhangi bir işin bile kendisini Allah ile olmaya yükselten bir durum olduğunu hissettirmiştir.

Besmele’de yer alan Allah kelimesi, Allah Teâlâ dışında bir varlığa isim ya da sıfat olmayan ve kendisi hakkındaki tüm isim ve sıfatları kapsayan kelimedir. Buna rağmen Allah’ın Rahman ve Rahim isimleri de Besmele’de yer almıştır. Kur’an’ın nazil olduğu ortamda bilinmeyen bu isimler “rahmet” mastarından türerler. Bebeğin gelişip büyüdüğü ortamı ifade eden ve Türkçede de kullandığımız “rahim” kelimesi ile irtibatlandırdığımızda, merhamet ve şefkat adına olabilecek ne varsa rahmet mastarının anlamına dâhildir, denilebilir. Allah ismi içerisinde mevcut olan rahmetin ayrıca bu iki isimle tekrar anılması, peşpeşe üç rahmetin zikredilmesinin sebebini düşündürür. Genelde özele doğru sıralanan bu isimlerin her biri birbirini açıklamaz ya da vurgulamazlar, farklı manalar taşımaktadırlar. Âlimlerimiz Rahman isminin de yalnızca Allah Teâlâ’ya mahsus olduğunu ifade ederler. Ayrıca bu isim ile inanç ayrımı gözetilmeksizin tüm insanlara dünyada, Rahim ismi ile de ahirette müminlere Allah tarafından gösterilecek olan merhamet ve şefkat hatırlatılır, derler.

SONUÇ DEĞİL, BESMELE!

Tesadüfi olmayan ve Allah’ın iradesiyle nazmedilen Besmelede’ki bu sıralama, bize önce tüm kudretiyle Allah ismini arz eder; sonra Rabb’in bu azameti altında gadabını geçen rahmetini tüm mahluka hatırlatır ve nihayetinde Allah’ı her an her işinde anmayı âdeta refleks hâline getirmiş olan bizleri müjdeler. Hz. Allah her Besmele’de farkında olup olmamamıza bakmaksızın bunu bize tekrar eder, bizden de tekrar etmemizi ister. Öyleyse sadece Besmele ile bile, bize kulluğumuzun başlangıcı ve ulaşacağı son öğretilmiş olur. Zira manası anlaşıldığında Besmele sadece niyet değil, işimizin nasıl olması gerektiğini belirleyen ve ulaşacağımız sonucu gösteren bir eylemdir. Bundan dolayı âlimlerimiz, Arapça kaidelere göre bir cümle olarak Besmele’nin fiile değil de harfle başlamasında, Allah’ın adının yapılacak işe/eyleme münhasır kılınması hikmetini zikrederler. Besmele, müminler olarak bizlerin Allah’la iletişimini düzenleyen temel prensiplerin ve ahlakın özü yani ilk adımıdır. Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi Vesellem) “Besmele her kitabın anahtarıdır.” buyurmuşlardır. Bu anahtar, Kur’an’ın tüm konularına ve gayelerine ulaştırıcı bir niteliğe sahiptir. Biz de bu sebeple, Kur’an’la bize her an hitap eden Bir’i anlamaya Besmele’den ve Besmele ile başlamak istedik…

Sen de her işinde,

“De Bismillahirrahmânirrahîm’i,

Bulasın tâ tarik-i müstâkîmi”[2]

Akile Tekin

Hüma Dergisi, Sayı:1

Dipnot:


[1] Nahl Suresi, 48

[2] Hayâlî

 - Yazıda Yararlanılan Kaynaklar: İbn Cerîr et-Taberî, Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân Tefsîru’t-Taberî, Mustafa el-Bâbi el-Halebî ve Evlâduhû, Kahire,

1954/1373; Fahreddin er-Râzî, et-Tefsîru’lKebîr Mefâtihu’l-Gayb, Dâruİhyâi’t-Türâsi’l-Arabi, Beyrut, 1990/1411; Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak

Dini Kur’ân Dili, Eser Kitabevi, İstanbul, 1942; Kasım Şulul, İlk Kaynaklara Göre Hz. Peygamber Devri Kronolojisi (Tahlil ve Tenkit), İnsan Yayınları, İstanbul, 2003; DİA, “Besmele”, TDVİA, V, 529-532; İshak Yazıcı, “Neml Sûresi”, TDVİA, XXXII, 553, 554; Hünkâr Hacı Bektâş-ı Velî, Besmele Tefsiri (Şerh-i

Besmele), Haz. Hamiye Duran, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2007; Yakup Yüksel, “Beydâvî Tefsiri’nde Besmele Tahlili”, Sakarya Üniversitesi

İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: XIV, Sayı: 26 (2012/2)

Yayın Tarihi: 17 Nisan 2022 Pazar 12:00 Güncelleme Tarihi: 17 Nisan 2022, 13:32
YORUM EKLE
YORUMLAR
N.ÖZDEMİR
N.ÖZDEMİR - 8 ay Önce

“Bismillah her hayrın başıdır.Biz dahi başta ona başlarız.”Bediüzzaman 1.Söz (Başlıkta kullandığınız Biz dahi başta ona başlarız Bediüzzaman’nın ifadesidir ama alıntı yaptığınızı belirtmemişsiniz yoksa ben mi fark edemedim?

Dünyabizim
Dünyabizim @N.ÖZDEMİR - 8 ay Önce

Nazikter Hanım; Üstad'ın bu sözü hemen herkesçe bilinen, halka mâl olmuş, benimsenmiş ve umumi bir nitelik kazanmış olduğu için kaynak belirtmeye gerek duymadık. Tırnak içine alınmış olması da özellikle altını çizmek içindir.

banner19

banner36