Hayatın içinde olmasına rağmen görülmeyen ilim: Tasavvuf

Hakikatin kişi adedince olduğunu söyleyen sufiler öteleyebilir mi başkalarını? Başlangıcı itibariyle hakikate ulaşmak için çıkılan bu yolculukta, yolda gidişin farklı olması ulaşılmak istenilen hedefe odaklanmaktan bizi beri etmemeli. Selma Özkaya Muştuoğlu yazdı.

Hayatın içinde olmasına rağmen görülmeyen ilim: Tasavvuf

Sosyal hayatta bazılarımızın kaderi çok önceden belirlenmiştir. Yani anlatmak istediğim durumla kim karşılaşırsa aşağı yukarı aynı şeyleri yaşar.  Mesela evin en küçük çocuğuysanız biraz şımartılırsınız ama büyükseniz durumlar biraz kritik. Küçüğün davranışlarına yan gözle bakılırken büyüğün her davranışı mercekle izlenir. Küçük hata yapabilir, büyük yapamaz. Bunların yanında bir de ortanca kardeş durumu var… İhmal edilenler kümesidir burası. Var olabilmeleri uğruna mücadele etmeleri gerektiğinden bu grup mücadeleyi çok sever. Yaptıkları iyiliği kimsecikler takdir etmez ama bir kötülük cereyan etse herkes tarafından eleştirilir. Bu durum sadece insanların başına gelmez. Aynı şey ilimlerin başına da gelmiştir. Mücadele kısmı da “tasavvuf”a düşmüştür.

Peygamber efendimizin hayatıyla bu ilmin tohumları saçılmaya başlanmıştır. Tasavvuf ilmi ilk zamanlarda kimsenin tepkisini çekmeden var olmaktaydı. Dünyadan ve dünyalıklardan uzak, Rahman’a yakın yaşamaya çalışan bu guruba karşı ne oldu da tepkiler ortaya çıktı? Nedendir görmezden gelinmeye çalışıldı?

Düşünceler konuşulmaya başlayınca tahammül edemez insan kendisinden başkasına. Tasavvuf ilminin de akılcılık ve rivayet yoluyla bilgi edinmeye karşı kalbi arındırmayı ve tezkiyeyi savunmuş olması onu tahammül edilemez hale getirmiş, bütün eleştiriler bunun üstüne yazılmıştır. Bu durum bir çözüm olmayınca da görmezden gelinmiş ve tasavvuf ilmine düşen görev, “Ben de varım” diye mücadele etmek olmuştur.

Bir oluşumun ilim olabilme yolunda geçerliliği için bazı şartları barındırması gerekir. Bunlar: Oluşumun ne olduğu, konusu, kapsamı ve diğer mevcut ilimlerle ilişkisinin kurulabiliyor olmasıdır. Bunların hepsi de tasavvufta mevcut olduğu için varlığı kabul edilmiştir. Aslında “var olan şey onaylanmıştır” dersek daha güzel anlaşılır.  

Yolculuğunda ikilemde (şeriat-hakikat) kalmamıştır tasavvuf. Şeriat öncedir, hakikat bunun bir üst mertebesidir demiş, her taraftan itirazlar yükselmiştir. Nihayetinde bir ispatı yoktur hakikatin. Veyahut laboratuvarlara alınıp incelenemez. Anlamak için kalp temizliği lazım. Bunun da ölçüm aleti yok. Gizlenmiştir asıl mutasavvıflar. Melamet ehli olanlarda mevcuttur. Kimse bilemez ne yaptıklarını. Belki bir esnaf, belki bir ayakkabıcı…vb olarak çıkar karşımıza.

Hakikatin kişi adedince olduğunu söyleyen sufiler öteleyebilir mi başkalarını? Başlangıcı itibariyle hakikate ulaşmak için çıkılan bu yolculukta, yolda gidişin farklı olması ulaşılmak istenilen hedefe odaklanmaktan bizi beri etmemeli. Ötekileştirmeye çalışırken kendimizi ötekiler içinde bulabilmemiz kaçınılmazdır.

Selma Özkaya Muştuoğlu

Yayın Tarihi: 24 Aralık 2020 Perşembe 14:00 Güncelleme Tarihi: 24 Aralık 2020, 13:59
banner25
YORUM EKLE

banner26