Halini saklamaya azami gayret gösterirdi

Yetkin İlker Jandar, Dramalı Ahmed Hamdi (Tek) Efendi’yi yazdı..

Halini saklamaya azami gayret gösterirdi

3. Devre Melamiliğinin meçhul ve sırlı simalarından olan müderris Dramalı Mustafa Hazım Efendi, İstanbul Fatih’te bulunan Moravi Elhac Osman Efendi, Kıbrıslı Abdullah Efendi ve Haydar Paşa medreselerinde ders okutmuş, hem tasavvufa hem de medrese muhitine aşina olan hususi bir ihvan topluluğu yetiştirmiştir.

Mustafa Hazım Efendi’nin ihvanı arasında yine Dramalı olan iki talebesi ön plana çıkmıştır. Moravi Elhac Osman Efendi Medresesi’nde müderrislik vazifesinde bulunan Dramalı Salih (Tüzün) Efendi bu iki talebeden birisidir. Dramalı Salih Efendi, Cumhuriyet döneminde medreseler kapatıldıktan sonra başlayan yeni tedrisatta muallimlik vazifesine devam etmiştir. Bugün ismi, İstanbul’un Kartal İlçesi’nde, Soğanlık semtinde kurulmuş olan “Öğretmen Salih Nafiz Tüzün İlk Öğretim Okulu” ile yaşatılmaktadır.

Mustafa Hazım Efendi’nin diğer önemli talebesi ise Dramalı Ahmed Hamdi (Tek) Efendi’dir. Dramalı Ahmed Hamdi Efendi, bilahare Mustafa Hazım Efendi’den hilafete nail olmuştur. İlim hayatına Medrese-i Sahn yani Ayak Medresesi’nde mülazım olarak başlayan Ahmed Hamdi Efendi, daha sonra üstadları gibi müderrislik vazifesinde bulunmuştur. Dramalı Ahmed Hamdi Efendi, Arapça ve Farsça’ya vakıf büyük bir âlim olup, harf inkılabından sonra Darüşşafaka Lisesi’nin matematik öğretmenliği ve muhasebe bölümünde mütevazı bir memurlukla iktifa etmiştir. Yazılı eser bırakmayan ve Melamet ilkesince halini saklamaya azami gayret gösteren Ahmed Hamdi Efendi, İbn Arabi’nin eserlerini konu alan sohbetler vasıtası ile ihvanını yetiştirmiştir. İhvanı ve talebeleri arasında, Tahir Ağa Dergâhı son postnişini Ali Behçet Efendi’nin kendisine emanet ettiği İskilipli Ahmed Sadık Yivlik Efendi’nin ayrı bir yeri vardır.

Kara Baba Dergahı’nın müdavimlerinden Mustafa Öncel Bey, bu emanet edilme hadisesini şöyle naklediyor: “Ahmed (Yivlik) Abi’ye, Ali Behçet Efendi’nin niçin kendisini Dramalı Ahmed Hamdi Efendi’ye emanet ettiğini sordum. Bana şöyle cevap verdi; Üstadım Ali Behçet Efendi çok yaşlı idi. Kitap getirip götürme bahanesi ile beni Ahmed Hamdi Efendi’nin yanına gönderirdi. Ahmed Hamdi Efendi ile bu vesileyle tanıştık dedi.  Ali Behçet Efendi, yakın zamanda vefat edeceğini anlayınca, daha hayatta iken talebesi olan Ahmed Abi’yi emin bildiği ellere emanet etmiştir.”

Gerçekten de Ali Behçet Efendi ömrünün son demlerindedir ve henüz bir lise talebesi olan müridi Ahmed Sadık Yivlik Efendi’yi emin bir zata emanet etmesi gerektiğinin farkındadır. Bu yüzden yavaş yavaş da olsa Ahmed Sadık Efendi’yi Dramalı Ahmed Hamdi Efendi’ye alıştırmaya, aralarında bir ünsiyet peyda etmeye çalışmıştır.

Ahmet Sadık Efendi’nin ilk başlarda Ahmet Hamdi Efendi’ye bağlanamamasının iki sebebi vardır

Nihayetinde Hak vaki olur ve Ali Behçet Efendi Hakk’a yürür. Dergâhlar kapatıldığı için Ali Behçet Efendi’nin Tahir Ağa Dergâhı haziresine defni mümkün olmaz. Bu yüzden Karaca Ahmet Kabristanı’na, dedesi mesnevihan Büyük Ali Behçet Efendi’nin medfun bulunduğu Çiçekçi Camii haziresinin tam karşısına defnolunur. Bu vefat, Ali Behçet Efendi’ye tüm kalbiyle ve büyük bir muhabbetle bağlı olan Ahmed Sadık Efendi için tam bir yıkım olur. Bu sebeple, aralarında oluşan ünsiyete rağmen, Ahmed Sadık Efendi’nin Dramalı Ahmed Hamdi Efendi’ye bağlanması kolay olmamıştır.

Ahmed Sadık Yivlik Efendi’nin bu dönemde yaşadıklarını, bizzat kendisinden dinleyen Abdullah Bülent Erel Bey şöyle naklediyor: “Ahmed Sadık Efendi, üstadı Ali Behçet Efendi vefat edip de, Karaca Ahmet’te Çiçekçi Camii’nin karşısında defnettikleri gün yıkılmıştır. Definden sonra, Tunus Bağı’na dönerlerken, bugün mermercinin bulunduğu yerdeki eski kahvehanede yığılıp kalır, orada uzun süre ağlar. Daha sonraki günlerde uzunca bir müddet, Ali Behçet Efendi tarafından emanet edildiği Dramalı Ahmed Hamdi Efendi’ye teslim olamaz. Teslim olamadığı için de Ahmed Hamdi Efendi’nin hal ve tavırları kendisine şeriata aykırıymış gibi görünür. Bu durum yaşadığı manevi sıkıntıyı daha da arttırır. Hatta cehennemde yanıyormuş, vücudunu lime lime doğruyorlarmış gibi manevi ızdıraplar içinde kalır. En sonunda; ‘Her gün cehennemde yanmaktansa varsın bir kez yanayım’ diyerek Ahmed Hamdi Efendi’ye kalben teslim olur. Ahmed Sadık Efendi bu kalbî teslimiyetten sonra derhal rahatlar ve huzur bulur. Yaşadığı manevi ızdıraplar kaybolur. Hayretle müşahede eder ki, Ahmed Hamdi Efendi’de gördüğü ve şeriata aykırı zannettiği hal ve tavırlar usule dair farklılıklardan ibarettir. O zaman, daha önceki kanaat ve zannının hep teslim olmamaktan, olamamaktan kaynaklandığını anlar.”

Ahmet Sadık Efendi’nin ilk başlarda Ahmet Hamdi Efendi’ye bağlanamamasının iki sebebi vardır. Birincisi, Ali Behçet Efendi’ye duyduğu derin muhabbetin, onun vefatı üzerine teessüre dönüşmesidir. Bu teessür, bir müddet de olsa, onun Ahmed Hamdi Efendi’nin hakikatini görmesini engellemiştir. İkincisi ise usule dair farklılıklardır. Cami-i turuk bir zat olan, hususiyetle de Uşşaki ve Kadiri tarikatlarının usullerini tatbik eden Ali Behçet Efendi’nin meydan açan, cehri zikri ve esma zikrini esas alan yolu ile, her türlü merasim ve törenden uzak, cehri zikir yerine hafi zikri, esma zikri yerine sadece İsm-i Celal zikrini tatbik eden 3. Devre Melamiliği’nin yolu zahirde büyük farklılıklar içermektedir. Ancak teslim olmak suretiyle bu usule dair farklılıklar aşıldığında, her iki yolun da hakikatinin, mahiyetinin ve nihayetinin bir olduğu idrak olunmaktadır. Ahmet Sadık Efendi bu idrake ulaştığında, Ali Behçet Efendi ile Ahmet Hamdi Efendi’nin hakikatlerindeki birliği müşahede etmiş, Ali Behçet Efendi ile bulduğu Muhabbet-i İlahi’nin, artık Ahmed Hamdi Efendi’nin aynasında tecelli ettiğini anlamıştır.

Kara Baba Dergahı’nın müdavimlerinden Arif İhsan Mat Bey, Ahmet Sadık Efendi’nin bu dönemde yaşadığı değişimin bir misalini şöyle naklediyor: İhsan Bey’in hocalarından olan Sultanahmet Camii müezzini Mahyacı Ali Ceyhan Efendi, havas ilimlerinde ehliyet sahibi bir zattır. Ahmet Sadık Efendi ile de tanışıklığı ve hususi dostluğu vardır. Mahyacı Ali Efendi bir gün İhsan Bey’e, Ahmed Sadık Efendi ile Besim Bener Bey’in, Darüşşafaka Lisesi’nde tanıyıp rahle-i tedrisinden geçtikleri Topçuzade Mehmed Arif Bey’den havas ilimlerini tahsil ettiklerini, bu ilimlerde müstesna olduklarını anlatır. Ancak Dramalı Ahmed Hamdi Efendi, Ahmed Sadık Efendi’yi bu ilimleri kullanmaktan men ettiği için, Ahmed Sadık Efendi bu ilimlerdeki ehliyetini daima saklamıştır.

Hüsamettin Yivlik Bey de bizzat babasından dinlediği şu ayrıntıyı veriyor: Ahmed Sadık Efendi, Darüşşafaka’da Kütüphane Müdürü olan Topçuzade Mehmed Arif Bey’den havas ilimlerini öğrenmiştir. Ahmed Sadık Efendi’nin bu ilimlerdeki ehliyetini ve merakını fark eden Dramalı Ahmed Hamdi Efendi; “Evladım Hüddam’larla (yani hizmetkârlarla, eşyadan ve tabiat kuvvetlerinden sorumlu olan meleklerle) meşgul olacağına, onların Sultan’ı ile (yani Allah-u Teala ile) meşgul ol!” ikazında bulunur. Bu ikaz üzerine Ahmed Sadık Efendi havas ilimleri ile meşgul olmayı bırakmıştır. Biz tasnif çalışmalarımız esnasında, merhum Ahmed Sadık Efendi’nin hususi kütüphanesinde, Topçuzade Arif Bey’in havas ilimlerine dair derslerinde tutulan notlardan oluşan defterlerle, Ali Behçet Efendi’nin vefatı ile Tahir Ağa Dergahı’ndan naklolan havas ilimlerine dair nadide yazma eserleri gördük. Bu defter ve yazmaların hepsi, merhum Ahmed Sadık Efendi’nin ailesi tarafından muhafaza edilmektedir.

“O kuşdili bana da çözüldü, anlatılanları zevk etmeye başladım”

Ahmed Sadık Efendi, yine Darüşşafaka Lisesi’nden hocası olan Tahir’ül Mevlevi ile sürekli görüşmektedir. Tahir’ül Mevlevi, fotoğraf çektirme konusuna müspet yaklaşmakta, sadece omuzdan yukarısını gösteren vesikalık fotoğrafların, şer-i şerifteki suret yasağını ihlal etmediği görüşünü birçok delil ile savunmaktadır. Ahmed Sadık Efendi, Tahir’ül Mevlevi’nin bu görüşünü üstadı Dramalı Ahmed Hamdi Efendi’ye nakleder. Ahmed Sadık Efendi’yi dinleyen Ahmed Hamdi Efendi; “Resulullah Efendimiz’in (SAV) hüküm verdiği bir konuda başka görüşe itibar edilmez” diyerek nihai tavrını ortaya koyar. Üstadı Ahmed Hamdi Efendi’nin bu husustaki tavrını takip eden Ahmed Sadık Efendi, ömrü boyunca fotoğraf çektirmekten azami ölçüde kaçındığı gibi, kendi ifadesi ile “içi sızlayarak, elleri titreyerek” de olsa, daha önce hocaları ile çektirdiği birçok fotoğrafı imha etmiştir.

Ahmed Sadık Efendi’nin muhterem eşi Müesser Yivlik Hanım Efendi, Dramalı Ahmed Hamdi Efendi ile tanışmasını şöyle naklediyor: “Ben daha çocukken, ailem Kara Baba Dergahı’nın sokağında otururlardı. Dramalı Ahmed Hamdi Efendi, zaman zaman aynı sokakta oturan ihvandan Saniye Hanım’ı ve ailesini ziyarete gelirdi. Ben çocuk halimle, sokakta gördüğüm ve içten içe hayranlık ve muhabbet duyduğum bu zatı evin bahçesine kadar takip eder, hatta gizlice bahçe kapısından içeriye bakardım. Daha sonra Ahmed (Sadık) Efendi, aynı sokakta merhum halası Fatma Hanım’dan kalan evde oturmaya başlayınca, hanımını genç yaşta kaybeden ve Darüşşafaka Lisesi’ndeki küçük bir odada kalan Dramalı Ahmed Hamdi Efendi için kendi evinde bir oda tertip etmiş. İşte bir yatak, bir masa, bir sandalye, bir dolap ve kitaplar. Ahmed Hamdi Efendi’nin odasındaki eşya bunlardan ibaretti. Daha sonra Ahmed Sadık Efendi ile evlenince, ben bu eve gelin gittim. İbn’ül Emin Mahmud Kemal Bey de nikah şahidimiz oldu. Darüşşafaka’da matematik öğretmenliği ve muhasebe müdürlüğü yapan Ahmed Hamdi Efendi ile Ahmed Sadık Efendi Darüşşafaka’dan yürüyerek eve gelirler, Ahmed Hamdi Efendi odasının düzenlendiğini, pijamalarının katlanıp, terliklerinin de yatağının yanına usulce koyulduğunu görünce pek bir memnun olur; ‘Ah kızım sen bu odayı gelin odası gibi yapmışsın’ derdi. Ahmed Hamdi Efendi çok güzel yemek yaparlardı, hatta ben de yemek yapmayı ondan öğrendim.

Ahmed Hamdi Efendi ile Ahmed Sadık Efendi tevhide dair sohbet ederler, ben de onlara hizmet ederdim, ama konuştuklarından hiçbir şey anlamazdım. Konuştukları bana sanki kuşdili gibi gelirdi. Pazar günleri ihvan sohbet için toplanır, bu günlerde Ahmed Hamdi Efendi’nin hususi isteği ile hazırlanan menü ikram edilirdi. Ahmed Hamdi Efendi namaza çok ihtimam eder, namazını mutlaka kılar, ancak kimseye de haydi namaza demezdi. Ahmed Sadık Efendi’nin Zonguldak’taki memuriyeti sırasında, gurbetin de tesiriyle ölüm derecesinde ağır bir hastalık geçirdim. Bu hastalık sırasında yaşadığım manevi haller ve Ahmed Hamdi Efendi’nin irşadı neticesinde o kuşdili bana da çözüldü, anlatılanları zevk etmeye başladım.”

Bu dönemde, sohbet için dönüşümlü olarak ihvanın evlerinde toplanılmaktadır. Müesser Yivlik Hanım Efendi’nin naklettiğine göre, Dramalı Ahmed Hamdi Efendi ihvan ile yapılan toplantılarda ve Ahmed Sadık Efendi ile hususi sohbetlerinde dersi Arapça metninden okur, tercüme ve şerhini yaparak konuları izah ederler imiş. Bu sohbetler esnasında, büyükçe bir lügat daima yanlarında olur, lüzum hasıl olduğunda bu lugata da bakılır imiş. Ahmed Hamdi Efendi’nin derslerinde okunan kitapların, Fütuhat-ı Mekkiyye’nin Bulak baskısı ile Abdullah Bosnevi’nin Füsus’ül Hikem Şerhi olduğu, kütüphanenin tasnifi sırasında anlaşılmıştır.

Müesser Yivlik Hanım Efendi’nin naklettiğine göre, Dramalı Ahmed Hamdi Efendi’nin kız kardeşi Safinaz Hanım, asabi mizaçlı bir insandır. Bir gün Ahmed Hamdi Efendi’ye; “Ben asabi olduğumdan bir türlü sana teslim olamıyorum, seni üstadım olarak değil hep abim olarak görüyorum, müsaade edersen Şemsi Baba’ya intisap etmek dilerim” diyerek Hüseyin Şemsi Ergüneş Hazretleri’ne intisap etmek için izin ister. Dramalı Ahmed Hamdi Efendi çok mutlu olur ve müsaade eder. Bu vesile ile Hüseyin Şemsi Efendi’nin ihvanından da Dramalı Ahmed Hamdi Efendi’yi ziyarete gelenler, sohbetlere katılanlar olur. Hüseyin Şemsi Efendi, Dramalı Ahmed Hamdi Efendi’nin çok değer verdiği zatlardandır. Ahmed Hamdi Efendi’nin Erzurumlu Yeşilzade Muhammed Salih Efendi, İbn’ül Emin Mahmud Kemal Bey ve Osman Kemali Efendi ile de hususi dostlukları olmuştur.

Ersin Nazif Gürdoğan’ın meşhur deyimi ile ifade edersek, yakın tarihimizdeki “Görünmeyen Üniversite”lerden biri olan Dramalı Ahmed Hamdi Efendi, Hicri 1374 tarihinde İstanbul’da Hakk’a yürümüş, Kartal Soğanlık kabristanında, üstadı Dramalı Mustafa Hazım Efendi’nin yanına defnolunmuştur. Dramalı Ahmed Hamdi Efendi ile Ahmed Sadık Yivlik Efendi’nin birbirlerine yazdıkları mektuplar bir dosya halinde Yivlik ailesince muhafaza edilmektedir. Allah onlardan razı olsun.

Yetkin İlker Jandar yazdı

Güncelleme Tarihi: 28 Şubat 2019, 13:31
YORUM EKLE
YORUMLAR
Sencer
Sencer - 6 yıl Önce

çok istifade ettim. Elinize sağlık.

banner19

banner13