banner17

Hakikate Yöneltmeyen Güzellik Anlamsızlık Uçurumudur

Hz. Yusuf’un marifeti, suretinin güzelliği değil güzelliğinin kaynağı olan ‘mutlak’a sadakatiydi. Güzelliği onun imtihanı olmuş, bu imtihanın çilelerini ise dosdoğru olmaktan vazgeçmeyerek aşabilmişti. Böylece kıssaların en güzeli olan Hz. Yusuf’un tecrübesi, güzelliğin bizi ancak iyi, doğru, ahlaklı kılarak yetkinleştireceğini ve bu anlamla amacının korunabileceğini gösterdi.

Hakikate Yöneltmeyen Güzellik Anlamsızlık Uçurumudur

Gözle temaşa edilebilen güzellik, güzelliğin sa­dece bir bölümünü (su­reti); göze zevk verme, gönülde heyecan uyandırma, beğeni ve sevgi hissettirme gibi arzulama niteliklerini taşır. Güzel, hayran­lıkla duyumsanandır. Seyredende bir aydınlanma, bir sürur uyan­dıran zevktir. Güzellik cezbeden, sevilen bir mahiyettir ve bütün güzel suretler bu cana yakınlıkla ayırıcı bir özellik taşır. Bu ayırıcı nitelikle özel bir ilgi kazanan gü­zellik, hem ona sahip olana ken­dini özel hissettirir hem de onu her şeyden ayıran bir hayranlıkla, özlemle seyredilir. Fakat ne gü­zelliğin özel hissettirmesi ne de hayranlıkla seyredilmesi anlamı­nı kavramak için yeterlidir. Çünkü güzelin ideal niteliği, ayırıcı biçimi uyumlu olduğu özle, onu var eden kaynakla anlamlıdır. Suretin bir iddiasına dönüştüğünde ise onu var eden özden kopar. Bu yüzden güzelin uyumlu olduğu ideal su­rete kusursuz baht hazırlamaz, seyredilmekle de yetinmez.

Güzel ne tek başına kendi için güzeldir ne de güzelleştirdiği cis­me aittir. Nitekim suret, güzellik­le şekillense bile geçiciliğin elin­de yok oluşun bütün arazlarına muhataptır. Bütün kaderler gibi güzelin kaderi de nakıs bir zama­na, zaafa, acziyete mahkûmdur. Ama kuşkusuz halk edilen her şey gibi güzelliğin de bir amacı vardır. Ve bu amaç güzele bir id­dia kazandırmaya değil kaynağı olan mutlaka yol açmaya yöne­liktir.

Güzellik nihai hedef değil

Güzelliği kusursuzlukla iliş­kilendiren Gazâlî’ye göre, her şeyin güzelliği onun ulaşabile­ceği yetkinliğidir. Ve her şeyin kendine göre bir mükemmellik şekli vardır… Fakat güzelliği mükemmellikle birlikte düşün­sek bile onu kusursuzlukla ta­nımlayamıyoruz. Madem suret nakıs olma kanuna bağlıdır, yok olmanın baskısına maruzdur ve bozulmaya mahkûmdur. Nihayet güzele “ilgi” kesilmeyen bir tari­he sahip olsa da suret güzelliğinin insanı mükemmelleştirmediği­ni, bir değer ölçüsü sayılmadı­ğını da biliyoruz. Yaratılmış her şey gibi güzel de kaderin hükmü altında, zamanın elinde ve zaa­fın kucağındadır. Öyleyse hay­ranlıkla duyumsanan güzelliğin yetkinliğinden, güzelliği arzula­manın ya da hayranlık duymanın sebebinden anlaşılması gereken nedir?

Allah sözü; güzel olana sevgi beslemenin, güzeli arzulama­nın insana bağışlanmış bir zevk ve menfaatler olduğunu belirtir. (3/14) Yeryüzündeki güzellikler arzulanan zinetler (zevkler) ola­rak yaratılmıştır ve bu yaratma insanların nasıl davranacağını ortaya çıkaracak birer sınanma vesilesidir. (18/7) Heidegger’a göre, “Güzelliğin bilinir olması için gizlilikten kurtulması, orta­ya çıkması gerekir.” Bu manada güzelliğin yaratılması, hakikatin tecellisi olarak mutlak güzelin ortaya çıkması (bilinmesi) içindir. Güzelliğin görünmesi (bilinmesi), suretin yaradılış hakikatiyle al­gılanmasını şart kılar. Güzellik, eksiklikten yahut bozulmaktan kurtaran, kusursuzlaştıran bir nitelik olmaktan ziyade güzelde­ki iyinin, doğrunun algılanmasını sağlamak için bir olanaktır.

Bu yüzden Allah, yarattığı gü­zelliği nihai hedef olarak işaret­lemez. Suretin amaç olarak ele alınışını günahla birlikte zikre­der. Çünkü sureti amaç edinmek ebedî olanı, ruhu değersizleştir­mek anlamına gelir. Sureti niha­ileştirmek insana geçici bir zevk bağışlamaktan öteye geçmez. Dünyevileşmeden ibaret olan bu zevk, ebedî hayatın güzellik­leriyle buluşmaya yol açamaz, geçicilikten ibaret kalır ve güzel­liği anlamsızlaştırır. İspanyol dü­şünür M. Unamuno’nun, “Seyri bizi olduğumuzdan iyi kılmayan güzellik, güzellik değildir.” sözü bu hakikati çok iyi özetleyen bir ifadedir. Bizdeki güzelliği, doğ­ruluğu, iyiliği ortaya çıkarma­yan yani bizi mutlak güzele (ha­kikate) yöneltmeyen güzellik, Unamuno’nun tabiriyle “bütün gönüller için bir anlamsızlık uçu­rumudur.

Güzelliğin hakikati

Güzele kalp nazarıyla bakmak ve hikmetini görmek “anlamı” or­taya çıkaracak, asıl olanı (ebedîyi) suret (geçicilik) sığlığından kur­taracak bir ufuktur aynı zamanda. Peygamber Efendimizin (sav), bir yol üzerinde rastladıkları ve her­kesin gözünü kaçırdığı köpek le­şinin iskeletini işaret edip, “Bakın ne güzel dişleri var” diye dikkat uyandırması bu nazara bir misal­dir. Hz. Süleyman’ın hükümranlı­ğına ve saltanatının bir göstergesi olan billur zemine hayran kalan Melike Belkıs, nazarını, gördüğü güzelliğin kaynağını kavramaya yöneltebilmiştir. Bu yüzden Hz. Süleyman’a bağışlanmış kudre­tin sergilediği güzellikleri temaşa etmekle şahit olduğu surete değil bu kudretin kaynağı olan hakikate teslim olmayı bilmiştir. Belkıs’ın hakikatini ortaya çıkaran tema­şa, kalp gözüyle baktığı için onu Süleyman’a değil, “Süleyman’la birlikte âlemlerin Rabbine teslim oldum.” istikametine kavuştur­muştur. İşte her güzellik ancak hakikat nazarıyla seyredildiğinde görücüsünü şekle mahkûm bı­rakmaz, yaratıcı kaynağa yöneltir. Bu, güzelin eşiğinden ufuklarına süzülebilmek ve onu oluşturan sırra vasıl olabilmektir. Yoksa gü­zellik tek başına bozulma ve yok olma kaderiyle geçicilikten başka bir şey vaat edemez.

Feridüddin Attar, Şeyh San’a hikâyesinde zamanın piri olan şeyhin aklını başından, imanını kalbinden söküp alacak bir güze­ le gönlünü kaptırmasını anlatır. Kızın sureti şeyhin gözünde öyle güzeldir ki uğrunda ilminden, takvasından sıyrılıp rezilliğe, ce­henneme razı olmaktan kaçın­maz. Suretin güzelliğine duyduğu tapınma boyutundaki aşkın Şeyh San’a’ya hazırladığı yegâne ka­der ise anlamsızlaşma, değer­sizleşmedir. Bu ise güzelliğin ebedîlikle bağını koparma­nın bedelidir.

İslam kültüründe hiç­bir suret sadece güzel olduğu için emsal kılın­maz. Güzelliğin ifade ettiği değere, güzelliğin anlamı olan ruha, gü­zelliğin hakikati ortaya çıkarma amacına dikkat çekilir. Güzelliğin biçime indirgenmesi, anlamsızlıkla değersizleştirilmesi, amacın­dan saptırılması ise ağır bedelle­rin tecrübesi olarak hatırlanır.

Yusuf’un imtihanı

Hz. Yusuf’un sireti, kıssaların en güzeli olma özelliğini, bu bah­sin en güzel dersini vermekten alır esasında. Züleyha, Yusuf’un güzelliğini mutlaklaştırmış, izafi olanı mutlak olarak görmüştür. Güzelliğin arzulanır olmasıyla yetinmiş ve onu nefsine amaç edinmiştir. Oysa bu putlaştırma­dır; yaratılış amacından saptır­ma, asıl olanı geçici olana kurban etme, hakikati basitleştirmedir. Züleyha’nın misafiri olan kadın­ların, Yusuf’un güzelliğini temaşa ettiklerinde ellerini kestiklerin­den habersiz olacak kadar hay­ranlık duymaları da tek başına bir anlam ifade etmez, nitekim kadınlar ellerini kestikleriyle ka­lırlar. Bu da güzelliğin ebedîlikle ilişkisi içindeki uyumunu bozmak ve suret zindanına sıkışmaktır. Nitekim Hz. Yusuf’un güzelliğin­de gizli olan hakikat, bağışlanmış güzelliğin alkış bekleyen bir gös­teriş malzemesi yahut nihai amaç edinilecek bir arzulama putu ol­madığını ortaya çıkarmıştır. Zü­leyha suret gözüyle baktığından Yusuf’un güzelliğinin elde edilir bir nitelik olduğunu zannetti. Hz. Yusuf ise güzelliğin mutlak güzel ile ilişkisi içinde “güzel” olduğunu biliyordu. Züleyha’nın tasarruf ar­zusunun, güzelliği iyilikten kopa­racağının, güzellikteki saflığı bozacağının farkındaydı. Bu yüzden “Bana göre zindan, bunların beni ça­ğırdığı şeyden sevimlidir.” istikametinden sapmadı.

Hz. Yusuf, kerim bir misal oluşunu, güzel­liğinin kusursuzluğun­dan değil Züleyha’nın nefsine teslim olmayan ahlakından (hakikatten) al­mıştır. Hz. Yusuf’un marifeti, suretinin güzelliği değil güzelli­ğinin kaynağı olan “mutlak”a sa­dakatiydi. Güzelliği onun imtihanı olmuş, bu imtihanın çilelerini ise dosdoğru olmaktan vazgeçme­yerek aşabilmişti. Böylece kıssa­ların en güzeli olan Hz. Yusuf’un tecrübesi, güzelliğin bizi ancak iyi, doğru, ahlaklı kılarak yetkin­leştireceğini ve bu anlamla ama­cının korunabileceğini gösterdi.

Allah sizin suretlerinize de­ğil amellerinize bakar.” hadisi, suret güzelliğinin tıpkı afiyet gibi, nimetlerin kimisinde arttırılıp ki­misinde azaltılması gibi bir dünya hâli (imtihan vesilesi) olduğunu hatırlatır. Güzellik insana ne ku­sursuzluk sağlar ne de üstünlük sebebidir. Allah yarattığı nimet­lerin zayi edilmesine razı olma­dığı gibi güzelliğin de hakikatle anlaşılmasını ve kaynağından koparılmamasını ister. Demek ki güzelliğin niteliği uyum sağladığı amaca yönlendirmesiyle bilinir. Hasıl-ı kelam her şey gibi güzelin de kaderi imtihanlarla örülüdür ve ulaşabileceği yetkinlik ancak hakikatle uyum sağladığı oran­dadır.

Münire Daniş, “Güzelin Kaderi”, Bilimevi Kadın dergisi, Nisan-Mayıs-Haziran 2018, sayı 5.

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 17:55
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20