Gülümsemesi hüznün gölgesinde bir âşık!

Mustafa Nezihi, 1997’de tanış olma şerefine erdiği Fahri Baba’nın portresini, Metin Kaçan’ın “Fındık Sekiz” kitabındaki anlatımlardan da faydalanarak kaleme aldı.

Gülümsemesi hüznün gölgesinde bir âşık!

Bir şey olur. Umulmadık bir şey. Birisi bindiği arabayı köprünün bir yerinde durdurur ve oradan aşağı atlar. Su çelik olur, beton olur. Ayrılır biri daha aramızdan. Yaşamak denilen muamma biraz daha karmaşıklaşır. Onun bu ‘trajik’ atlayışından üstümüze sıçrayan acı, eziklik, acizlik, ihmalkârlık, acımasızlık ve bencillikten başka nedir ki? Üstelik Fındık Sekiz kitabını okurken, eserin sonlarına doğru, bu yılın ilk günlerinde gerçekleşecek olan o vahim olayın kurgusunu neredeyse tıpatıp görünce; acılık ve acizlik daha fazla kapladı ruhumu. Fazla bilmezdim Metin Kaçan’ı. Ama Hasan Kaçan’ı biliriz ve severiz. Onun üzülmesi bizi de üzmüştü. Sonra bir de Fahri Baba’nın mahzun olduğuna şahit olduk. Uzaktan da olsa…

Kitaptaki sert eleştiriler, arayış ve derinlik!

Fahri Baba güzel adamdır. Onu tanıyan herkes buna gönlüyle ‘evet’ der. Tasdikin en sağlamıyla, mümince olanıyla. Girizgahı Metin Kaçan ve kitabı Fındık Sekiz’le başlatmamın sebebi de Fahri Baba’yı çok iyi anlatmış olmasıdır biraz da. Ama kitabın dinamizmini, tasvirlerini, geçişlerini, eleştirilerini, arayışını ve derinliğini de sevdim.

1997’de yayınlanmış olan kitapta Meto’nun yapmış olduğu bir tesbit-eleştiriyi sizinle paylaştığımda zannediyorum sizler de bu hükmüme katılacaksınız. Kaçan, ‘onlar’ı daima behimi zevk peşinde koşanlar olarak belirttikten sonra şöyle devam eder: "Bir şeyler yaşayalım, mutlu olalım, yiyelim, içelim, eğlenelim!" ortak felsefeleridir. Ne Stalin, ne Hitler, ne de Lenin ya da ne sosyalizm, ne faşizm umurlarında bile değildir. Onlar Lut kavminin günümüzdeki versiyonları, helak edilen bir neslin son temsilcileri; nefislerinin emrinden başka hiçbir olaya tatlı bakmayan yaratıklar. "Emmare"nin peşinden giden, sadece onun için yaşayan sürüngenler, insanlık mertebesine ulaşmak için tek bir kitap, tek bir sure, tek bir ayet bilmeyen beyinsizler, şeytanın yoldan çıkarttığı "entelektüel" grup.’ Bu güruhun varlığını nasıl inkar edebiliriz? Hemen ardından radikal bir tesbitte daha bulunur: ‘Ahlakî çöküntünün, sosyal zehirlenmenin, ruhsal zedelenmenin adı bağımsızlık ya da özgürlüktü.’

Fahri Baba belirir Malibusuyla…

Neyse, biz kitabın en güzel bölümlerine geçelim. En azından beni en fazla heyecanlandıran bölümler… İçinde Fahri Baba’nın Malibu’suyla belirdiği bölümler. Gelir ve Meto’yu uzaklaştırır şehrin kirlerinden, pisliğinden, çirkefinden, gürültüsünden. Tatlı gülümseyişiyle ve ‘Selamün aleyküm’üyle gelmiştir. O gelince  "yalan" denen bin bir renkli, yedi gölgeli canavar kendi sahasına çekilmiş, "sohbet" ve "muhabbet" dediğimiz abiler arabanın içine sızmışlardır.

Çok yolculuk var kitapta; iki ‘kan-ki’nin yaptığı. Biz özet geçelim. Bütün amaç saf aşka ulaşmak. Karagümrük’ten çağırıyor Meto’yu aşk. ‘Yaşanarak anlatılabilecek bir muamma!’dır bu. Metin Kaçan o aşkı şöyle tarif etmeye kalkışır bir yerlerde: ‘Bir telaş, bir volkanın ilk patlama hali, bir nehrin ilk yatak değiştirdiği bölge, kazanılmış bir zaferin mağlubiyetiyle değiştirildiği sonsuz olanaklar dünyası… Aşk; gerçek aşk.’  Bu kitapta oraya ulaşmanın zorluğunu, güçlüğünü, handikaplarını okuyoruz. Öyleyse bir çırpınış ve arayıp bulma, tutunmaya çalışma öyküsü de diyebiliriz bu kitabın anlattıklarına.

Gülümsemesi hüznün gölgesinde bir âşık!

Benim Fahri Baba’yla tanışma hikâyemse Marmara İlahiyat’ın bahçesinde başlar. Çok yaşımdaydım ama hamdım. Yüksek lisansla oyalanıyordum. Fahri Baba’ya hürmetliydim ama tanımlayamıyordum. Sonradan öğrenecektim âşıkların tanımlanamayacağını. Duman çıkaran ‘deve’sinden içiyorduk. Az ve öz konuşuyordu. Gülümsemesi bir hüznün gölgesindeydi. Biz de içimizden soruyorduk Meto gibi: ‘Hayatın içinde aldatılmaktan nefret eden sırlar mı var?’

Bizi tatlı tatlı tartıyordu belki de. Dağılmışlığımızı ve yorgunluğumuzu biliyordu. Yaşayan bir dergâhın içinden ve şeyhin canından-kanından geliyordu. Kulaklarımız bütün söylediklerini işitemiyordu. Ya da gözlerimizle, halimizle sorduğumuz soruya ‘Hayır! Gerçekler!’ diye başlayan ve ‘Sırlar hayatın en somut resimleridir. Gerçekler, kullandığımız yaşamlara yayılmış bilgilerin gölgeleridir.’ diye devam eden cevabın kalbimize yerleşmesine daha vardı. Velhasıl ‘Fahri Baba'nın maviden yeşile kaçan gözleri’ bizi ara ara derinlemesine süzerken ders dönemi bitiyordu.

Aşktır asıl şarap!

Rabbim, Fahri Baba’yla irtibatımın kopmasına izin vermedi. Şükürler olsun. Evlendiğimde cömertliğine ve alicenaplığına ve 'baba'lığına bir daha şahit oldum. Düğün arabamız onun arabasıydı ve teybinde çok güzel bir sürpriz vardı: Sabri Kardeşler. Düğünümüze neşve ve şenlik kattı Fahri Baba'nın bu hediyesi. Yıllarca evimize neşe katan bir güzellik olmaya devam etti bu kaset. Boğaziçi'nden gelen bu sakin adamdan, yürürlükte olan dille pek fazla anlatmasa da, çok şeyler öğrendim zamanla. Sütlükahve'sinden de içtim, onu İstanbul Üniversitesi'nin yanındaki mekânında ziyarete ettiğimde.

Türkiye'de ve dünyada uzun yıllardır Hakk âşıkları olarak genişleyen bu büyük halkanın has çerçevesinin içine girmemiş olsam da Fahri Baba'yı tanımış olmakla biliyorum ki 'gerçek bir derviş düşeni kaldırmak, acı çekenin gözyaşını silmek, dostsuz kalıp mahzun olanı ve yetimi sevmek ve başını okşamak' demektir. İş bu tırnak içindeki son derviş betimlemesini  hangi kitaptan aldığımı belirterek mevzuyu asl'a bağlamış olayım: Aşktır Asıl Şarap.

Ancak dirilerden öğrenilecekler nelerdir?

Amerikalı bir profesörün, Şeyh Muzaffer Ozak Efendi vesilesiyle kendi Müslüman oluş hikâyesini ve büyük şeyhin sohbetlerini, hikemî hikâyât ve menakıbını anlattığı bu eser önemlidir. Bu küçük kitaptan şarap, süt, bal ve su içebiliriz. Ayrıca kitabın yazarının belirttiği gibi bir şeyhin diriliğine ve aşkına şahit olmak onlarca kitabın bize aktaramayacağı, yaşatamayacağı halleri bize yaşatır. Çünkü ledün ilmi, seyrü süluk bilgisi ancak yolda yürüyen ve yaşayan aşk erlerinden elde edilebilir. Hakk'a âşık olanların yürüyüşüne, sözlerine, tavırlarına, şakalarına, mizah anlayışına, cemal ve celalin onlardaki tezahürlerine şahit olmadan onları bilmek ve onlar hakkında sözler sarfetmek hep eksik ve yanıltıcı olacaktır.

Fahri Baba’yı, Hakk namına celallendiği haller dışında, ‘her zamanki vakur tavrı, yani doğayı incitmeyen yürüyüşü, peyzaj dengesini bozmayan bakışları, atmosferi yükseltmeyen nefes akışıyla’ görürseniz ‘Selamün Aleyküm baba erenler!’ deyip ellerinizi kalbinizin üstüne götürün.  O mümin, mütevekkil, temkine ulaşmış zatın gözlerinden cenneti, cemali söyleyen bambaşka bir dilin kelimelerini okuyacaksınız.

Mustafa Nezihi Cerrahi zikri eşliğinde yazdı

Güncelleme Tarihi: 20 Ocak 2019, 22:43
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
zeynep
zeynep - 6 yıl Önce

Merhum Efendimiz kendisine, intihar etmiş bir kişi ile alakalı sorulan soruya "dua edin ki o emir size gelmesin" diye cevap vermişti. Ruhları şâd olsun. Yazı için teşekkürler. Cerrahi zikri eşliğinde okudum :)

vicdan
vicdan - 6 yıl Önce

"Tekrar mülaki oluruz bezm-i ezeldeEvvel giden ahbaba/ihvana selam olsun erenler..." Y.K.Beyatlı.O'na da selam olsun...

banner19

banner13