Gözünüz yükseklerde olsun!

"Sizce kendimizi en mutlu en huzurlu ve güvende hissettiğimiz yer neresidir? “Sevdiğimiz ve sevildiğimiz insanların yanı” der gibisiniz. Peki, en çok kimi sevmemiz ve kendimizi kime sevdirmemiz gerektiğini gerçekten biliyor muyuz? Bunu bir düşünelim ve bu duyguları hissettiğimiz asıl yeri tekrar müşahede edelim." Ayşe Hümeyra Şahin yazdı.

Gözünüz yükseklerde olsun!

Sevmeye en layık olan Allah Teâlâ’dır. Gerçek manada sevmek için de Allah Teâlâ’ya yakın olmanın yollarını bilmek gerekir. İşte secde, bu vesilelerden biridir. İnsanın kalbinin sevdiği Allah Teâlâ’nın nurudur. Secde anı da Allah Teâlâ’ya sevginin ispat edilmesidir. Zira Allah Teâlâ’ya en yakın olduğumuz an secde ettiğimiz andır. Bunu Allah Teâlâ, “Secde et, yaklaş.”[1] şeklinde ifade etmektedir.

Secdenin öyle bir enerjisi vardır ki hakkını vererek ifa ettiğimizde bizi dünyadan alıp göklere yükseltir. Yalnızca Allah Teâlâ’nın varlığına, birliğine, yüceliğine şahitlik etme ve kendi hiçliğimizi idrak etme imkânımız olur. Bu güzellikten mahrum olmak en büyük kayıptır. Secde etmeyen iblisin ne duruma düştüğünü, meleklerin hocası konumundan şeytan vasfına alçalarak kaybedenlerden olduğunu biliyoruz. Kibirlenerek Âdem’e (Aleyhis selam) secde etmemesi aslında Allah Teâlâ’nın yüceliğini inkâr etmesidir. Ayette belirtildiği üzere, “Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler.”[2] buyuran Rabbimize bütün canlılar secde ederlerken insanın aykırılık göstermesi ne kötü cüretkarlıktır. Baktığımız zaman meleklerin ve insan dışındaki diğer canlıların irade dışı, mecburi olarak secde etmek durumunda olmalarına rağmen insanın kendi iradesiyle secde etmeyi tercih etmesi onun kıymetini artırmaktadır. Allah Teâlâ her fırsatta bize, kendine layık olma imkânı sunarken bizim bundan gafil kalmamız büyük eksikliktir.

GÖKLERLE AYNÎLEŞMEK

Yedi kat yaratılan semanın ilk katındaki melekler sürekli secde hâlindedir. Aynı şekilde diğer katlardaki melekler de namazın diğer rükünlerini eda ederler. İnsan da meleklerin bu ibadet şekillerini namaz ibadetinde gerçekleştirmektedir. Yeryüzüne en yakın olan sema katında secdenin yapılıyor olması dünyada yapılan secdelerle bütünlük sağlanması içindir. Göklerle yerin birbirine en yakın olduğu an, secde anıdır. Dolayısıyla kulun Allah Teâlâ’ya en yakın olduğu hâl, secde hâlidir. Burada asıl olan bir nevi insanın meleklerle aynîleşmesidir. Dolayısıyla meleklere benzemek yükseliş kazanmaktır. Bundan dolayı her rüknün hakkını vererek yerine getirmek, secdeleri özenle yapmak icap eder. Secdede zikir hâlinde olduğumuz için direkt bir yükseliş söz konusudur. Meleklerin mertebesini de aşıp Allah Teâlâ’nın zatına bizzat ulaşmak mümkündür. Bu anlarda derin huşu ile mâsivâdan uzaklaşarak felaha erme çabasında olmak gereklidir. Zira bu, kulun korktuklarından emin olması ve umduğu manevî mertebeye varmasına vesiledir. Sufiler secde anının ölüm hâlini çağrıştırdığını söyler. Her secdemizi bu şuurla ifa ettiğimizde yükselme yani Allah Teâlâ tarafından kendine doğru bir çekilme hâli yaşarız. Bu da kulun hayattayken ulaşacağı nihai makamdır. Bunun tadını alan insan secde anlarını her daim özler ve artırmaya gayret eder. Tabii bu hâller sadece namazdan bir rükün olan secde için değil, namaz ibadetinin bütününde olan bir durumdur. Namazın her rüknü, ruhun yeniden inşasıdır.

SECDE, NEFSİ HİZAYA GETİRİR

Nefse ağır gelen secdeyi yapmak bizi her iki cihanda da güzelliklere götürmektedir. Secde etmek aslında nefsimizi hizaya sokmaktadır. İnsanlara büyüklük taslayarak, hor görerek, sadece arzularımızı tatmin etmek üzere sürdürülen hayat gerçek secdeyle buluştuğunda -ki bu Allah Teâlâ ile buluşmadır- tevazu sahibi, alçakgönüllü, benliğini unutmuş, itaatkâr bir hayata dönüşür. Yüce azamız olan yüzümüzü ayaklarımızın altında olan toprağa koymak, bize geldiğimiz ve tekrar döneceğimiz yeri hatırlatmalıdır. Bu da bizi hiçliğe, Rabbimizin kudret ve azametine sevk etmelidir. İşte bu hazza ulaştığımızda asıl üstünlüğümüz, mertebemiz artacaktır. Bizi değerli bir varlık olarak yaratan Rabbimiz, bizim bu kıymetimizi azaltma değil artırmamızı istemektedir. Bunun nasıl olacağını da bize bildirmiştir. Aynı şekilde Resulullah (Sallallahu aleyhi Vesellem) da bize rehberlik etmiştir. Peygamber Efendimiz sevinçli bir haber aldığında secdeye gider, üzüntülü olduğu zamanlarda da gökyüzüne bakarmış. Zira rivayet edilen bir hadiste; “Çok secde etmeye bak! Zira senin Allah için yaptığın her secde karşılığında Allah seni bir derece yükseltir ve bir hatanı siler.”[3] buyurmuştur. Bu bize ne güzel bir teminattır! O zaman diyebiliriz ki secde aslında yere kapanmak, aşağıda olmak gibi görünen ama manevî anlamda bizi göklere yükselten, kat kat dereceler kazandıran, Allah Teâlâ ile buluşturan bir hâldir. Ayrıca yaptığımız yanlışların affedilmesi için bir imkândır. Bu nasıl güzel bir nimet…

SECDE YAĞMURU

Secde, Allah Teâlâ’nın huzuruna çıkmak için bir ikramdır. En güzel huzurdaysak canı gönülden ettiğimiz dualarımızın geri çevrilme imkânı var mıdır? İşte bu sebeple duaları secdede yapmak daha güzeldir. Resulullah (Sallallahu aleyhi Vesellem) da: “Kulun, Rabbine en yakın olduğu hâl, secdeye varmış olduğu hâldir. Artık secdede duayı çokça yapınız.”[4] buyurmaktadır. Secde etmek Allah Teâlâ’ya olan saygımızı da göstermektir. Bu tazimi, manevî hissiyatını idrak ederek sunmak kulluğun gereğidir.

Peki, bütün bu ikramlar Rabbimizin bize verdiği değeri gösterirken bizim daha fazla çabalamamız gerekmez mi? Secde önemine binaen Kur’an-ı Kerim’in 81 ayetinde zikredilmiş, gerçek müminlerin ahirette alınlarındaki secde izinden fark edileceği ifade edilmiştir.

Bir başka açıdan baktığımızda, secdeyle kazanacağımız faziletleri yağmurun yağmasına benzetebiliriz. Nasıl ki su damlaları buharlaşarak göğe yükseliyor sonrasında tekrar yeryüzüne yağıyor ve nebatatın neşv-ü nema bulmasına vesile olarak canlılığın devamını sağlıyor, secdede de durum böyledir. Yağmur yeryüzüne yağarken toprağı doyuruyor, canlılara hayat kaynağı oluyor. Kul da secdede manevî yükselişini tamamlayıp rahmet ve hikmetlerle hayatını yağmurun bereketi gibi yeniden inşa etme imkânı elde ediyor. Günahlarına tövbe ederek affedilme ümidi taşıyor.

Kişinin secdeyle kazandığı manevî doygunluk önce kendisine daha sonra da diğer insanlara ve canlılara hikmet nazarıyla bakmasını sağlıyor. Ayrıca secde anında Allah Teâlâ’ya olan sevgi ve haşyet duygusuyla dökülen gözyaşları da kulu yücelten, Allah Teâlâ katında değerini artıran samimi bir hâldir.

Allah Teâlâ secdenin mahiyetini hayatımızın her anında idrak edebilmeyi, secdelerle bizi katına kabul etmeyi ve razı olduğu kullarından olmayı hepimize nasip etsin.

Ayşe Hümeyra Şahin

Hüma Dergisi, Sayı:10

Dipnot:


[1] Alak Suresi, 19

[2] Nahl Suresi, 49

[3] Müslim, Salât, 225

[4] Müslim, Salât, 215

Yayın Tarihi: 07 Mayıs 2022 Cumartesi 09:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26