Gönle Ulaşacak Yolu O İmam Buldu

Allah zorları kolaylaştırıyor. Kendine güvenip dayanan kullarına da zorları kolaylaştıracak imkânları gösteriyor. Haşim Akın, Afrika'nın bir köyünde bir misyoner ve bir imamın kendi dinlerine davet yöntemlerini ve hangisinin başarılı olduğunu yazdı.

Gönle Ulaşacak Yolu O İmam Buldu

Allah, kendi dinine yardım etmek için bizden çok da fazla ve zor şeyler istemiyor. Sadece içten bir gülümseme (ki bu da bir sadakadır), yapılan işleri gönülden yapmak ve mazluma, mağdura kucak açmak… Çoğu kere de bunlar yetiyor. Sizin emeliniz ulvî ise Allah da size beklenmedik yolları açıyor. “Siz Allah’tan korkarsanız Allah da size çıkış yolları verir ve sizi beklemediğiniz yerden rızıklandırır” ayet-i kerimesinin etkisini görüyorsunuz.  

Bizim Mekke’de son bulduğunu sandığımız putlar, Afrika’da hâlâ ayakta. Mali, Nijer gibi bazı bölgelerde Müslüman oranı çok yüksek olsa da, kimi bölgelerde %25-30’a varan putperest nüfus var. Misyonerler için iyi bir kaynak. Onları kendi dinlerine çekmek için ciddi yatırımlar ve emekler veriliyor. Lise seviyesindeki birçok okul, misyoner teşkilatına ait... Kiliseler tarafından idare ediliyor.

Kendi dinleri için rahatını ve kariyerini terk ederek köylere yerleşen birçok Avrupalı misyoneri bulmak mümkün. İşte bu çalışmaların devam ettiği bir Afrika köyündeyiz. Adını hemen unutacaksınız ama Laaurua…  Buraya iki yıl kadar önce yerli bir misyoner geldi. İnsanları davete başladı.

Adam, bir yıl kadar köyde kalıp kendince dinini anlatıyor.  Aslında işini bilen, yetişmiş bir eleman… Her fırsatta onlara yeni dini tanıttı. Tüm çabasına rağmen çok da ilgi duyan olmaz. İki dinin arasındaki açının darlığına özellikle vurgu yapar. Ama bu durum bile insanların dikkatini celbetmez. Bir süre sonra sadece bir grup kadın Hristiyan olur. Köyde yaptıkları basit bir kilisede ayinler başlar. Görevli misyoner, “Kadınların Allah tarafından özel seçildiğini, ama bu özel olma halinin devamı için de önce kocalarını, sonra bütün köyü kurtaracaklarını” söyler. “Mutlaka kocalarınızı da getirmelisiniz buraya.” diye onları teşvik eder.

Aşkla işe koyulan kadınlar ne kadar ısrar etseler de kocalarını kiliseye götürmeyi başaramazlar. Afrika, erkek egemen bir toplumdur. Kadınların davetiyle yeni bir şeye gitmek, onlar için başka bir ayıp ve kayıptır. Hele bir de bu yıllarca önünde tapındıkları putları ise…

Müslüman bir nefes

Ancak kendi dinlerinin derdini taşıyanlar sadece Hristiyanlar değildir. %50 civarında bir nüfusu oluşturan Müslüman kesimden de tebliğ çalışmalarına yönelenler yok değildir elbette. Başka köyler gibi buraya da bir imam yerleşir. Günlerinin çoğunu sarhoş geçiren, putlar ve sihirden başka bildikleri ve kutsalı olmayan bir köyde yaşamak cidden zordur.

Bu köye geliş amacını çok da dillendirmeden onlarla yaşamaya başlar. Her gün köylüleri ziyaret eder, sofralarına oturur, evlerinin önündeki gölgeliklerde onlarla muhabbet eder. Çoğu kere derman olmasa da dertlerini paylaşır, sıkıntılarını konuşur. Yeri geldiğinde de inandığı dinin özelliğini ve güzelliğini aktarır köylülere…

Köyde iki ayrı mücadele başlamıştır artık. Aslında aynı Allah’a çağırıyor gibi olsa da aralarında bariz bir inanç ve yaşam farkı vardır. Çağırdıkları gerçeklerin farkı, kimsenin gözünden kaçmaz. Birinin sözünü ve vaatlerini, diğerinin yaşamını izlemektedirler.

Allah da düne kadar putların önünde secde eden bu toplumun kalbine imanı sevdirir. Köyde İslâm’a girişler başlar. En önemlisi de onlar için yapılan ihtida törenleridir. Gelen misafirlerin gözlerini yaşartan, yeni Müslümanların içlerini ürperten törenler… Sonra ilk kez kıldıkları namaz… Temizlenen hayat sayfaları… Birden değişen toplumsal yaşam… Elbette bu durum birçok insanın dikkatini çeker. En çok kıskanan da buraya daha önce gönderilmiş Hristiyan misyoner olur. Anlamadığı, belki de hiç anlayamayacağı gerçeği köylülerden öğrenmek ister. Niçin başaramadığını değil, niçin diğerinin başardığını merak eder.

Niçin ben başaramadım?

“Biliyorum ben sizin içinizden birisi değilim…” diye söze başlar. “Ama bu imam da bu köye dışardan geldi. Ben ne kadar sizin için yabancıysam, o da o kadar yabancı. Ben daha önce geldim, o daha sonra… Benim anlattıklarım sizin hayatınızı onunki kadar da sınırlandırmıyor. Mesela içki gibi… Sizde de serbest bende de serbest. Ama İslam bunu yasaklıyor. O, benden daha sonra geldi. Fakat siz, onun söylediklerini dinlediniz, onun davetine uydunuz. Bana ise kulak tıkadınız, benden kaçtınız. Aramızdaki fark nedir?”

Köylüler şu cevabı vermişler: “Doğru söyledin. İkiniz de bizim için yabancısınız. İkinizi de tanımazdık. İkinizin söyledikleri de bize yabancıydı. Yıllardır taptığımız, önünde secdeye kapandığımız ve vazgeçilmez saydığımız putları terk etmeyi söylediniz ikiniz de… Kendi dininize çağırdınız.  Aslında senin çağırdığın din, bizim için daha elverişliydi. Ama sen, evinde oturdun, o bizim evimize geldi.

O bizimle konuştuğunda sadece kendini anlatmadı, bizi dinledi. Dertlerimize ortak oldu. Evimize misafir oldu. Bazen biz ona ikram ettik, çoğunda da o bize ikram etti…”  

Bunun üzerine misyoner, “Benim bu köyde yapabilecek bir şeyim kalmadı” deyip köyü terk eder.

Kolaylaştıran ve bunu gösteren Allah’a hamd olsun

Allah zorları kolaylaştırıyor. Kendine güvenip dayanan kullarına da zorları kolaylaştıracak imkânları gösteriyor. En zor olanı insanların gönlünde yer bulabilmekmiş. Zorlaştırınca zor, kolaylaştırınca kolay oluyor.

Tıpkı Peygamber’in (SAV) yaptığı gibi… Saatlerce insanlarla konuşup onlara nasihat etmek, onlara bilgiçlik taslamak, çokbilmişlik havasıyla yeni şeyler öğretmek… Onların gönlünü fethetmeye yetmiyor. Bunun yerine gönle dokunup, onların dünyasına girmek… İşte anahtar... Fedâke ebî ve ümmî Ya Resulallah… (Anam babam sana feda olsun ey Allah'ın resulü) Sen ne güzel şeyler yapmış ve ne güzel şeyler öğretmişsin bize…

Haşim Akın

Güncelleme Tarihi: 20 Eylül 2020, 09:09

Eslem Nilay Bozdemir

banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Sevgi ünsal
Sevgi ünsal - 1 ay Önce

Çok doyurucu bir yazı. Beğendim ve doğruluğuna inandım. Ancak başlığın “gönüle o imam ulaştı “ oldugunu makaleyi birirince anladım. “Gönle”

banner19

banner13

banner26