Ferdin zuhuru cemiyette, cemiyetin kıyamı fertte

İnsanı, içinde bulunduğu toplumdan etkilenen bir varlık olarak halkeden Allah, işte bu sebeple insanlara toplu hâlde uyulmasını emrettiği emir ve yasakları takdir etmiştir.

Ferdin zuhuru cemiyette, cemiyetin kıyamı fertte

Her değişim bir hareketle başlar. Toplumlara yön veren mevcut düzeni kökten değiştiren her değişim, bir insanın harekete geçmesiyle gerçekleşmiştir. İnsanoğlu kardeşini öldürmeyi tek bir kişiden öğrenmiştir. Kısa süre önce vahye muhatap olmuş bir topluluk, 40 gün içerisinde tek bir insanın sözleri ve çabaları ile bir buzağıyı ilâh edinmişlerdir.

Değişim bir insan ile başlar

İnsanı insan yapan değerler bize bir insanla hatırlatılmıştır. Köklü bir geçmişe sahip olan büyük bir uygarlık, kız çocuklarını diri diri toprağa gömmek yerine sırtında gezdirmeyi tek bir insandan; kalbi sevgi ve merhametle dopdolu olan bir insandan  öğrenmiştir. İçinde yaşadıkları dönem inanış ve yaşayış biçimleri sebebiyle sonrasında “Cahiliye Devri” diye adlandırılacak olan bir dönem iken “Asr-ı Saadet”e yani eşi benzeri görülmemiş bir devre dönüşmüştür.

Değişimin nasıl gerçekleştiği hususuna gelirsek; içi değişen her madde, bu değişimi dışına yansıtır. Mesela, öncesinde son derece yanıcı olan bir madde, en içinde, özünde, çekirdeğinde küçücük bir parçacıkla güçlü bir bağ yapar ve yanıcı olmayan bambaşka bir maddeye dönüşür. İçteki değişimin dışına yansıması durumu, maddesel olmanın yanında manevî bir dünyaya da sahip olan insanda benzer bir etki yapar.

İnsanoğlu, akıl edebilen tek varlıktır. Bu özelliğini müspet veya menfi yönde harekete geçirdiği anda, ilk önce kendi düşüncelerini değiştirir. Dışarıdan bakıldığında düşüncelerin bu değişimi, davranışların değişimi olarak görülür. Çevresini itinayla gözlemleyen yegâne varlık olması hasebiyle başka bir insanın davranışlarındaki değişim, akıl edebilen insanın yine bu özelliğini müspet veya menfi yönde harekete geçirmesiyle, düşüncelerinde değişime yol açar ve pek tabii davranışlarına yansır. Bu böylece sürüp gider. Bir dalga gibi yayılır etrafa. Öyle bir noktaya gelinir ki iletişim hâlinde olan tüm bu insanlar; bu toplum, artık büyük oranda aynı düşünür ve aynı hareket eder hâle gelirler.

Küçük bir parantez açalım; bu düşünceler ışığında İslâm’ın anneye verdiği değer incelendiğinde her şey yerli yerine oturur. Dünyaya gelen bir bebek, ilk andan itibaren annesinin şefkati ile yoğrulur. Önce güven ve ardından sevgisi kalbine yerleştiğinde, artık onun için bir rol modeldir. Onun her hareketi örnek alınması gereken bir davranış hâline gelir çocuğunun gözünde. Öyleyse bir toplumu aslında annenin şekillendirdiğini söylemek abartı olmaz.

Birey-toplum ilişkisi

İslâm insanın sosyal yaşantısını kendi fıtratına en uygun hâle getirecek emir ve yasakları bünyesinde barındırır ve bu emir ve yasaklara topluluk olarak uymayı tavsiye eder. Peki, neden?

İnsanoğlu bireysel olmanın yanında sosyal bir varlıktır. İçinde bulunduğu toplumla sürekli iletişim hâlinde olmayı ister. Zira insan, ancak topluluk içinde huzur bulur, uzun süreli bir yalnızlığı tercih etmez. İletişim hâlinde olduğu topluluktan da son derece etkilenir. Bu toplum, birbirlerine daima hakkı ve sabrı tavsiye eden bir toplum olduğunda, bu etkileşim bir huzur dalgası gibi etrafa yayılırken zalim ve fasık bir toplum olduğunda ise tüm dünyayı kasıp kavuran bir yangına dönüşür. Aynı düşünceye sahip bir grup insan, inancını, düşüncelerini ve yaşayış tarzını toplumdaki çocuklara ve gençlere de öğretmeye başlar. Bu fikirlerini her fırsatta dile getirerek ortak paydada buluşabilecekleri daha fazla insana sahip olurlar. Bir toplumun içerisinde “Azınlık” sayılmayacak bir kalabalığa sahip olduklarında ise yaşayış tarzlarını herhangi bir çekince veya toplum baskısı da hissetmeden, alenen sergilerler.

Bir genç, kendi ırkını en üstün ırk olarak görmeyi ve aynı topraklarda yaşadığı diğer ırka mensup olan gençlere karşı içindeki nefreti gittikçe büyütmeyi, bu fikirlerini katliamlarla taçlandıran bir topluluğun içerisinde öğrenmiştir.

Yine bir genç, En Sevgili’nin övgüsüne mazhar olabilmek maksadıyla gecesini gündüzüne katmaktan geri durmamayı ve hedefine âlemşümul bir adaleti ve merhameti yerleştirmeyi, o övgüye mazhar olabilmenin umuduyla yaşayan ve bunun için çabalayan bir topluluktan öğrenmiştir.

İnsanı, içinde bulunduğu toplumdan bu derece etkilenen bir varlık olarak halkeden Allah, işte bu sebeple insanlara toplu hâlde uyulmasını emrettiği emir ve yasakları takdir etmiştir.

Toplumla şekillenen şahsiyet

Öyleyse son devrin din âlimlerinden olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Hocaefendinin deyişiyle “Ferdin zuhuru cemiyette, cemiyetin kıyamı fertte.”1 Yani bir insanı, içinde bulunduğu topluluk şekillendirir. Bir topluluğu da aynı şekilde bir insan şekillendirir. Bu, olumlu veya olumsuz önü alınamaz bir döngüdür.

Her bireyi “Hayatî” diyebileceğimiz bir ölçüde etkileyen “toplum”u bir insanın şekillendiriyor olması bireyin tüm insanlık karşısında sorumluluğunun ne derece büyük olduğunu gözler önüne sermektedir. Yeryüzünde Allah’ın halifesi olmak gibi ağır bir sorumluluğun altına girmek, insanın ne kadar cahil ve kendi nefsine karşı ne derece zalim olduğunun göstergesiyken bu sorumluluğu hakkıyla yerine getirebilmiş Numune-i İmtisal şahsiyetlerin oluşturduğu toplumların tüm dünyaya yaydıkları huzur iklimini düşünmek, bizlere böyle bir sorumluluğa sahip olduğumuz için şükretmeyi hatırlatmalı. Bunun da ötesinde bu sorumluluğu hakkıyla yerine getirebilmek ve bahsedilen toplumlar gibi bir toplumun oluşmasında ufak da olsa bir katkımızın bulunabilmesi için Allah’tan yardım dilemeyi hatırlatmalı.

“Allah’ım! Sen’i zikretmek, Sana şükretmek ve Sana güzelce kulluk etmekte bana yardım et.”2

Hüma Dergisi, Aralık-Ocak, 6.Sayı

Dipnot:

1 Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dinî Kuran Dili, Eser Neşriyat, İstanbul 1971, VIII, 5283

2 Ebû Dâvud, Vitr, 26

Yayın Tarihi: 13 Şubat 2021 Cumartesi 15:00
banner25
YORUM EKLE

banner26