Eşrefi Mahlûkatın Hak Davası

Çivisi çıkmış dünyada tek yapmamız gereken şey belki de hakkı, hakkı olana ulaştırmak. Böylelikle insanlık eşrefi mahlûkat olmak noktasında anlam kazanacaktır. Peki, bunu yapmaktan kim sorumludur? Elbette herkes, fakat bugün o herkes içinde ayrı bir grup var ki bu yazının konusu olmaktadır. İşte sosyal hizmet mesleğinde Hak Temelli Yaklaşım…

Eşrefi Mahlûkatın Hak Davası

Sosyal hizmette hak temelli yaklaşımı ele almak için sosyal hizmetin ne olduğuna dair sanırım bir fikrimizin olması gerekiyor. Sosyal hizmet görevlileri esasen bireylerin hakkı olanı bireylere ulaştırmak, bireyleri her türlü ekonomik, siyasal ve sosyal sistemlere karşı korumak ile mükelleftir. Bu noktada bireyi gerektiğinde devlete ve sisteme karşı koruyan fakat bireyi koruma noktasında devletle iş birliği yapan bir olgudur. Sosyal hizmet tüm bunları yaparken elbette bireyin ihtiyacına göre hareket etmektedir.

“Ben Varım!”

Peki, sosyal hizmetin bu rollere girmesinin asıl sebebi nedir?

Biz, sosyal hizmet disiplini olarak mesleğimizi iki temel şey üzerine inşa etmiş bulunmaktayız; insan hakları ve adalet. İnsan hakları dediğimiz zaman tartışmalı bir konuya değinmiş oluyoruz elbette. Fakat bu eleştirilerin ötesinde insan hakları evrensel bildirgesinin savunucuları için yasal bir dayanak olması da göz ardı edilemez. Hak dediğimiz zaman elbette akan sular durur ama nedir bu kavramın özü? Bu kavram; insanın bedensel, zihinsel, psikolojik, siyasî ve kültürel var oluşunu toplum nezdinde anlamlı kılma çabasıdır.

Hak kavramı bireyin “Ben varım!” deme şeklinin biraz daha hukuksal düzlemde ayrıntılı tanımlanmış hâlidir: “Ben varım ve benim iyilik hâlim, var olan tüm sistemlerin sürdürülebilirliğinden daha önemli olmalıdır.” İşte sosyal hizmet bu anlamlı çabayı toplumun ödevi olarak kabul eder, toplumun bir parçası ve konunun uzmanı olarak mesleğini bir araç olarak kullanır. Her ne olursa olsun tüm koşullar altında bireylerin her yönden var oluşsal çabasını haklı görür ve elbette bireyin maksimum düzeyde yararı için çaba gösterir. Sosyal hizmet bu çabalarında çeşitli yasaları, uluslararası sözleşmeleri, antlaşmaları yasal dayanak olarak alır. Eşref-i mahlûkat dediğimiz insanı korumak adına, siyasal ve hukuksal düzlemde sosyal hizmet ve benzer meslek dalları üstün bir çaba gösterse de insanın, insan elinden zulmü elbette bir noktada yeteri kadar önlenememektedir. Daha terimsel bir ifadeyle bireyler hak ihlallerine maruz kalmaktadır.

Hak İhlallerine Ne Sebep Oluyor?

Günümüzde pek çok insan kapitalizmin doğurduğu sonuçlardan dolayı çeşitli fırsatlara erişim noktasında zorluklar yaşıyor. Serbest piyasa ve liberal ekonomilerin hüküm sürdüğü küreselleşen dünyada her gün pek çok insan, sistemin sebep olduğu çeşitli sorunlarla başa çıkmak zorunda kalıyor. Kimi zaman yoksulluk, kimi zaman engellilik, kimi zaman da cinsiyet ve yaş gibi değiştirilemeyecek özelliklerden dolayı her gün dünyanın her yerinde pek çok insan çeşitli ihlallere maruz kalıyor, sistem tarafından eziliyor, insan onuruna yakışmayacak şekilde yaşıyor hatta yaşamak zorunda bırakılıyor. Yaşadığımız çağın her insan için türlü riskleri, türlü kötü senaryoları var, kabul edelim. Fakat bazen bu riskler bazı insanlar için sosyal, siyasal risklerden de öte yaşam riskine dahi dönüşebiliyor. İnsanlar insan olmanın getirdiği temel haklardan dahi yararlanamayabiliyor. Ekonomik eşitsizliğin gitgide arttığı, gelir dengesizliğinde yoksul ve zengin arasındaki açığın gitgide büyüdüğü dünyamızda; kimileri sistem tarafından aç bırakılarak, kimileri haksız yere cezaya çarptırılarak, kimileri de sosyal ağlar içerisinde yalnız bırakılarak “Öteki” konumuna getiriliyor.

Neticede her insan bir şekilde adaletin sağlanamadığı bu sistem içerisinde çeşitli haklarına erişmekte zorluk yaşıyor. Temel hakların çoğunluklu olarak sağlandığını düşünen Dünyamız(ı yönetenler); bireyin, kültürel yaşama katılma, barış, çevre, dinlenme, herkesin insanlığın ortak mal varlığından yararlanma ve adil gelir ve sendika kurma hakkı gibi ikinci ve üçüncü kuşak haklarını göz ardı ederek, bireyi bunlardan mahrum bırakıyor. Burada belirtmek gerekirse Dünya, bu hakları geliştirme konusunda yeterli çabayı göstermemekte ve sosyal hizmet mesleği bunların ihlaline karşı harekete geçmek istese yeterli bir dayanak bulamamakta. Bugün geldiğimiz noktada, dinî inanç ve kabullerden bile üstün görülen hukuk sistemi tarafından henüz tanımlanmamış bir şey üzerine cümle kurmak gitgide daha da zorlaşıyor. “Hukukun üstünlüğünün(!)” neticesi olarak da hukuksal düzlemde tanımlanmamış bir hak ülkelerin kaçma noktası hâline geliyor.

Sosyal Hizmet Uzmanı Kimdir?

Sosyal hizmet, bireyin içinde yaşadığı sistemin tüm risk ve senaryolarına yönelik uygulama ve mikro, makro, mezzo düzeylerde politikalar geliştirmek için devletlere rehber niteliğinde bir disiplindir. Devlete rehber niteliğinde olmasına karşın halka da aynı şekilde rehberlik eder. Günümüz dünyasında üretken olmayan bir vatandaş, engelli, kadın, çocuk, yaşlı, göçmen ya da işsiz olan kimseler devletler nezdinde bir yük gibi olurken, sosyal hizmet; bireyin biricikliğini ve değerliliğini korumak noktasında azimle mücadele etmektedir.

Sosyal hizmetin varlığı tam da bu noktada gerçek bir anlam kazanır. Sosyal hizmet uzmanı, kişinin her türlü hakkının, hiçbir şekilde başka bir kimsenin, devletin ya da sistemin inisiyatifine bırakılmaması gerektiğini savunarak aktivistlik yapar. Sosyal hizmet uzmanı uygulamalarını yoksula yardım, engelliye yardım, çocuğa yardım olarak görmüyor da “İnsana hak” olarak görür. Bu doğrultuda sosyal hizmet uygulamalarının temelinde insan haklarının yattığını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Tuncay ve Akbaş’a göre sosyal hizmet uygulamalarıyla yaşamın her alanında hem yoksun insanların ihtiyaçlarını “Hak” olarak yeniden tanımlayan hem de onlara yaşadıkları ortama ilişkin farkındalık kazandıran sosyal hizmet müdahalesi insan haklarını bir söylem olmaktan çıkararak hayata geçirme noktasında önemli bir potansiyel taşımaktadır. Sosyal hizmet bir meslek olarak insan hakkını, mesleki etik ilke ve değerlerinde açık bir şekilde tanımlamış ve tüm uygulamalarını bunun üzerine inşa etmiştir. O hâlde bir sosyal hizmet uzmanı adayı olarak “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar.” diyerek yazımı bitirmek istiyorum ve yaşadığımız dünyada herkesin hakkı olana ulaşmasını umut ediyorum.

Aliye Nur Arapoğlu

Hüma Dergisi, Ağustos-Eylül 2020, 5. Sayı

Yayın Tarihi: 28 Aralık 2020 Pazartesi 18:57
banner25
YORUM EKLE

banner26