Enam Sûresi'ndeki varlık sırrı

"Allah hakkındaki söylemlerimiz, Allah’ı nasıl tanıdığımızla ilgili olduğu kadar, kendimizi nasıl tanıdığımız ve tanıttığımızla da ilgilidir. Kendisini rahmetle özdeşleştiren, “Rahmeti gazabını geçen” Allah’ı, “Âlemlere rahmet” olarak gönderilip müminler hususunda Allah’ın Rahîm ismiyle vasıflanan tek beşer Efendimiz’in örnekliğinden tanımalıyız. Bunun yolu da başında ya da sonunda kendimizi tanımak, tanımlamaktan geçiyor. Zira ariflere göre; “Nefsini bilen, Rabbini bilir.” Akile Tekin yazdı.

Enam Sûresi'ndeki varlık sırrı

Muhatabımız bizi ne ile tanır ya da biz nasıl tanımlıyoruz kendimizi? Kartvizit, masa üstü isimliği, sosyal platformlardaki tanıtıcı sıfatlar, unvanlarımız mıyız biz ya da söylemlerimizden hangisi, ne kadarı biziz? İfade ettiğimizle mevcut arasındaki uyum kadarız; iyi-kötü tüm potansiyellerimizi var edenimiz ile ilişkimiz, bizi de belirleyici aslında.

Biz var edenimizi nasıl tanıyoruz ve nasıl tanıtıyoruz peki?

Allah hakkındaki tasavvurlarımız İlahî Kelama ve Efendimizden (Aleyhisselam) gelen sahih nakillere dayanmalıdır. Efendimiz: “Allah Teala diyor ki: ‘Ben, kulumun hakkımdaki zannı gibiyim. O, Beni andıkça Ben onunla beraberim. O, Beni içinden anarsa Ben de onu içimden anarım. O, Beni bir cemaat içinde anarsa Ben de onu daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O, şayet Bana bir karış yaklaşacak olursa Ben ona bir zira yaklaşırım. Eğer o, Bana bir zira yaklaşırsa Ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim Bana yürüyerek gelirse Ben ona koşarak giderim. Kim Bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse Ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım.”[1] buyurmakta. Rabbimizin Kendisini nasıl kayıtladığını da Enam Suresinden anlamaya gayret edelim.

Enam Suresi’ni tanıyalım

Enam Suresi, mushafta Fatiha’dan sonraki ilk Mekkî Sure, hamdele ile başlayan beş surenin de ikincisidir, 165 ayettir. Surenin tamamının bir gecede Mekke döneminin sonlarında indirildiği nakledilir. İsmini 136, 138 ve 139. ayetlerde geçen ve “Deve, sığır, koyun ve keçi” anlamına gelen “Enam” kelimesinden alır.

Surede insan, kendi tasavvurunda oluşturduğu ve mensubu olduğu toplumsal-dünyevî sisteme göre uyarladığı tanrı düşüncesine göre değil, Allah’a Kendisinin istediği biçimde şüphesiz, ortaksız imana, tevhide çağrılır. Tevhidin kadim simgelerinden İbrahim’in (Aleyhisselam) iman ve kurban özelinde amel konusundaki örnekliği ile müşrik zihinler uyanışa davet edilir. Din adına var olanın, bilinenin, Hakk katında makbul doğruları, tahrif edilmiş olmasına rağmen Tevrat’ta da yer alan on emire atıfla hatırlatılır. Surede istenen imanın olmazsa olmazlarından Peygamberin konumu ise Kur’an’da en fazla bu surede olmak üzere 44 kez tekrarlanan “De ki” hitabıyla vurgulanır, Efendimizin ilk iman eden ve istenene uygun olarak davranan ilk Müslüman oluşu bizzat Allah’ın Kelam’ıyla tasdik edilir.

Efendimizin Enam Suresinin tamamının kendisine bir defada nazil olduğunu ve kalabalık bir melek topluluğu tarafından dünyaya uğurlandığını ifade etmesi sebebiyle çokça okunması ve Osmanlı’da Yasin ve Mülk Sureleriyle beraber, “Enam-ı Şerif” veya “Enam” denilen bir mecmua hâlinde hattatlarca yazılması bir gelenek hâline gelmiştir.[2]

Kuran’da rahmet yazgısı

Mekke döneminde indirilen surelerde çoğunlukla imanî esaslar konu edilir. Enam Suresinde temel vurgu ulûhiyet ve nübüvvet hususundadır. Yaratma, gaybın ve mülkün hâkimiyeti, azamet ve kudret gibi hiçbir konuda ortak kabul etmeyen Allah, hem bu surede hem de Kur’an’ın tamamında helal veya haram kılma yetki ve izninin yalnızca Kendisi’ne mahsus olduğunu ifade etmiştir. Bu ifade tarzlarından biri “Ketebe” fiilinin “Alâ” ekiyle birlikte kullanılmasıdır ve bir şeyin farz kılınması, takdir edilmesi, ilahî yazgı manasındadır. İlaveten Kur’an’ın tamamında bu kullanımın öznesi, bazen edilgen kiple bazen de meleklerle birliktelik ifade eden çoğul kiple kullanılmakla beraber, yalnızca Allah’tır.[3] Yalnızca Enam Suresinin 12. ve 54. ayetlerinde Allah, varlık hakkında değil Kendisi hakkındaki takdiri, tarifi için bu kalıbı kullanmıştır ve kullarının anlayacağı biçimle Kendisi’ne farz kıldığı yazgının “Rahmet” olduğunu ifade etmiştir.

Manası açısından Enam Suresi 12. ve 54. Ayet-i kerimeler

Allah hakkında kendisi dışında bir kayıt koyucu, sınırlayıcıdan söz edilemez. Herhangi bir mecburiyetin de kendisi hakkında tahayyül edilemeyeceği Allah, Enam Suresi 12. ayette Efendimize hitaben müşrikler hakkında “De ki: Göklerde ve yerde olan her şey kimin? De ki: Allah’ındır. O, rahmeti kendi üstüne yazmıştır. Hepinizi, hakkında hiç bir şüphe olmayan kıyamet gününe (Götürüp) toplayacaktır. Nefislerini büyük ziyana uğratanlar (Yok mu?). İşte iman etmeyecek olanlar onlardır.” buyurur. Surenin devamında Allah’ın emri gereği müşriklere tebliğ gayretinde olan Efendimizin yaşadığı dönemde zahiren, vefatından sonra ise O’na tabi olarak daima tarafında bulunan müşriklerce o dönemde istenmeyen ve tarih devam ettikçe küfrün hor göreceği ancak Allah’ın kıymetlileri müminler hakkında ise yine aynı ifadeyle 54. ayette: “Ayetlerimize iman edenler Sana geldiği zaman de ki: Selam sizlere. Rabbiniz kendi üzerine rahmeti yazdı: İçinizden kim bilmeyerek bir fenalık yapıp da sonra arkasından tevbe etmiş ve düzelmiş ise şüphesiz ki O, çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.”[4] buyrulmuştur.

Allah hakkındaki bu kullanım zorunluluk değil, ilahî lütuf olarak rahmette çok ileri boyutu kasteder. Her iki ayette ifade edilen Allah’ın kendi üzerine yazdığı yani -âdeta- Kendine farz kıldığı, ilke edindiği, İlahî yazgı rahmet, hayrı isteme, inam etmede tekrar, devam ve sınırsızlık olarak tarif edilmiştir; dünyayı ve ahireti, müminleri ve kâfirleri kapsayan mahiyettedir. 12. ayette Allah’a bir şekilde iman eden ancak ortaklar koşan ve Peygamberi reddeden müşriklere soru ve cevabın Efendimizin dilinden söyletilmesi, O’nun âlemlere rahmet oluşuna, devamı ise Allah’ın rahmetinin tüm kullarına oluşuna delildir. Kaynaklarda 12 ayetteki ahiretin varlığının ve ahirete bırakılan rahmetin çoğunun yalnızca müminler için, ahirete ertelenen gazap ve rahmetin azının dünyada kâfirler için de geçerli olduğu belirtilir. 54. ayette rahmet özel olarak müminler için zikredilmiş, Ayetin sonunda tevbekâr ve itaatkâr müminler için “Rahîm” ismiyle tekrar dile getirilmiştir. Ayrıca surenin 133. ayetinde Rabbimiz Kendisini “Rahmet Sahibi” olarak tanımlar, 147’de sahibi olduğu rahmetinin “Genişliği”ne dikkat çekilir; 154’te Musa’ya (Aleyhisselam) verilen kitabın, 157’de Kur’an’ın bir rahmet olarak indirilişi vurgulanır. [5]

Rahmeti tanı!

Allah hakkındaki söylemlerimiz, Allah’ı nasıl tanıdığımızla ilgili olduğu kadar, kendimizi nasıl tanıdığımız ve tanıttığımızla da ilgilidir. Dolayısıyla Kendisini rahmetle -âdeta- özdeşleştiren, “Rahmeti gazabını geçen” Allah’ı, “Âlemlere rahmet” olarak gönderilip Müminler hususunda Allah’ın Rahîm ismiyle vasıflanan tek beşer Efendimizin örnekliğinden tanımalıyız.[6] Bunun yolu da başında ya da sonunda kendimizi tanımak, tanımlamaktan geçiyor. Zira ariflere göre; “Nefsini bilen, Rabbini bilir.”

Akile Tekin

Dipnot:

[1] Buharî, “Tevhid” 15, 35; Müslim, “Zikr” 2

[2] Emin Işık, “En‘âm Suresi”, DİA, 1995, 11: 169-170

[3] Bakara Suresi, 178, 180, 183, 216, 246; Âl-i İmrân Suresi, 154; Nisa Suresi 66, 77; Mâide Suresi, 32, 45; Hacc Suresi, 4; Hadîd Suresi, 27; Haşr Suresi, 3, Hacc Suresi, 4

[4] Hasan Basri Çantay, Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm, 15. Baskı, İstanbul, Elif Ofset, 1410/1990,1: 183, 184, 191

[5] Fahreddin er-Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr Mefâtihu’l-Gayb, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabi, Beyrut, 1990

[6] Enbiya Suresi, 107; Tevbe Suresi, 128; Buhari, “Tevhid” 15, Müslim, “Tevbe” 14, (2751)

Yayın Tarihi: 28 Mayıs 2021 Cuma 10:30 Güncelleme Tarihi: 02 Haziran 2021, 07:57
banner25
YORUM EKLE

banner26