Edepli Kul Nasıl Olunur?

“Sevdiği bir güzelin yanında olsa kişi, Çiçeklerle, güllerle artık olamaz işi”

Edepli Kul Nasıl Olunur?

Edep Nedir?         

Edep kelimesi terbiye, güzel ahlâk, iyi davranış, incelik, kibarlık, insanın söz ve hareket olarak diğer insanlarla olan ilişkilerinde ölçülü davranıp hoşça geçinmesi anlamlarına gelmektedir. Edep, insanları güzel davranışlara davet eden ve kötü davranışlardan alıkoyan bir meziyettir. “Edep” kelimesinin çoğulu ise adabtır.

Ashabına en güzel şekilde örnek olan Peygamber Efendimiz, şöyle buyurmuştur: “Hüsn-ü hal, teenni (düşünerek hareket etmek) ve iktisad (ölçülü davranmak) peygamberliğin kırkta biridir.”

Hz. Mevlana da “Ey âşıklar, nefsinizi edeple süsleyin. Zira aşk yollarının hepsi de edepten ibarettir.”  buyurmaktadır.

Edep; insanın doğumundan ölümüne kadar süren bir süreçtir. Allah’a iyi kul olabilmenin şartı; güzel ahlâklı, terbiyeli, hayâlı, Kur’an ve Peygamberimizin (s.a.) sünnetine uygun hareket eden edepli kul olabilmektir.

E(eline)+de(diline)+b(beline) sahip olmaktır; edeb.

Edep hiçbir surette kendine vücut vermemektir. Kendinde varlık görmemektir. Kulluk, edebin sonucudur. Allah’a giden bütün yollar edeptendir.

Edepli Kul Nasıl Olunur?         

Yüce Allah şöyle örnek veriyor: “Onlar, bollukta ve darlıkta infak ederler, kızdıklarında öfkelerini yutarlar ve insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever.” ve mükâfatını da aynı surenin devamında şöyle bildiriyor:

“İşte bunların ödülü, Rabblerinden bir bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacakları cennetlerdir. Ödülü ne de güzeldir, doğru iş yapanların!”

Peygamber Efendimize (s.a.) nasıl hitap edileceği, evine nasıl girilip nasıl oturulacağı, çocukların anne babalarına karşı nasıl bir edeb ve hürmet içinde bulunması gerektiği Ayet-i Kerimelerle beyan edilmiştir. Bir sultanın veya yüksek mevki sahibi bir kimsenin yanında iken insan kendine ister istemez çeki düzen verecektir. Ehlullah da her an Allah’ın huzurunda oldukları bilincini taşıdıklarından edebe son derece riayet ederler. Böylece edeb onların yaşamlarına hâkim olur.

  • Hz. Ömer (ra), “Edeb ilimden önce gelir.” buyurmuştur. Çok heybetli olmasına rağmen Resulullah’ın (s.a.) yanında alçak sesle konuşurdu.

“İlim edeb ile anlaşılır. Amel ilimle salah bulur. Amel ile matluba nail olur. Edeb hayır ve faziletlerin hepsidir.”

  • Seleften bir zat oğluna ; “Yavrucuğum! Edebten bir konu öğrenmen, yetmiş ilim konusunu öğrenmenden bana daha güzel geliyor.” demiştir. Ebu Zekeriya el-Anberf ise konu ile alakalı olarak şu tespitte bulunmuştur;  “Edeb olmadan ilim odunsuz ateş gibidir.”  Edeb öğrenilmeden ilim öğrenilmez. Üstadına edebi olmayan talebe ilimden nasibini alamaz. Allah’a ve kullarına karşı edebi olmayan kimsenin ilmine itibar edilmez.
  • Edeb; batıni ve zahiri olmak üzere iki kısımdır. Batıni edeb; kalbin temizlenmesi, zahiri edeb ise uzuvları kötülük yapmaktan ve günahlardan korumaktır.
  • Sufi geleneğinin en önemli konuları arasında yer alan edeb hakkında Abdullah b. Mübarek (r.a.), “Edebi küçümseyip önem vermeyenler sünnetlerden mahrumiyetle cezalandırılır, sünneti küçümseyenler, farzlardan fire vermeye başlar, farzları küçümseyenler ise marifetullahtan mahrum kalırlar.” buyurmuştur.
  • Edeb meleke hâline geldiği zaman meyve verir. Meleke ise insanın bir parçası olmuş, ondan ayrılmayan şey manasındadır. Edeb sahibi kimse herkese karşı edeple davranır. Edepli insan başkasından zarar görebilir; fakat başkasına zarar vermez.
  • Abdurrahman bin Kasım, “İmam Malik Hazretleri’nin tam 20 sene hizmetinde bulundum. Bu müddetin 18 senesini edeb, 2 senesini de ilim öğrenmekle geçirdim. Keşke hepsini edep öğrenmekle geçirseydim.” demiştir.
  • Bir gün yakınları, Bâyezid-i Bistami Hazretlerine; “Efendim, filan yerde büyük bir zat vardır. Fazilet ve keramet sahibidir.” dediler. Söyledikleri zatı pek çok meziyetlerle methettiler. Bunun üzerine Bâyezid Hazretleri: “Madem öyledir, o halde o büyük zatı ziyaret etmemiz lazım gelir.” buyurdular. Bâyezid Hazretleri, kendine methedilen zatla henüz tanışmadan önce, o zatın mescide doğru yürüdüğünü ve kıbleye karşı tükürdüğünü gördü. Görüşüp tanışmaktan vazgeçip derhal geriye döndü. Talebeleri merakla sebebini sorunca, onlara şöyle buyurdu: “Sünnet-i seniyyeye uymakta ve edebe riayette zayıf birisine nasıl olur da fazilet sahibi denilir? Böyle birine nasıl keramet izafe edilip, Allah'ın evliyasından olduğu söylenir?”

Evet, edep olmadan kemalât olmaz. Sünnet-i seniyye de bütünüyle edebtir.

  • Bişr-i Hafi Hazretleri de Allah Resulü’nün (s.a.) dolaştığı çöl kumlarına ayakkabıları ile basmaktan haya etmiş kızgın kumların üzerinde yalınayak yürümüştür.
  • Nükte ile hikmeti birleştiren Hoca Nasreddin’in eşeğe ters binmesinin arkasında İslâmî bir edeb yatmaktadır. İslâmî edebi çok iyi bilen Nasreddin Hoca öğrencileri yolda kendisine soru sorarken onlara arkası dönük şekilde cevap vermemek için eşeğe ters biner ve öğrencilerin sorularına bu şekilde cevaplar verir.

Edepsiz bir ilim tahsili düşünülemez. İlimle uğraşanlardan edep uzak olmaz. Eğer bir kişi ilim tahsili yapıyorsa ancak hal ve hareketleri edepten uzak ise o kişiye âlim, öğretmen, öğrenci ya da talebe denemez.

Talebe ve ilim ahlâkı      

Talebe; ilme talip olanlar, ilmi isteyenler manasında bir kelimedir. Zira öğrenci için ilk adım, istemekle alakalıdır. İlme bir değer verip, kendisinde ona karşı ihtiyaç hissetmek ve bütün zorluklarıyla beraber, zahiren bir şey elde edilmeyen ilme talip olmak, talebelik edebinin ilk ve ehemmiyetli bir adımıdır.
Talebe kendisine şu soruyu sormalıdır: Benim beklentim ne? Hedefim nedir? Neticede nereye ulaşmak istiyorum?

Talebe okuduğu dersleri için  “Bu benim dersimdir, ben kendi nefsimin ıslahı için okuyorum” demelidir. Her talim ettiği dersi özümsemeli, öğrenmeden geçmemelidir. Veyahut sırf başkalarına taşıyıcılık yapmak, kendini biliyor göstermek için de okumamalıdır. Bununla beraber hakikat ilmi tahsil eden bir talebe, okuduğu hakikat derslerini kendi malı ve telifi gibi hissedip sahip çıkmalı ve hayatının en mühim vazifesini, onun neşir ve hizmeti bilmelidir. İlmin bu hizmetini üstlenenler, “Talebe-i Ulûm” denilen özel bir tanımlama içerisinde değerlendirilmişlerdir. İmam Şafii Hazretleri gibi zatlar, “Talebe-i ulûmun hatta uykusu dahi ibadet sayılır.” demekle, onların kıymetine ayrıca vurgu yapmışlardır.
Talebenin bir özelliği de kafasını ilim haricinde işlerle meşgul etmemektir. Zaman, ileri bakıldığında çok uzun görünebilir. Fakat geriye dönüp bakıldığında ise ne kadar hızla akıp gittiği bilinecektir. Talebe, zamanı bulunduğu an bilmeli ve sadece dersiyle meşgul olmalıdır.

Talebenin hocasına karşı adab ve erkânı

Hazret-i Ali’nin, “Bana ilimden bir harf öğretenin kölesiyim.”  buyurması, hocaya hürmetin önemini göstermektedir.  Bir harften maksat, ilimden bir meseledir.

İmam-ı Şafii hazretleri, bir çobanı görünce ayağa kalkar. Yanındakiler, “Bu çobana hürmetinizin sebebi nedir?” diye sual edince, “Bu zat, bana kitaplarda bulamadığım ilimden bir meseleyi öğrettiği için yani benim hocam olduğu için hürmet ediyorum.”  buyurdu.

İbrahim Hakkı Hazretleri Marifetname adlı eserinde şöyle buyurur:

  • Hocanın yanına selam vererek gir ve hocan sana otur demeden oturma.
  • Talebe hocasını can kulağıyla dinlemelidir: Anlamak için dinlemek ve ders haricinde olan şeylerden alakayı kesmenin şart olduğunu Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’inde şöyle açıklamıştır: “Şüphesiz ki bunda, aklı olan yahut huzur(u kalp) içinde olarak kulak veren kimseler için elbette bir öğüt ve (hatıra) vardır.” (Kaf Suresi 37.ayet) İmam Gazali bu ayeti zikrettikten sonra, talebe ilme karşı kibirlenmemeli, hocasına karşı da emre amade olup söylediklerini can kulağıyla dinlemelidir. Tıpkı doktorun söylediklerini itina ile dinleyip gereğini yerine getiren hasta gibi olmalıdır.  İlmi şifaya kavuşabilmesi için öğretmenini dikkatle dinlemelidir, demiştir.

          Sühreverdi ise hocasının huzurunda talebenin takınacağı tavra misal olmak üzere Resulullah’ın (s.a.) Miraç’ta Cenab-ı Hakk’ın huzurundaki halini zikretmiş ve demiştir ki:  “Bütün adab Hz. Peygamberden alınmalıdır. Çünkü O, zahiri olsun batıni olsun, edebin hepsini şahsında cem’ etmişti. Allah Teâlâ, Miraç hadisesinde, huzurunda iken Resulullah’ın takındığı adabı şu şekilde beyan etmiştir: ‘(Peygamberin) göz(ü) gördüğünden sapmadı, (O’nu) aşmadı da.’ Yani Resulullah’ın gözü gördüğü şeyden asla başka tarafa sapmadığı gibi O’nu da aşmadı. Müsteykın ve sahih olarak sabit kaldı. İşte bu davranış Hz. Peygambere ait  edeplerin en güzellerinden birisidir.” Öğrencinin de hocası karşısında Allah’ın Resulünü örnek edinip hiçbir şeyle meşgul olmadan, dikkatle hocasını dinlemesi gerektiğini beyan etmiştir.

  • Talebe hocasına karşı mütevazı olmalıdır: Bilenlerle bilmeyenler arasındaki farkın mevcudiyeti nedeni ile öğretmen bilen ve veren el olarak öğrenciye karşı saygıyı hak edendir. Öğrencinin tevazu içinde ve saygılı olmalıdır. İlim talebinde; tenezzül, edep, nezaket, takip ve hizmet şarttır.
  • Hocanın huzurunda fazla konuşmamak. İzin istemeden bir şey konuşmamalı ve izinsiz soru sormamalıdır. Soruya cevap verince, itiraz etmemeli, nasıl ve niçin dememelidir. Filan kimse böyle demiyor, aksi daha doğrudur dememelidir.
  • Hocanın karşısında namaz içinde imiş gibi edepli oturmak. Başını önüne eğip dersine dikkat etmeli, etrafa iltifat etmemelidir.
  • Hocadan daha bilgili olduğunu gösterecek tarzda soru sormamak. Bir meseleyi hocadan daha iyi bildiğini zannederek hocanın görüşüne zıt bir görüş ileri sürmemelidir.
  • Hocanın yanında iken kimse ile gizli konuşmamak ve hocanın huzurundayken arkadaşına soru sormamak.
  • Hocası ayağa kalktığında onunla birlikte kalkmak ve konuşmayı kesmek.
  • Hocanın kusurunu araştırmamak.
  • Hoca yolda yürürken ona bir şey sormamak, arkadan gitmek.
  • Hocaya “sen” değil, “siz” diye hitap etmek.
  • Hocasının yanından ayrılırken bir emri, bir ihtiyacı olup olmadığını sormak ve duasını istemek. Hocanın talebesine duası, ana-babanın evladına duası gibidir.
  • Hocasının emrettiği bir hizmeti yaparken gayet atik, dikkatli, ağırbaşlı olmak.
  • Talebe sözünde sadık olmalıdır.
  • Talebe, hocasının yanında yüksek sesle, argo ifadelerle, kaba el kol hareketleriyle konuşmamalıdır.
  • Talebe yaptığı bir hatadan sonra özür dilemesini bilmelidir

İlmin edepleri

  • Evvela, talebenin İlim öğrenmede niyeti düzgün olmalıdır.
  • Talebe, ikbal beklememeli ve dünya gayesi ile ilim tahsil etmemelidir.
  • Alçak gönüllü ve İffetli olmalıdır.
  • Cedel (tartışma) ilminden sakınmalıdır.
  • Sabırlı olmalıdır.
  • Hocaya, âlime saygı göstermelidir.
  • Kitabını abdestsiz ele almamalıdır.
  • Notları muntazam ve güzel tutmalıdır.
  • Talebe arkadaşlarına karşı saygılı olmalıdır.
  • Dersi saygı ile dinlemelidir.
  • Hocaya yakın oturmalıdır.
  • Kibirli olmamalıdır.
  • Öğrenmeye ara vermemelidir.
  • Fazla uyumamalıdır.
  • Gençliğin değerini bilmelidir.
  • Çok tekrarlamalıdır.
  • İlmi hocanın dilinden dinlemeli ve almalıdır.
  • Güç ve gayret vermesi için Allah’a dua etmelidir.
  • Konuşmadan önce dinlemelidir.
  • Çok çok ve yerinde sorular sormalıdır.
  • İlimde ve ilim yolunda Allah’a şükretmelidir.
  • Yalnız Allah’tan ummalı ve korkmalıdır.
  • Rızık endişesi taşımamalıdır.
  • Dünya üzüntülerini terk etmeli, Ahiret işleri için üzülmelidir.
  • Dünya işlerini azaltmalıdır.
  • Kalemsiz ve kâğıtsız gezmemelidir.
  •  Zamanı boşa harcamamalıdır.
  • Takva sahibi olmalıdır.
  • Çok konuşmamalı ve gevezelik etmemelidir.
  • Sünnet ve adaba önem vermelidir.
  • Bir şey sorulmadıkça konuşmamalıdır.
  • Hafızayı kuvvetlendirici sebeplere başvurmalı;  çok çok yüzünden Kur’an okumalı, misvak kullanmalı, sabahları kuru üzüm yemeli, bal şerbeti içmek gibi şeylere riayet etmelidir.
  • Unutkanlığa sebep olacak yiyecek ve fiillerden kaçınmalıdır.
  • İlim sahibi olmak için ana- babasının ve Müslümanların duasını almalıdır.

İlim öğrenme adabı

İmam-ı Gazali âlim ve öğrencinin adabı hakkında şöyle buyurur:

İlim öğrenmenin başlıca dokuz edebi vardır. İlim tahsil etmek isteyenin bu edeplere uyması gerekir. Bunlar şöyledir:

1-Nefsini rezil huylardan ve kötü sıfatlardan temizlemek. Çünkü ilim tahsili kalbin ibadeti, namazı ve Allah Teâlâ'ya yakınlık vesilesidir. Bu sebeple, namaz için bedeni müteallik pisliklerden temizlenmek gerektiği ve bu temizlik yapılmadan namaz sahih olmadığı gibi, kalb ibadeti için de kalbe yönelik pisliklerden temizlenmek gerekir ve bu yapılmadan o da sahih olmaz. Temizlenmenin önemini belirtmek için, “Din, temizlik üzerine bina edilmiş.” “Temizlenin! Çünkü İslâm dini temizdir.” “Temizlik, iman etmeye yol açar.” denilmiştir. Sözü edilen temizlik, dış ve iç temizliğinin ikisidir.  Çünkü Allah Teâlâ, Müşrikler necistirler.” buyurmuştur. Hâlbuki müşrikler, beden ve elbise itibarıyla temiz de olabilirler. Buna rağmen, necis sayılmaları, başta imansızlık olmak üzere kalplerindeki manevî pisliklerden dolayıdır.

  • Allah Resulü (s.a.): İçinde köpek bulunan eve melekler girmez.” buyurmuştur. Kalb de meleklerin ilham getirdikleri bir evdir. Kızgınlık (gazap), haram, şehvet, kin, kıskançlık, kibir, riya gibi kötü sıfatlar ise, köpekler gibidirler. Bu sebeple, bu manevî köpeklerin bulunduğu bir kalbe melekler hayır ve hidayet ilhamlarını getirmezler.
  • Ahlâkı, huyu kötü olduğu halde ilim tahsil etmiş kimselerin varlığı seni şaşırtmasın. Çünkü bunların tahsil ettikleri şey, ahirete yarayan ve saadet kazandıran hakikî ilim değildir. Hakiki ilmin özelliği, kötü huyları ve diğer günahları öldürücü zehirler suretinde göstermektir. Abdullah İbni Mesud (r.a.) şöyle demiştir: “İlim, çok konuşabilmek ve çok şey söyleyebilmek değildir. O, kalbi aydınlatan bir nur ve ışıktır.” Bazı âlimler de ilmin tarifinde onun, Allah Teâlâ haşyeti ve korkusu olduğunu söylemişlerdir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de de:  “Allah’tan ancak ilim sahipleri haşyet ve korku duyarlar.”   buyrulmuştur.

2- Tahsil döneminde, dünya meşguliyetlerini mümkün mertebe azaltmak. Çünkü meşguliyetler, zihin ve dimağın öğrenme yeteneğini azaltırlar. Kur‘an-ı Kerim'de:  “Allah, bir kimsenin içine iki kalb koymamıştır.” diye buyurulmuştur. Bu sebeple, zihin dağıldığı ölçüde ilmî hakikatleri anlamakta sıkıntı çeker. Bu manayı teyid için, “Sen kendini bütün olarak ilme vermedikçe, o sana bir kısmını bile vermez.” denilmiştir.

3- Kendisine ilmi öğretene tevazu ve teslimiyet göstermek. Bunun için, ilim öğrenmek isteyen kimse, bir hastanın uzman bir doktoru dinlediği gibi hocasını dinlemeli, ona tevazu göstermeli, kendisine hizmet etmekten şeref duymalı ve bunun sevap olduğuna inanmalıdır. “İlim tahsili dışında her hangi bir maksatla kendini alçaltmak Müslümanların ahlâkından değildir.” denilmiştir.

4- İlimde yeterlilik ve derinlik kazanmadıkça âlimler arasında ihtilaflı ve tartışmalı olan konulan öğrenmeye heves etmemek. Çünkü ilim tahsiline bunlarla başlamak akılda hayret, zihinde karışıklık, anlamada zorluk ve azimde gevşeklik meydana getirir. Bunun için tahsile kesin olan ilmi gerçekleri ve dini hükümleri öğrenmekle başlamak lazımdır.

5- Önce, tavsiye edilen ilimlere ait kısa metinler okumalı ve bu suretle onlardan her birinin maksat ve gayesine vukuf kazanmalıdır. Ondan sonra, en önemlisinden başlayarak ömrü yettiğince derinliğine tahsil yapmalıdır. Özetlerini öğrendiği ilimlerin bir kısmını ilerletmese bile, bu özetlerden yararlanacaktır. Bu kadarını öğrenmiş olması, en azından o ilimlere düşmanlık etmesini önleyecektir. Çünkü insanlar, bilmedikleri şeylere düşmanlık ederler.

Hakikî ilimler, ya Allah Teâlâ'ya yaklaştırıcıdırlar ya da buna yardımcıdırlar. Derece ve önemleri de buna göredir. İlimleri bilenler de hudutları koruyan vazifeli askerler gibidirler. Bunlar, ilimleriyle Allah Teâlâ’nın dinini korumayı kastettikleri takdirde, ilim ve niyetlerine göre sevaplara nail olurlar.

6- Öğrendiği ilimlerle ahiret ilmine ulaşmaya çalışmak. Çünkü bizzat maksat olan ilim budur. Diğer ilimlerse, bunun için hazırlık ve başlangıçtırlar. Bu sebeple, bütün ömrü vasıta ve basamak durumundaki ilimleri öğrenmekle tüketmemek lazımdır.

Ahiret ilmine ulaşmak, kalb ve nefsi kötü sıfatlardan, uzuv ve organları da günahlardan ve abesle iştigalden korumayı gerektirir. Çünkü bu ilim bir nurdur ve ancak bu dikkat ve gayret sonunda kalbe akseder ve orada imana dönüşür.

7- Din ile ilgili bir ilmi öğrendikçe, onun amel, ibadet ve ahlâka müteallik yönlerini tatbik etmek. Çünkü ilim amel içindir. Amele dönüştürülmeyen bir ilim kıyamet gününde sahibinin aleyhinde delildir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu hakkını gözeterek okurlar. İşte, ona gerçekten iman etmiş olanlar bunlardır.” Kitabın hakkını gözetmek ise onunla amel etmektir. İlimleriyle amel etmeyenler, kendileri gibi, ilimlerini de halkın nazarında küçültürler. Ancak kişilere bakarak ilimleri değerlendirmek de yanlıştır. Doğru olan, ilimleri de insanları da ilmin ölçüleriyle değerlendirmektir. Hz. Ali (r.a.) şöyle demiştir: “Hakkı kişilere göre tanıma! Kişileri hakka göre tanı!”

8- İlimler arasındaki üstünlüğün onların sonuçlarına ve delillerinin kuvvetine göre olduğunu bilmek. Bu sebeple, din ilmi tıp ilminden üstündür. Çünkü din ilminin sonucu ebedî saadettir; tıp ilminin sonucu ise, geçici dünya hayatıdır. Aynı sebepten dolayı, matematik ilmi diğer birçok ilimden üstündür.  Çünkü onun delilleri daha kuvvetlidir.

9- İlmi riyaset, mal, şöhret ve itibar kazanmak için tahsil etmemek. Çünkü ilmin değeri bunlara alet edilemeyecek kadar yücedir. İlim Allah için tahsil edildiği zaman, sahibine fazilet ve ahlâki olgunluk kazandırır. Dünyaya ait meşru kazançlar, ilimlerin tabii sonuçlarıdır. Bunlar kendiliğinden de hasıl olurlar. Onun için, bunları düşünmeye ve maksat hâline getirmeye gerek yoktur.

10- En yüksek derecedeki ilim ehlinden olmaya çalışmak. Çünkü ilim ehli niyet ve amellerine göre üç sınıftırlar. Birinci sınıf Allah Teâlâ'ya yakın olan mukarrabdırlar.  İkinci sınıf selâmet ve kurtuluş ehli olan sağ ehlidirler. Üçüncü sınıf ise, batıp helak olanlardır

Toplantı yerlerinde adab

  • Sohbet, istişare veya başka bir maksatla toplanan, bir araya gelen kişiler oturup kalkmak, konuşmak ve ilgili edeplere riayet etmelidirler. Herhangi bir toplantı yerine giren bir kişi selam verip boş bulduğu yere oturmalıdır. İki kişinin arasına oturmak isterse onlardan izin almalıdır. Oturduğu yerden kalkan kişinin yerine hemen oturmamalı, onun hemen dönebileceği düşünülerek yeri bir müddet boş bırakılmalıdır. Ancak meclisten bir daha dönmemek üzere ayrıldığı bilinirse ayrıldıktan sonra yerine oturulabilir.
  • Bir mecliste ya yerde veya sandalye ve koltuklarda oturulur. Yerde otururken en uygun tarz dizleri üzerine çökerek oturmaktır. Bağdaş kurarak, sol ayağın üzerine oturup sağ diz dikilerek oturmak da caizdir. Sandalye ve koltuk üzerinde otururken de makadı koltuk ve sandalyenin ön tarafına koyup arkaya yaslanmak ayakları ileri doğru uzatarak oturmak, herhangi bir tarafa yaslanarak oturmak, gerek yerde ve gerekse sandalye ve koltukta otururken bacakları üst üste atmak edebe aykırı oturuş tarzlarıdır.
  • Sohbet mahallinde oturacak yer yoksa kişiler sıkışarak yeni gelenlere yer açmalıdırlar. Bu hususta Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Size meclislerde yer açın denilince yer açın ki Allah da size genişlik versin. Size kalkın denilince de kalkın ki Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”

         Takvaca üstün ilim ehli, salih bir kimse veya bir Müslüman topluluğun büyüğü bir toplantı yerine, bir sohbet mahalline geldiği zaman onun oturması için yer açmak veya kalkıp kendi yerini vermek güzel bir edeptir. Böyle bir şahsın o meclise geleceği daha önceden biliniyorsa onun için meclisin baş tarafında yer ayırmakta edeptir.

  • Gerek meclislerde ve gerekse diğer yerlerde yüksek sesle, bağırıp çağırarak, kızarak konuşmamalıdır. Biri konuşurken sözü kesilmemeli, konuşanın sözü bittikten sonra konuşmalıdır. O arada muhakkak bir şey söylemesi gerekiyorsa konuşandan mutlaka izin almalıdır.
  • Konuşurken sözleri anlaşılır şekilde açık seçik, tane tane söylemelidir.
  • Peygamberimiz konuşurken sözlerini birbirine ulamaz, uzatmazdı. Sözü ayıra ayıra söyler, dinleyenlerin gönüllerine sindirirdi. Bir şeyi anlatırken de kelimeleri tane tane söylerdi. O kadar ki isteyen onları sayabilir ezberleyebilirdi. Söze başlarken mutlak Besmele ve Hamdele ile başlamalıdır. Avurtları şişirerek kibirli ve kendini beğenmiş bir tarzda konuşmamalıdır.
  • Muhataba hakaret edecek, onu incitecek bir tarzda konuşmamalıdır. Az ve öz konuşmalı, lüzumsuz tafsilattan uzatmalardan, çirkin, kötü, toplumda hoş karşılanmayan kelime ve sözlerden sakınmalıdır. Her yerde doğruyu konuşmalı, asla yalana tevessül etmemeli, bilmediği konularda konuşmayın sükût etmeli, söz eğip bükmemelidir.
  • Sohbette bir kişi konuşurken diğerleri dikkatle dinlemeli ve önemsemelidir. Başka şeylerle meşgul olmamalıdır. Mesela, gazete, dergi, kitap karıştırmak, yanındaki arkadaşı ile konuşmak eliyle, saçıyla, kalemiyle meşgul olmak edebe aykırı davranışlardır.
  • Sohbetlere gelirken temiz tertipli giyinmeli, soğan, sarmısak yememeli, güzel koku sürünmeli, toplantıya ilim, edeb öğrenmek ve öğrendikleri ile amel etmek niyetiyle gelmeli ve sohbetten faydalanması için Yüce Allah’a dua etmelidir.
  • Sohbetlerde lüzumsuz konuşmalardan, faydasız lakırdılardan, günlük dedikodulardan, gıybetten uzak durmalı. Sohbeti en faydalı bir şekilde geçirmek için gayret göstermemelidir.

Yayın Tarihi: 31 Aralık 2020 Perşembe 22:17 Güncelleme Tarihi: 07 Ocak 2021, 22:26
banner25
YORUM EKLE

banner26