Denizin üstü-toprağın altı diyalektiği

Denizin altındakiler üstüne çıkınca hayatları değişirken toprağın üstündekiler de altına girince aynı şey olmakta. Yani birisinin üstü ölüm iken diğerinin altı. Selma Özkaya Muştuoğlu yazdı.

Denizin üstü-toprağın altı diyalektiği

Yaşamak dediğimiz şey sadece temel ihtiyaçları karşılamakla tamama eriyorsa problem yok demektir. Eğer hesap vermeyecek olsaydık bu şekilde günlerin geçmesinde bir beis yoktu. Her şeyin tamam olup defterlerin kapatıldığı zaman bir bedelinin ödenmeyeceği gibi bir durum olsaydı bunları düşünmeye gerek kalmazdı. Atı çalan, keyfini çıkarırdı. Böyle bir şeyin olmadığını kabul ettiğimize göre bir adım atmalıyız değişim için. Anlayabilmek ve gözyaşı dökebilmek uğruna kıpırdanmalıyız.

“Sabit kalabilmek bir erdemdir,” aslında bunca mucize karşısında. Görmek istemeyince; göz, kalp ve zihin sanki ayrı mecralarda saklambaç oynamaya yeni başlayan çocuklar gibi. Ne yapacaklarını bilemez hâldeler. Her şey olması gerektiği doğrultuda ilerlediği hâlde kendileri eğri olduğu için şahitlik etmekten acizler.

İnsan yapması gerekenleri duymamak adına o kadar meşguldür ki etrafında olup bitenlerden haberi dahi yoktur. “Haberi olunca da ne değişecek acaba?” diye düşünmeden edemiyor insan. İdrakimizi canlı tutabilmemiz için içimizi coşturacak iki zıt kavram mevcudiyetini muhafaza etmekte. Bunlar, bizlerin düşünüp ibretler alabilmemiz uğruna, kor misali dikkatimizi çekmesi gereken güzellikler: Deniz ve toprak. Bu ikisi arasındaki zıtlıklar, benzerlikler ve uyum kalbin ürpermesine yetecek minvaldedir. Gelin bu iki mucizeyi beraber inceleyelim:

Denizin altındakiler üstüne çıkınca hayatları değişirken toprağın üstündekiler de altına girince aynı şey olmakta. Yani birisinin üstü ölüm iken diğerinin altı.

Birisinin üstü sadeliğiyle kendisine hayran ederken herkesi diğerinin altındaki sadelikte kaçırıyor milleti.

Birisinin üstü, şikayet etmek istediğin her şeyi içinde öğütüp etrafına huzur verebilmeyi öğütlerken diğerinin de altı, başkalarına yaşattığın her şeyin bir bedelinin olduğunu.

Birisinin üstü sadeliğiyle ruhu dinlendirirken diğerinin üstü karmaşıklığıyla ruhun bunalmasına sebep olmaktadır.

Birisi üstündekilerin altına taşınacağını gözler önüne sererken, diğeri sıra sende değilse hala vaktinin var olduğunu delil olarak seyrettirmekte.

Birisinin altı karışıkken diğerinin üstü.

Birisinin altında mücadele hakimken diğerinin üstünde.

Birisinin altında kavga varken diğerinin üstünde.

Birisinin altında yatıyor olmak insanları korkuturken diğerinin üstünde yatmak korktuğunun başına geldiğini göstermekte.

Birisinin altındakiler yukarı çıkınca ömür tamam olurken diğerinin altına girilince her şey yeni başlıyor demektir.

Her ikisinden bir miktar hazinene atmış olsan da hiçbir şey değişmez. Eksiltemezsin çabalama. Çoğaltamazsın da... Ama bunların nihayetinde kişiliğinin ne olduğu çok mühim… Var olduğunda da yok olduğunda da “Hamd” edebiliyor olmak, anlatılmak istenilenin anlaşıldığına dalalet etmektedir. Ne mutlu ki anlayıp yaşayanlara…

Selma Özkaya Muştuoğlu

Yayın Tarihi: 06 Kasım 2020 Cuma 12:00 Güncelleme Tarihi: 06 Kasım 2020, 12:00
banner25
YORUM EKLE

banner26