banner17

Çocuk soruyor: 'Allah bizi niçin yarattı?'

Lütfi Bergen, çok genç ve değer verdiği bir küçük adamın, “Allah bizi niçin yarattı?” sorusuna binaen yazdı..

Çocuk soruyor: 'Allah bizi niçin yarattı?'

Yeryüzüne geliş sebebimiz hakkında yazacağım. Bunu yazmak istiyorum çünkü çok genç ve değer verdiğim bir küçük adam, “Allah bizi niçin yarattı?” sorusu ile boğuşuyor. Bunu bana sormadı aslında. Ben bu sorununu annesinden öğrendim. “Allah bizi niçin yarattı anne?” diyesi imiş. Kadının “ibadet etmemiz için!” şeklindeki cevabı kifayet etmeyecektir. “Benim ibadetime ihtiyacı var mı ki?” Yok! Eee. Rüzgar esmektedir. Rüzgarın daldan kopardığı bir yaprak kavisler çizerek savrulur; başın taşa toprağa çarpar. Bir delikanlının hırçın dalgalar gibi kabarıp kıyılara çakılmasını anlayabilirim. Gece uyku tutmayan gözleri. En çok da insanı karanlıkta boğan korkuları.

İnsanlar nutuk (konuşma) kabiliyetini salt insanlara aitmiş gibi düşünürler

İnsan cenin iken böyle korkuları yoktur diye düşünüyorum. Anneyi işitmektedir çünkü. Sarmalanmıştır. Üstü örtülüdür. Sıcak ve güvenli. Alak, duvarı kemiriyor.  Dahası anneyi anlamaktadır. Bir ceninin anneyi anlaması hayret vericidir. Konuşmayı bilmezken, kelimeleri telaffuz edemezken rahmin duvarının hemen dışında olan biteni anlamak, annenin besinini emerken düşünce ve duygularını da emmek dehşet verici. Böylece anlamanın ve bilginin kelimelere muhtaç olmadığını idrak etmekteyiz. Kozmos biraz böyle bir yerdir. Sığındığımız yer gerçekte karanlıktır. Düşünün, bir cenin dünyaya gelmek arefesindedir ve annesini anlamaktadır.

Bu anlattığım şeyin yeryüzüne insan olarak gelmek ile ilgisi var? Henüz bir algılama oluşmadığından “neler saçmalıyor bu adam” demektesiniz. Bunları şunun için anlatıyorum: Kelimeleri olsun veya olmasın, konuşabilsin veya konuşmasın her varlık canlıdır, varolanı işitmektedir. İnsanlar nutuk (konuşma) kabiliyetini salt insanlara aitmiş gibi düşünürler. Oysa tam tersine bu kabiliyet hareketsiz/maddevî varlıklar için de geçerlidir. Hayvanlar, bitkiler, taş ve toprak cinsinden her varlık Vücûd ile konuşmaktadır. Her varlık, varlık sahasında var oldukça Hayy olanın tecelligahı olmaktadır. Var olan (ontik olan), canlılığı olandır.

Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “Hiçbir şey yoktur ki, O’nu hamdiyle tesbih etmemiş olsun; ancak, siz onların tesbihini kavrayamazsınız” (17 İsra 9). Bir delikanlının bu ayetle karşılaştığında şöyle demesini beklerim: “Eğer herşey Allah’ı tesbih ediyorsa, herşey canlıdır ve Allah’la bizim bilmediğimiz bir dille konuşmaktadır.” Onun için Reis Seattle, Amerikan Başkanına toprağın anne olduğundan bahsetmekteydi:

“Washington’daki büyük başkan bize topraklarımızı satın almak istediğini bildiren bir haber yolluyor. Büyük başkan bize aynı zamanda dostluk, iyi niyet dolu sözler de gönderiyor. Bu dostça bir davranıştır; zira biz onun bu dostluğa ihtiyacı olmadığını pek iyi biliriz. Biz onun istediğini düşüneceğiz, zira eğer biz satmaya razı olmazsak, belki o zaman da beyaz adam tüfeğiyle gelecek ve bizim topraklarımızı zorla alacaktır. Gökyüzü nasıl satılır, ya da satın alınır, ya toprakların sıcaklığı? Bunu tasarlamak bize yabancıdır (…) Sizler çocuklarınıza ayaklarının altındaki toprakların bizim büyükbabalarımızın külleri olduklarını öğretmelisiniz. Toprağa kıymet vermeleri için onlara, toprağın bizim atalarımızın ruhlarıyla dolu olduğunu anlatınız. Çocuklarınıza, bizim öğrettiğimiz şeyleri öğretiniz. Toprak bizim annemizdir. Toprağın başına gelenler onun çocuklarının da başına gelir. İnsanlar toprağa tükürürlerse, kendi kendilerinin yüzüne tükürmüş olurlar. Zira biz biliyoruz ki, toprak insana değil, insan toprağa aittir. Her şey, bir aileyi birbiriyle birleştiren kan gibi birbirine bağlıdır. Her şey birbirine bağlıdır. Toprağın başına gelen oğullarının da başına gelir. İnsan hayatın dokusunu yaratmamıştır, onun içinde yalnız bir liftir. Siz dokuya ne yaparsanız, bunu kendinize yapıyorsunuz demektir. Fakat benim ulusum soruyor, beyaz adam neyi satın almak istiyor? Havanın tazeliğine ve suyun pırıltısına sahip değilsek, onları size nasıl satabiliriz? Sonuncusu öldükten sonra bizonları yeniden geriye satın alabilir misiniz?”

“Allah bizi ibadet etmemiz için yarattı” cevabı tatmin etmeyebilir

Her şey her şeye karışıyor. Bakıyorsun, bahar gelmiş. Su ve mineraller bitkileri beslemekte, bitkiler hayvanları. Bir devr-i daim kanunu yürümekte. Birinin ölümü bir başkasının dirimi halindedir. Şu taze otları yiyecek kuzu bir sene sonraki kurbanda satılacak, boynu vurulacak, kanı toprağa karışacak. Otu et, eti kan, kanı toprak yapan bir devr-i daim motoru susmamacasına çalışmakta. İşte insanın hamuru budur. Milyonlarca kere milyon kez, mevcudat, oluş ile bozuluş arasında harmanlanıyor. Aslında ibadet ediyor. “Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah’a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar” (16 Nahl 49).

Genç adam haklı, herşey Allah’a secde ediyorsa, “Allah bizi ibadet etmemiz için yarattı” cevabı tatmin etmeyebilir. Kuş olsaydım, bir dağın eteğinde… Yine ibadet etmeyecek miydim? O zaman niye insan oldum; kuşlar kadar özgür, bozkırı yaran atlar kadar dörtnal, boynuzları erişmiş bir alageyik kadar vahşi, engin kayalıklar kadar mukavim kalsaydım. Genç adam böyle düşünüyor.

Gerçek böyle değil genç adam. Âlemu’l-mülk içinde “insan” olmayı sen istedin. Seçerek geldin; sözleşip de yaratıldın. Zira, her mevcudata emaneti yüklenip yüklenmeyeceği soruldu. Kayalara, dağlara, yere, göğe, nalları şimşek çakan atlara, göğü kapatan büyük kanatlı kartala, geyiğe, kuşa, kurda… Hiçbiri istemedi. Ama sen dedin ki: İnsan olmak istiyorum. “Peki emanet?” Yüklendim gitti. Nasıl olur: “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara yükledik de onlar yüklenmeye yanaşmadı. Ondan korktular da insan yüklendi. Şüphesiz insan, çok cahil ve zalimdir” (33 Ahzab 72).

Şimdi bunu unutmuşsun. Buraya kendi isteğinle indin, insan olmaya geldin. Kavgaya katıldın. Doğduğun günü hatırla, “ya başaramazsam” diye ağlamıştın. Bir iki yumruk yemek yoldan çevirir mi er kişiyi? Yükü bırakmayacaksın, emaneti taşıyacaksın. “Olmak” istedin, dua ettin; bunun için icabet edildin. Varolmak sırası sende.

Lütfi Bergen yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Ekim 2018, 16:53
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Abdullah Ertekin
Abdullah Ertekin - 7 yıl Önce

Nefis bir yazı ,teşekkürler !

soner geçitli
soner geçitli - 6 yıl Önce

tamam söz verdik yükümüzüde anladık o yükü taşırken çok tuzaklar olacak bu tuzaklardan çıkamayanlar cehennemle cezalandırılacak ve dünyada çok kısa zamanda bu olaylar olacak eziyet çekeceniz işkence göreceniz çok büyük kısmınız ceza görecek denmediki kısa zaman birimine yük taşımaya geldik allah c.c.e ordada ibadet edebilirdik bu yükü niye kabül ettik biltürlü anlamadım

Salih
Salih - 6 yıl Önce

33ahzab diye biten paragrafı okuduğumda yazının gelişme kısmına girmeye başladığını düşünüyordum ki sonunu görerek afalladım!çok güzel bir konu, ancak gerçekten bu kadar mı?Anlayamadım asıl sorunun cevabı olan izah nerede?

sym ekr
sym ekr @Salih - 2 ay Önce

Ahzab 72.ayette "biz emaneti dağlara, göklere ve yere teklif ettik de kaçındı, onu insan yüklendi" diye buyuruluyor. Biz kendimiz insan olmayı seçtik, bilinçli tercihle dünya sahnesine çıktık. Ama Allah hikmeti gereği bu konuşma sahnesini aklımızdan sildi çünkü silinmemiş olsa, Allah'la muhatap olduğumuz anı hatırlasak imtihan diye bir şey olmaz. Kısacası, teklif var, tercih var ama hatırda yok.

*fatma
*fatma - 6 yıl Önce

bence asıl sorunun cevabı yok

banner8

banner19

banner20