Bize gösterdiğin numunelerin ve gölgelerin asıllarını, menba'larını göster

Ruhtaki arayış kıvılcımları harlandığı vakit gölgeler tatmin etmeyecek; gölgenin aslına doğru bir arayış başlayacaktır. Selma Özkaya Muştuoğlu yazdı.

Bize gösterdiğin numunelerin ve gölgelerin asıllarını, menba'larını göster

Coğrafi konumun nesnelerin gölgesi ile yakından ilişkisi vardır. Yaşadığınız bölgeye ulaşan Güneş ışınlarına göre gölgeniz şekil alır. Işınların geliş açısı nispetinde gölgeler de yer değiştirir. Eğer Güneş tepe noktasına ulaşırsa o zaman gölge de yok olur. Bu coğrafi bilgiler bu kadar yeterlidir kanaatimce. Şimdi, kendi yaşadığımız mekânı ele alalım -Çünkü yaşadığımız coğrafyanın fikirlerimizin şekillenmesine olan etkisi yadsınamaz- Yaşadığımız topraklara Güneş ışınları hiçbir zaman dik gelmez. Bu demek oluyor ki içinde yaşadığımız coğrafyada ağaçların her zaman gölgesi var olacaktır. Şayet bu topraklarda kaybolursak yolumuzu bulmak için ipuçlarımız var demektir. Ama dikkat etmemiz gereken bir şey de çıkış yolu için gölgenin büyüklüğüne kapılıp, asıl ögeyi göz ardı etmemek. Gerçek şu ki ışık nereden gelirse gölge onun aksi istikametinde yer bulur. Bu sebepten dolayı yön tayininde gölgeden ziyade ağaçların kendisine bakmaya, Rahman’ın mucizesini görmeye çalıştığımız vakit; kaybolduğumuz ormanlardan, çıkamadığımız kuyulardan, veremediğimiz nefeslerden kurtulabiliriz.  

Bir toplumun düşünce yapısını anlamak için o milletin davranışlarına yansıyan yaptırımlara bakmak gerekir. Bu yaptırımlara da genellikle gelenek adı verilir. Gelenek, yaşanılan toplumun düşünce yapısına göre farklılık arz eder. Bu farklılığın oluşmasında; okunulan kitapların (Mizanü’l-Hak, Muhammediyye…vb), dinlenilen müziklerın (Itri, Dede Efendi, Zekai Dede…vb), söylenilen masalların (Keloğlan, Hz Ali’nin Cengleri…vb), yenilen yemeklerin (Özbek pilavı, şerbetler, helvalar…vb), yapılan sohbetlerinin (Mevlevi sohbetleri, Bektaşi sohbetleri…vb) etkisi çok fazladır. Bunlar genel çerçevede, yaşanılan toplumun şuurunu/vizyonunu oluşturmaktadır. Eğer bir toplumu anlamak istiyorsak sadece bunlara bakmak yeterli olmamaktadır. Bunların yardımıyla bir yol bulabiliriz ama kesin bir kanıya varamayız. Gelenekler hakikat arayışındaki gölgelerdir. Bu arayış devam ettiği müddetçe de gölgeler misali devam edecektir. Bazen savrulmalar yaşansa, dönüşümler geçirilmiş olsa da hakikatin var olması onların yok olmasına engel olacaktır.


 

Ruhtaki arayış kıvılcımları harlandığı vakit gölgeler tatmin etmeyecek; gölgenin aslına doğru bir arayış başlayacaktır. Bu arayış tek başınalığı kaldıramaz, bir yoldaş gerek der. Pervane misali kül olmamak için onu ateşten kurtaracak yoldaş lazımdır. Fena yolunun yokuşları, bekanın inişlerine benzemez, serttir. Adamı dar ağacına astırır, derisini yüzdürür. Sonra da seyrine bakıp ağlatır…

Hakikat yolcularının “gören gözleri, işiten kulakları” (Buhari, Rikak 38) başkadır. Ariftir onlar, Mârifetullah’a ulaşmışlardır. Kendilerinden daha fazla başkalarını düşünmeye başlarlar artık. Ömürleri tamama erinceye kadar bunun mücadelesini verirler. Nitekim rahmetli Nurettin Topçu (ö.1975) bu durumu “İsyan Ahlakı” olarak ele alır. Sadece bizim ahlaklı olmamız yetmez, etrafımızdakilerin de elinden tutma düşüncesiyle can bulur hayattan. Bu şuurdur onları harekete geçiren. Öncesinde tekke derdik bu mücadelenin adına, şimdi ise; şiir, yazı, tiyatro, sinema…vb. diyoruz.

Selma Özkaya Muştuoğlu

Yayın Tarihi: 02 Nisan 2021 Cuma 14:00 Güncelleme Tarihi: 02 Nisan 2021, 21:21
banner25
YORUM EKLE

banner26