Birlik medeniyetinin ihtilafı bile rahmettir

Bir ilmi geleneğin inşa süreci nasıl geçer, nelerle karşılaşır ilim insanı... Abdülhamid Ahdar yazdı.

Birlik medeniyetinin ihtilafı bile rahmettir

İlim şehrinin kapısı olan Hz. Ali Efendimiz, “Cahilin kalbi ağzında, âlimin ağzı kalbindedir” buyurmuşlar. Bizim medeniyetimizde âlim; kalbi, aklı ve dili müttefik olandır. Nazarında basiret, aklında feraset, lisanında hikmet, ef’alinde kulluk ve ibadet vardır. Bizim medeniyetimizde İbn Sina ve Gazali, İbn Arabi ve Fahreddin Razi, İbn Haldun ve İbn Teymiyye, uykusuz gecelerin bereket ve ihlasında ortaktır.

İmam Cafer-i Sadık Hazretleri, bir gün İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye sormuş;

-Sence akıllı olan kimdir?

"Hayır ve şerrin arasını temyiz edendir." diye cevap vermiş İmam-ı Azam. Cafer-i Sadık Hazretleri tebessüm etmişler;

-Hayvanlar da bu ikisinin arasını temyiz edebilirler. Kendilerini döven ile ot vereni birbirinden ayırt ederler. Bu sefer İmam-ı Azam sormuş;

-Öyleyse size göre akıllı olan kimdir?

"Akıllı olan iki hayır ile iki şerrin arasını temyiz edip de iki hayırdan daha hayırlı olanını, iki şerden de daha ehven olanını tercih edendir." buyurmuş Cafer-i Sadık Hazretleri.

Soru sorma adabı

Dikkat buyurunuz bizim medeniyetimizde ilmi münazara hayrın şer ile mücadelesi değildir. Çünkü hayır ve şer,  Kur’an ve hadis mizanında tefrik olunmuştur. Bizde ilmi münazara, daha hayırlı olanı bulma gayretidir.

Rivayet olunur ki İbn Sina, ilk gençlik çağlarında ilminin gururuna kapılarak, eline bir ceviz almış, devrin büyük âlimi İbn Miskeveyh’in yanına gidip cevizi uzatmış, “Bunun hacmini hesaplayabilir misin?” diye sormuş. İbn Miskeveyh, yazmayı henüz yeni tamamladığı ve çağlar boyunca okunacak kitabı “Ahlakı Olgunlaştırma”yı heybesinden çıkarıp İbn Sina’ya uzatmış, “Sen önce bunu okuyup soru sorma adabını öğren. Cevizin hacmini sonra hesaplarız” cevabını vermiş. Anlayana bir nazar bile yeter, hele ki bir söz olsun, tesir etmemesi mümkün değildir. Bu hadiseden sonra İbn Sina’yı, bir ahlak ve edep abidesi olarak görüyoruz.

Felsefenin temel kitabı

İbn Sina, sadece İslâm düşüncesinin değil tüm insanlık tarihinin en değerli eserlerinden olan Kitab’uş Şifa’sı ile İslâm felsefesini zirveye ulaştırmıştır. Bu eserin mutlak başarısının tam karşısında bir başka zirveyi, Nizamiye Medreseleri’nin kurucusu, kelam ve tasavvuf ilimlerinin zirvesi olan Hüccet’ül İslâm İmam Gazali’yi görüyoruz. O, önce Makasıd-el Felasife adlı eseriyle felsefeyi ve filozofların görüşlerini sistematik olarak tahkik etmiş ve açıklamıştır. Bu eser o kadar başarılıdır ki Orta Çağ boyunca Batı üniversitelerinde felsefeye giriş kitabı olarak okunmuştur. İmam Gazali, felsefeye ve filozoflara yönelik asıl tenkitlerini ise Tehafüt’el Felasife adlı eseriyle ortaya koyar. Bu eser İbn Sina felsefesini derinden sarsmıştır. Şeyh’ül İslam Kemal Paşazade, meşhur Tehafüt Haşiyesi’nde, İmam Gazali’nin zaferini iki temel ilkeyi başarıyla kullanmasına bağlar. Bu ilkeler şunlardır;

  1. Bir görüşe itiraz eden, hiçbir görüşle kayıtlı değildir. Yani hiçbir şeyi kabul etmesi gerekmez. Hatta kendi görüşüne dahi riayet etmeye mecbur değildir. Ancak bir görüşü savunan o görüşle kayıtlıdır ve tutarlılığını kaybetmemek zorundadır.
  2. Bir görüşü ispat etmek için ileri sürülen bütün delillerin çürütülmesi, o görüşün çürütüldüğü anlamına gelmez. Delillerin haricinde o görüşün de çürütülmesi gereklidir.

Tehafüt, bir çığır açar

Her ne kadar Ravendi’nin kayıp bir Tehafüt’ünden bahsedilse de İmam Gazali’nin Tehafüt’el Felasife’sine ilk cevap, büyük fakih ve filozof Endülüslü İbn Rüşd’ün Tehafüt’et Tehafüt’ü ile gelir. Bu eser ile İbn Rüşd, İbn Sina ve Gazali’nin ardından ulaşılmaz zirveler listesinde yerini alır. Tasavvuf yolunun zirvesi olan İbn Arabi ise hem Gazali’yi hem de babasının yakın dostu olan İbn Rüşd’ü kucaklayan bir anlayış getirir. Ömrü boyunca talebelerine Gazali’nin eserlerini okutan İbn Arabi, meşhur eseri Fütuhat-ı Mekkiyye’nin daha ilk bölümünde filozofların görüşlerinin ve sözlerinin peşin hükümlerle reddedilmemesini tavsiye eder. Bu tavsiyeye uyan talebesi Sadreddin Konevi, İbn Sina’ya hep saygı duyar ve İbn Sina’nın kendi çağında yaşayan en önemli şarihi Nasreddin Tusi ile yakın bir dostluk geliştirir. Konevi ile Tusi arasındaki mektuplaşmalar, bu bereketli ilmi geleneğin içinde saygın bir yere sahiptir.

İbn Sina’nın İşarat adlı eserine üç büyük şerh yazılır; Gazali’nin takipçisi, büyük kelam ve tefsir âlimi Fahreddin Razi’nin eleştirel şerhi, Nasreddin Tusi’nin ve Kutbuddin Razi’nin destek veren şerhleri. Bu üç eseri, üç büyük kelamcının eserleri takip eder; Seyyid Şerif Cürcani’nin Şerh’ul Mevakıf’ı, İmam Taftazani’nin Şerh’ul Makasıd’ı ve Celaleddin Devvani’nin Şerh’ul Akaid-i Adudiyye’si. Aynı dönemde tüm tartışmayı özetler mahiyette Molla Cami’nin çok değerli bir risalesine rastlıyoruz; Dürret’ül Fahire (Sufiler, Filozoflar ve Kelamcıların Varlık Hakkındaki Görüşlerinin Tahkiki)

İlim âşığı bir padişah

Tehafüt geleneğinin ikinci dönemi İstanbul’un fethiyle başlar. Fatih Sultan Mehmet, maiyetindeki iki büyük âlimden, Hocazade Muslihiddin Mustafa ile Alaaddin Tusi’den, birer Tehafüt yazmalarını ister. Hocazade; İbn Sina ve İbn Rüşd’ü, Alaaddin Tusi ise Gazali’yi savunacaktır. Fatih’in ulemadan hem Gazali’yi hem de İbn Sina ve İbn Rüşd’ü savunan eserler talep etmesi, onun gerçek bir ilim aşığı ve tahkik ehli olduğunun göstergesidir. Fatih, Hocazade’nin Tehafüt’ünü daha çok beğenir ve ona daha çok ihsanda bulunur. Yavuz devrinde Kemal Paşazade, Sultan Süleyman döneminde de Muhammed Karabaği, Hocazade şerhine birer haşiye yazmışlardır. Sultan III. Murad döneminde ise Nev’i Yahya Efendi’nin haşiyesi vardır. Daha birçok şerh ve haşiyelerle süren bu büyük ilmi geleneğimiz, miladi 1791 yılında vefat eden son büyük âlimlerimizden İsmail Gelenbevi’nin eserleri ile son bulur.

Bizim medeniyetimizde ilim, en yüce hayra, yani hakikate ulaşma gayretidir. Bu gayret müşterektir ve çağlar boyunca taş üstüne taş  koyarak gelişmiş, yükselmiş, yüceler yücesine ulaşmıştır. Bu ilim geleneğinde sonra gelenin önce gelenlerin yaptıklarını  bozmasına rastlayamazsınız. Tam tersine, bir esere yöneltilen en kuvvetli tenkitlerin ve onu destekleyen en sağlam savunmaların, yüzyıllar içinde anlamlı bir birliğe dönüştüğünü, bütün literatürün bu birlik potasında eriyip kaynaştığını görürsünüz. Çünkü Birlik Medeniyeti’nin, ihtilafı bile rahmet kılınmıştır. İlim ve hikmet bu rahmetten beslenir.

İlgilenenler için

  1. İbn Sina, Kitab’uş Şifa Külliyatı, Litera Yayınları, İstanbul
  2. Gazali, Makasıd el Felasife, Vadi Yayınları, Ankara, 2002
  3. Gazali, Tehafüt el Felasife, Klasik Yayınları, İstanbul 2009
  4. İbn Rüşd, Tehafüt’et Tehafüt, Kırk Anbar Yayınları, İstanbul 1998
  5. Fahreddin Razi’nin İbn Sina Eleştirisi, Eşref Altaş, İz Yayınları, İstanbul 2011
  6. Konevi – Tusi, El Müraselat (Yazışmalar), İz Yayınları, İstanbul 2002
  7. Seyyid Şerif Cürcani, Şerh’ul Mevakıf (1. Cilt), Kırk Gece Yayınları, İstanbul 2011
  8. Alaaddin Tusi, Tehafüt’el Felasife, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1990
  9. Kemal Paşazade, Tehafüt Haşiyesi, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1987
  10. Karabaği, Tehafüt, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1991
  11. Gazali, Tehafüt el Felasife, Ahsen Yayınları, İstanbul:2002
Abdülhamid Ahdar 
Güncelleme Tarihi: 18 Ağustos 2020, 07:39
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
tespih
tespih - 9 yıl Önce

oldukça güzel bir özetleme.yalnız ibn sina yı belirtilen hadiseden sonra ahlak ve edep abidesi olarak görüldüğünün kaynağını merak ediyorum.

kerem soydaş
kerem soydaş - 9 yıl Önce

İbn Sinanın eserlerinde nefsin kemaline yönelik çok vurgu var, ahlakçı yani. edepten kasıt çalışma displini olabilir bence vezirlik falan da yapmış

murat
murat - 7 yıl Önce

mekasıdul felasifenin felsefenin temel ilkeleri şeklinde çevrilmesini cündioğlu kardeşim amelelere felsefe öğretmek için yazılan kitap mı o diye eleştirmişti.

rüştü atmaca
rüştü atmaca - 6 yıl Önce

fatihin tefahütleri karşılaştırmasını istediği hocazade Gazalinin tafahütünü,Tusi de İbni Sina ve İbni Rüşd-ü savunacaktır. Metinde tam tersine yer verilmiştir.

Ahmet
Ahmet - 4 yıl Önce

İbn Sina nın kişiliği ahlakı yada fikirleri hayatında toplam beş kitap okumuş insanlarca tartışılamaz.aklın kuvveti ahlak ve edepte gizlidir.İbn Sina fazlasıyla akıllı olduğuna göre konuşmak lüzumsuzdur.Hayatı boyunca ilimle uğraşmış gece gündüz okumuş yazmış düşünmüş uygulamış bir İbn Sina yı elinde her türlü teknolojik imkan olan istediği yere uçakla arabayla seyahat edebilen her türden esere rahatça ulaşabilen fakat ortada hiçbir eseri dahi olmayan insanlar eleştiremez (yorum yazanlara)

avni amanvermez
avni amanvermez - 3 yıl Önce

sözü boşuna uzatmaya gerek yok. ibni sina hakkında hükmü gazali ve imam rabbani hazretleri vermiştir biz de onlara katılıyoruz. bazı ibni sina hayranları onu körü körüne savunuyorlar ki bu bağnazlıktan kurtulmak lazım.

faruk
faruk - 3 yıl Önce

İslam ilim tarihinde ilmi münazara bazen hayr ile şerrin mücadelesi olmuş bazen de daha hayırlı olanı ortaya çıkarma gayreti. Yazıyı yazan sadece ikincisini zikrederek burada belki kasıtlı belki de kasıtsız ama neticede eksik bir temel kurmuş. İbni Sinaya yönelik yazdığı eserler dikkate alınarak ağır/ciddi tenkitler/ ithamlar yöneltilmiş. Bundan dolayı ibn sina-gazzali olayına daha iyiyi daha hayırlıyı elde etme ekseninde bakılamaz. çünkü küfr, sapkınlık hayr dairesinde yer almamaktadır.

Emel şana
Emel şana - 1 yıl Önce

Harika keşke okullarda okutulsa her biri.

banner19

banner13

banner26