Bir seher şahitliği: Hikâyemin hikâyesi

"Seninle hesabım bitti dünya. Gerçek yüzünü gördüm ve sustum. Artık ebedi bir suskunluğum, anahtarı ötelerde kaybolmuş. Ebedi bir suskunluk, son düğümü burada olmayan..." Faik Öcal yazdı.

Bir seher şahitliği: Hikâyemin hikâyesi

Sabahın nurunda, insanların tenhalığında güneşin doğu yakasına iltica ediyorum, bir başıma herkeslerden uzakta. Biliyorum güneşin doğu yakasında bir söz bekliyor beni. Orada bütün bir hayatımın hikâyesi olan bir söze sunacağım bütün bir varlığımı, insanda mağdur, Allah’ta mahpus.

Gidiyorum kendimden ötelere. Dünyanın yüzündeki mağrur ve murdar perdeyi yırtarak, öteleniyorum. Dünya diyorum, gam ve keder yurdu. Sende sadece acı ve gözyaşı gördüm. Acı, gariplerin ucuz yaşam tarifesi. Gözyaşı, fakir fukaranın gassal suyu... Acı, kimsesiz gönüllerin yol işareti. Gözyaşı, mazlumların sefer taşı. Acı, yersiz yurtsuzların ilk ve son göz ağrısı. Gözyaşı, sokak hayvanların yeryüzüne saçılmış duası.

Duruşum ve bakışım, gidişim ve kalışım, sevişim ve nefret edişim, yaşayışım ve ölüşüm, yani hiçbir şeyim uymadı dünyaya. Görünmez zindanlar taşıyordum içimde. Hep de azat edilecek kuşlar taşıyordum göğüs kafesimde. Bir ayağım göçüklerin başında, bir ayağım göçebelerin yurdunda. Hep göçüyordum bir başıma. İçimden geçiyordu ahret kervanları. Kaldıracak gücüm yoktu. Tutacak ellerim yoktu. Ayakta tutacak ayaklarım yoktu.

Dilim yakılmıştı doğduğum yıllarda. Dil diye bir avuç kül taşıyordum ağzımın boşluğunda. Ağzımı her açtığımda acım ve gözyaşlarım savruluyordu dünyaya. Ağzımı her açtığımda yaşamdan çekiliyordu elim ayağım, buz kesiliyordu içim dışım, ölüme daha da yaklaşıyordu içimde tuttuğum özgürlük kuşları ve hürriyet şarkıları. Dilim varmıyordu bir mapushane türküsünü çığırmaya, incir ağaçlarına ve incir kuşlarına selam söylemeye. Dilim varmıyordu bir şairin yüreğiyle akşam güneşini mahpus damına indirmeye, eski günü uğurlamaya, yeni güne ”Merhaba” demeye. Dilim varmıyordu bir ibadethanenin uçsuz bucaksız kubbesinde “Amin!” demeye, aman dilemeye. Bilmiyordum bir amin ile kaç sine yıkılacak, kaç hane tarumar olacak, kaç gönül yanacak. Bilmiyordum bir amin ile kaç kişi yerinden yurdundan olacak, kaç kişi yer ile yeksan olacak, kaç kişi bilinmezliklere sürgün edilecek.

Belki de hiçbir şey olmayacaktı, olmaması gerektiği için. Kuruntularıma kurban ediyorumdur yine iyi niyetlerimi. İnziva yurdu olan kalbim, dilime inanmıyordu, dilimi tutmuyordu. Kalbimin her atışında dilimin külleri savruluyordu dünyaya. Dünya biraz daha külleniyordu. Gri kurşunlara ısmarlıyordum yarınlarımı. Gri kurşunlara sunuyordum, acı ve gözyaşlarımı. Gri kurşunlar, yaşamdan öte, ölümden berî. Gri kurşunlar, kalmak ve gitmek arasında umuda yazılmak. Gri kurşunlar, sonu olmayan başlangıçlar ve encamı olmayan sonuçlar ile yollara savrulmak, yolculara atılmak.

Seninle hesabım bitti dünya. Gerçek yüzünü gördüm ve sustum. Artık ebedi bir suskunluğum, anahtarı ötelerde kaybolmuş. Ebedi bir suskunluk, son düğümü burada olmayan...

Ebedi bir suskunluk, kuğuların rüyalarına fillerin yalnız gezen düşlerini uğurlayan…

Ebedi bir suskunluk, her göçebe hikâyede bir parçasını yitirmiş olan…

Güneşin doğu yakasındayım, doğduğum yerde. Sözüm yerde. Sözüm küllenmiş dilimde. Sözüm kalbimin öteki yakasında. Sözüm her yerde. Ben hiçbir yerdeyim. Beni bir arada tutan, hiçliğimin uçurumları ve sonu olmayan pişmanlıklarım. Ne kadar çok uçurum ve pişmanlık biriktirmişim. Neden? Aşktan bu kadar uzak mıydım?  Sevgiden yana bu kadar nasipsiz miydim? İnsanı ve dünyayı aynı terazide tartmamış mıydım? Ağır basan insanın karanlığı mıydı yoksa dünyanın faniliği miydi?

Kalbimin muvazenesi bozulmuş, aklımın mihenk taşları kararmış. Vicdanımın yurdu yanmış yıkılmış, baykuşların meskeni olmuş. İnsanın karanlığını uçurumlarıma, dünyanın faniliğini pişmanlıklarıma tutuyorum. Hüsran. Nerede bakarsan bak, hicran. Nerede tutarsan tut, ziyan. Sözüm yerde kalmaz ama. Sabah kuşlarıyla bir, savuruyorum son sözümü uçsuz bucaksız gökyüzüne. Allah, kendi iradem ile işlediğim günahlarımdan da ve bana bahşettiği iyiliklerden de büyüktür. Büyüklük, Allah’ın izzet ve ikramıdır. Allah, izzet ve ikramından mahrum etmeyecektir.

Faik Öcal

Yayın Tarihi: 09 Mart 2022 Çarşamba 11:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26