“Ben, insanın sırrıyım; insan, benim sırrım”

Cenab-ı Allah bir hâdis-i kudsîde insanı târif ediyor. “Ben insanın sırrıyım, insan benim sırrım.” Bu sırrı ortaya çıkarmak için insanı yarattı. Esmâların toplanması insan şeklini almıştır. Yâni bâtından zâhir oldu. İnsan şeklinde... Dr. Münir Derman yazdı.

“Ben, insanın sırrıyım; insan, benim sırrım”

Yunus söyler ya... “Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm.” Gül tohumunun bâtınında, yeşil renk ve koku vardır. Gül açtı mı zâhir olur. Tohum yok olur. Amma gülde yine evvelki tek bâtın vardır. İnsan da aynı... Yok iken var olduk. İçindeki yok mu oldu? Bunu niçin düşünmüyorsun? Bu mukaddes muhafazanın içine “Hayy’’ ile yayıldı. ‘’Nur-i Resûl’’ ile ‘’Hayy’’ı donattı ve cesedle bunların arasına gönül denilen güzel nesneyi koydu. Birçok cihazlarla süsledi. Göz, kulak, tad, koku, his uzuvlarıyla esmâların tecelli menfezlerini açtı. Buralardan harfsiz, sessiz ve sözsüz, kelâmını sevk ederek konuştu. ‘’Semi’’ ile işitti ve işittirdi.

“Basir’’ ile gördü ve gördürttü. İlâ ahir... O halde gönlün elinden tuttu. Bunun kademelerine resulleri oturttu. Bunların hepsini muhtelif mâsiyetlerle gizledi. Bu perdelerin arkasındakini göstermek istemedi. Siz bulun diye... Fakat bulmak yollarını öğretti.

Gipta, hased, tamah hisleriyle ‘fâzilet’’, ‘’doğruluk’’, ‘’adâlet’’ süslerinin önlerine engeller koydu. Sabır verdi. Teslimiyet verdi. İrâde verdi. Fakat bunların hepsini savaş halinde yekdiğerine zıdlarla getirdi… Zıtları olanların arkasına da zıddı olmayanı gizledi... O halde insanda; bunları görmek ve güzelliklerini bulacak ‘’İlâhi televizyonu’’ seyredecek bir pencere vardır. İnsanın gözü aklı kadar görür. Bu göz Allah'ın yarattıklarını görür. İnsanın Hakk’a bakan gözleri açılırsa, o zaman her şey ortadan kalkar. Hakkı görmeğe başlar.  

Her şeye karşı sevgi, arzu, ihtiras, güzele, kadına, paraya, mal ve servete karşı sevgi. Asıl sevginin görünüşleridir. Dünyaya ve yaratıklara aklı kadar bakan gözler bunları görür. İhtiras veya sevgiye bağlanırlar. Bunların hepsi Hakkı gören gözleri perdeler.

O zaman, insanlara bu şer şeklinde tecelli eder.

Aslında ne şer vardır ne haram. Ne helâl... Bunlar aklı kadar gören gözleri olan insanlara böyledir... Hakk’ı gören gözleri işleyen bunlardan kurtulur... O zaman ne haram vardır, ne helâl; ne şer vardır, ne hayır hepsi; O’dur...

“Onlar mahzun da olamazlar daima canlıdırlar. Bu işlere ne kadar bakarsan o kadar görünür. Ruh cesette muvakkat durduğu için cesede temizlik emrolunmuştur. Dünyada tek bir mâbed var. O da insan vücudu. Hiçbir şey bundan mukaddes değildir.

İnsan bir mekândır, aslı la mekândır. İnsanları sevmek ve tazim etmek “beden” içindeki bu “haber”e bir tâzimdir. Elinizi insan vücuduna dokundurduğunuz zaman onu gökyüzüne dokundurmuş olursunuz.

Edebiyat yapmıyoruz, belâgat nûmunesi de vermek değil niyetimiz. Bütün kainatı yaratan, insan vücuduna, şah damarlarından daha yakın olarak gizlenmiştir.

Onun his ve idrâk mekanizması insanda mevcuttur. Bu mabedin hoparlöründen konuştu. Bu kelâmı işte... Allah kelâmı... Ben kulumla görürüm, kulumla işitirim. Bana bir adım yanaşana on adım yaklaşırım...

Allah, kelâmından Resûl-ü Ekrem’e düşünmek ruhsatını verdi.

Allah ilham etti, Resûl anladı ve konuştu. Hadis-i kudsi bu...

Bunlardan Ruh-i Muallâ ve dimağ-ı muazzamalarında husûle gelen değişmeyen düşünceler mübârek ağızlarından kendi fikri ve kendi düşünceleri rahmetenlil âlemin kanalından çıktı. Bunlara da hadis-i şerif diyoruz. Ümmetlerde, bunların taklidi şeklinde söyleme ve tatbik etmeleri bir nevi kelâm, vahiy, ilham, düşünce ve fikre iştirâk ruhsatı demektir.

Onun için doğru söyle! Gıpta etmeden, yalana tevessül etmeden!.. Adaletten ayrılmadan. Daima gönülden söyle!..

Gönülden söyleyenin vücudundaki şâibeler (ayıblar, lekeler) ortadan kalkmıştır. Vücûdundaki şâibeleri irâde, sabır ve ibadet ile kaldıranlar da gönülden konuşurlar. Birincisi velilerdir, ikincisi sâlih kullardır. Bunları taklide gayret edenler de halis mü’minlerdir.

Bâzı “büyük” diye adlandırılmış kimselerin kurduğu ve ileri sürdüğü nazariyat külliyatından çıkan mantıkî lakırdılar, insandaki bu inanç mekanizmasını sarsamaz... İnsan yüreğinde, kendinden daha yüksek olana hayranlık duygusundan daha necib bir duygu yaşayamaz. Şimdiye kadar beşer hayatında görülen en hayat verici tesir budur.

Din, inanış, işte bu temele dayanır... Bu his, insanda ilâhî ve asîl olduğu zaman secdeye varır insanoğlu...

Bunu beşer nesline bildiren Resûl-i Ekrem’dir.

Ceset, o halde gönlün gölgesinin gölgesinin gölgesidir, demişlerdir.

Dr. Münir Derman

Kaynak: Sebil Dergisi

Yayın Tarihi: 22 Mart 2021 Pazartesi 13:00
banner25
YORUM EKLE

banner26