Ben hiç iyi değilim. Ya sen?

"Fıtratımıza kodlanmış her duyguyu yaşama iznini kendimize vermekten de öte o duyguların bize neler öğretebileceğini tefekkür edelim." Hüma Dergisi'nden Ceyda Doğan yazdı.

Ben hiç iyi değilim. Ya sen?

Evrensel olarak hepimiz şaşkınlık, mutluluk, üzüntü, tiksinme, korku ve öfke duygularına ek olarak şefkat, kaygı, hüzün ve acı gibi birçok farklı duygu potansiyeliyle varlığımızı sürdürürüz. Yaşadığımız olaylar bu sahip olduğumuz duyguları aktive eder. Örneğin sınırlarımız aşılır öfkeleniriz, sevdiğimiz biri vefat eder çok üzülür ve acı çekeriz ya da çok istediğimiz bir şey olur ve mutluluktan havalara uçarız. Sağlıklı olan, duygularımızın karşılaştığımız hadiselerle paralel olmasıdır. Yani olumsuz duygular olarak adlandırılan mutsuzluk, acı, hüzün gibi duyguları da yaşamaya ihtiyacımız vardır ve bunlar bizim sağlıksız olduğumuzu göstermez. Aksine insan olduğumuzun önemli bir kanıtıdır. Öyleyse neden hep mutlu olmak için çabalıyoruz ve mutsuz hissettiğimizde adeta dünya başımıza yıkılıyor? Cevabım tahmin edeceğiniz üzere çok basit: Yaşadığımız dünya ve içinde bulunduğumuz haz çağı âdeta bunu bize emrediyor.

Elbette ki mutlu olmanın hissettirdiği o muhteşem haz yadsınamaz ve her birimizin mutlu olmaya hakkı var. Ancak diğer duygularımızı göz ardı edip onların bize getirdiği mesajları fark etmezsek onlara haksızlık etmiş olmaz mıyız? Hatta o mesajların sahici bir mutluluğun ve içsel huzurun anahtarları olduğunu söylesem. Nasıl mı? Gelin bu sorunun cevabına varoluşçu psikoterapi cihetinden bakalım.

Varoluşçu psikoterapi bize ne söylüyor?

Temelini varoluşçu felsefeden alan bu yaklaşıma göre insan özgürdür, kendi seçimlerinden sorumludur ve potansiyelini gerçekleştirme kapasitesini içinde barındırır. Bu yaklaşımda her ferdin bir gün öleceğinin farkında olması hasebiyle kaygı hissettiği farz edilir. Kaygı ise, var oluşumuzda anlam bulma, yaşadığımız süreçte hayatta kalma ve yaşamımızı sürdürme ihtiyacından kaynaklanır. Varoluşçu psikoterapide, ölüm temasına ek olarak kaygının kaynağı özgürlük, izolasyon ve anlam olmak üzere toplam dört ana temada toplanır. Bu temalardan biri olan ölüm, kaçınılmaz sondur ve bunun bilincinde olmak insanın sahip olduğu en büyük korkudur. Özgürlük teması ise insanın seçimlerinin sonucunda sahip olduğu sorumluluğu getirir. Bu sorumluluğun sonuçları da kişi için korkutucudur. Kişinin anlamsızlık içinde kıvranması da acıyı beraberinde getirir.1 İzolasyon teması ise ferdin yalnızlığını açıklar. Ölüm gerçeğinin, herkesin yalnızken karşılaşacağı mutlak son olması bu temanın özüdür. Sosyal bir varlık olan insan için bu oldukça dehşet vericidir. Son olarak anlam teması ise yaşamımızla ilgili sorduğumuz sorulara bulduğumuz tatmin edici cevapları kapsar. Kişinin hayatında anlamsızlık baş gösterdiğinde ruhsal sıkıntı sinyalleri de çalmaya başlar. Özetle, varoluşçu terapide acı çeken bir varlık olarak kabul edilen insan bahsedilen dört temanın gerçekliğini kabul edip onlarla yüzleştiğinde, sahip olduğu farkındalığa ek hissettiği kaygı, korku ve acı duyguları yaşamındaki anlamı bulmaya vesile olarak asıl iç huzura ve mutluluğa erişmek için bir yol olacaktır.2

Hayatın anlamı

İman edenler için ölümün ve hayatın anlamı, âlemlerin Rabbi olan Allah tarafından cevaplanmış ve dünya hayatının asıl âlem olan ahiret hayatına bir hazırlık olduğu vurgulanmıştır. Kalplerimiz sürekli evrilip çevrilir, imtihanlar bize birçok duyguyu bahşeder, hedef ise kendi potansiyelini gerçekleştirip takva ehli arasında rızayı ilâhî makamına erişmektir. Bunu bilen insan soruların birçoğuna cevap bulur. Anlam âdeta vahada su arayan kimsenin okyanusa kavuşması gibidir. İşte bazen hayat bizi bir yerden yıkar çünkü tekrar inşa edilmemiz gerekir. Depremde hasar görmüş binaların yıkılıp yeni teknolojiyle daha dayanıklı hale getirilmesi gibi içimizdeki bu korku, sıkıntı, bunalmışlık hâli bizi daha da güçlendirir. Âdeta yaşam gayemizi bize hatırlatır.

Yukarıda bahsettiklerim bir Müslümanın genel hedefleriyken her birimiz aslında biricik özelliklere sahip değerli varlıklarız. Hepimizin hayatında kendi tercihleriyle şekillenen başka türlü amaçları var. Asıl gayemize ek olarak hedeflerimiz bizim kim olduğumuz ve belirlediğimiz amaçlarımız noktasında bize yol gösterir. Bu noktada varoluşçu psikoterapi de bize seçim özgürlüğünün kendimize ait olduğunu, sorumlulukların sonuçlarıyla yüzleşme becerilerini içinde barındırdığımızı söyler. Diğer bir deyişle cüz’i iradeden bahseder. Yani acılarımızdan büyümek için gereken potansiyel güç içimize kodlanmıştır.

Acılarla büyümek

Kişi kendisine her duyguyu yaşama izni verirse hafifler. “Bu yaşadıklarımın bende zuhur ettiği duygu bana ne söylüyor, bana ne öğretecek?” diyerek imtihanlara baktığımızda -ki bu söylemesi kolay ancak yapması zor bir şey- mevsimlerin gelip geçmesi gibi iç âlemimiz de daha dengeli hâle gelecektir.

Fıtratımıza kodlanmış her duyguyu yaşama iznini kendimize vermekten de öte o duyguların bize neler öğretebileceğini tefekkür edelim. Örneğin, acı hissetmek. Nasıl ki elimiz kesildiğinde canımız yanıyor, bir müddet sonra o kesik kabuk tutuyor, sonrasında da tamamen iyileşiyorsa; benzer bir mekanizmanın hissettiğimiz duygusal acı için de geçerli olduğunu düşünmek mümkündür. Çok sevdiğimiz bir yakınımızın vefatı ya da büyük bir hastalık geçirmek gibi aklımıza gelebilecek nice sıkıntı veren durum bizi ruhsal olarak çok yorabilir, hüzünlenip acı çekerek berbat hissedebiliriz. Hayat aniden anlamını yitirebilir. Ancak bu tecrübelerdeki anlamı tekrar bulduğumuzda ve dönüp yaşadıklarımıza baktığımızda çıkardığımız derslerin adeta bizi büyüttüğünü de görebiliriz. Sonbaharda dökülen ve bir süre kupkuru kalan dallardan baharla birlikte yepyeni, rengârenk, güzel kokulu çiçeklerin açması misali. Konuya imtihan cihetinden baktığımızda da meselelere yüklediğimiz mânâ, yaşamın gerçeklerini kabul etmemize vesile olarak içsel sıkıntımızdan doğan asli huzura erişmemize fırsat verir.

Özetle, insan varoluşunu sorgular. Anlamsızlık ise onu tüketir. Varoluşçu psikoterapi ise insanın bu anlam arayışında ona eşlik edebilecek bir araçtır.

Yazımı, bize hayatın gerçeğini hatırlatan ve kendi anlamımızı bulmaya vesile olacak bir Hadis-i Şerifle sonlandırmak istiyorum: “Zevkleri bıçak gibi keseni (ölümü) çok hatırlayın!”3

Ceyda Doğan

Hüma Dergisi, Sayı:16

Kaynakça:

1  “Varoluşçu Terapi” Uz. Dr. Emine Filiz ULUHAN (2020) https://www.antalyapsikiyatri.com/psikoterapist-emine-filiz-uluhan/varoluscu-terapi

2             “Varoluşçu Psikoterapi Nedir?” Uz. Dr. Emine Filiz ULUHAN (2017) https://www.psikoterapi.pro/makaleler/varoluscu-psikoterapi-nedir

3 Tirmizî, “Zühd” 4, Nesâî, “Cenâiz” 3, İbni Mâce, “Zühd” 31

Yayın Tarihi: 16 Temmuz 2022 Cumartesi 13:00
YORUM EKLE

banner19

banner36