Bayrağını kendi elinle teslim etme

"Unutma ey Müslüman! Düşmanların birliğinizi dağıtmak istedikçe sen yıkılan yeri ellerinle onaracaksın, onarmalısın. Çünkü sen, kardeşleriyle birlikte “Emri bi’l Maruf Nehyi ani’l Münker” düsturuyla İslâm sancağını âlemlere diken Peygamberin ümmetindensin." Hüma Dergisi'nden Gülce Kaçak yazdı.

Bayrağını kendi elinle teslim etme

Gün bir ayna; aylar, seneler hatta asırlar… Hepsi bir ayna ve aynanın iki yüzü var; hakikatin mahfi olduğu iç yüzü bir de hakikatten yansıyanı gösteren yüzü.

Hakikatin saklı olduğu yüz, Asr-ı Saadet’in sırrını yaşıyor. Rabbimizin beğenip bizim için uygun gördüğü ve Ashab-ı Kiram üzerinden yaşattığı insanlık ölçülerini gösteriyor. Aynadan yansıması gereken çağın tüm şartlarına rağmen Ashab-ı Kiram’ın, Allah’ın emrettiği yoldaki sadakati ve gayreti… Kendini içten ve dıştan muhafazaya tam muktedir olmamış bir ümmet! Bu din, bu ümmet çağlara ses getiren, bir ayet, bir hadis için canlarını ortaya koyanlara, Ömer Muhtarlara, İskilipli Âtıflara şahid oldu. Yirmi yıl dağlarda, at üstünde sonucunda asılacağını bile bile sebat eden Ömer Muhtar, İslâmiyet bir ülkede daha diri tutulsun diye, taşıdığı ismin kudretini gösterdi. Onların aynasından Ashab’ı Kiram’ın metodu yansıdı.

Arayış bâtında tüm elleri tutan bir el, tüm kalplere ayet nazarıyla bakıp zahire fiilleri ile Hakk’ı izleten bir gözdür. Ömer Bin Hattab’lar, Ebubekir’ler (Radıyallahu anh) yükseldikleri zirveye zahirdeki amelleri ve bâtındaki niyetlerindeki birlik ile yükseldiler. Bu yöntem ile inşa ettikleri İslâm devleti de on dört asırlık bir geçmişle ve ilk günkü diriliğiyle bugüne yansıyacak kudrettedir. Karşımıza çıkan keşmekeş aynadan o zamanın yansımaması değil, bugünün Müslümanları olarak aynaya yanlış açıdan bakmamızdır. Öyleyse nerede ben ümmetin parçasıyım deyip volkanlar saklayan yürekler? Nerede “Bir” olmaktan söz edip ahkâm kesenler? Bâtının hangi yüzünde boğuldu onlar? Her sabah Müslümana lanet okuyarak uyanan Yahudi’nin hangi oyununa kandılar, Kur’an’la hadisle şarj olmuş bedenler?

Bu tefekkürler içerisinde iken dünyayı, gözümü, dilimi, kâfiri dinliyorum da şunları işitiyorum:

Dünya diyor ki:

Unutma ey Müslüman! Düşmanların birliğinizi dağıtmak istedikçe sen yıkılan yeri ellerinle onaracaksın, onarmalısın. Çünkü sen, kardeşleriyle birlikte “Emri bi’l Maruf Nehyi ani’l Münker” düsturuyla İslâm sancağını âlemlere diken Peygamberin ümmetindensin.

Göz diyor ki:

Ne kadar büyük bakarsan o kadarsın demektir. Baktığın kadar bilir, baktığın kadar yaşarsın. Baktığın kadarı ışık olur zihnine ve o kadarıyla başkaldırabilirsin zulme. Baktıkça anlar baktıkça zalimin oyununu bozacak fikirler yeşertebilirsin. Bakmalısın perdenin arkasına! Çünkü sen Bilal’in sesindeki coşkuyu her gün defalarca duyansın.

Dil diyor ki:

Sen sustukça bir nesil susacak! Sen sustukça bir kâfir daha gülecek, bir Müslümanın daha kanı akacak. Sen inandığını tüm şecaatinle söylemedikçe bir kara delik daha açılacak hatalar denizinde. Unutma deniz bu dünya ise gemi bu ümmet ve ümmetin her bir parçası SEN DE DÂHİL bir kaptansın.

Ve kâfir der ki:

Silahımla, ordumla sizi ortadan kaldıramadım Muhammed’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) adamları! Belki defalarca savaş meydanında yenildim. Ama şimdi birliğinizi evlerinizin içine soktuğum fitnelerle oyunlarla bozuyorum. Çoğunuzdan habersiz midenize girenlerle, ülkenizin her bir alanına dağılmış adamlarımla, sizi sizin ellerinize verdiğim silahlarımla ortadan kaldıracağım.

Her şey ortada kâfir konuşuyor ve yapıyor. Peki, o zaman bizler? Hakk’ın bayrağını elinde tutan bizler? Bizlerin arkasında Allah varken boşa kürek çekenlerin elinden kendi ellerimizle, kanımızla kazandığımız bayrağımızı tüm düşüncelerini benimseyerek yeniden teslim ediyoruz. İyi de neden? Cevabı yok bu sorunun. Bu, yıkanmış zihinlerimizle bize, mümin şahsiyetimize oynanan bir oyun. Meydanlarda, söz oyunlarıyla, kılıflandırılmış şer’i(!) hükümlerle, kırmızı halılı platformlarda yaşıyoruz Müslümanlığı. Biz biliyoruz ki akıbet Allah Teâlâ’da düğümlenecek Şimdi bize düşen; “Ne olduk değil ne olacağız ve bu yolda hangi yolda biz olacağız?” diye düşünmektir.

Gülce Kaçak

Hüma Dergisi, Sayı:16

Yayın Tarihi: 05 Ağustos 2022 Cuma 10:00
YORUM EKLE

banner19

banner36