Asmalı mod

"İslâm’da koşulsuz iman ve itaat yalnızca Allah ve Peygamberi ile Allah ve Peygamberinin icmali ve tafsili tüm emirleri ve yasaklarınadır. Bu emir ve yasaklar ise insanın dünyevî-uhrevî, sanal-reel, olmuş-olmakta-olacak olanlar karşısındaki ana duruşunu belirlemek üzerine kuruludur. Aklı daraltan, düşünceyi kör eden, fizikî ve ruhî uzuvları felç eden teknolojiler, sanal sistemler, sunî teoriler İslâmî değildir." Hüma Dergisi'nden Aişe Ümame yazdı.

Asmalı mod

Akıntıya kapılmayı zûl gören, akıntıya ters her şeye tapan bir anlayıştan akmayı hayat ilkesi edinen, her akıntıyı “mod”laştıran ve iradesini yalnızca dünyevi akışa sarf eden bir hissiyata doğru adım adım değişiyor nesil… Genç-yaşlı fark etmeksizin dünyevî eksikler ölçü alınarak bakılıp kaçırıldığı sanılan hayat, başkaları tarafından biçilen kaftanlarla yeniden tanzim ediliyor. Ortaya çıkan tablo ise kablolarla kameralarla ölçüsüzlüğün sınırsızlığın kucağı sanal dünyaya âdeta zincirlenme, entegre olma, uyumlanma, hem-dem olma hâli; -tabir-i caizse- bir tür “tasmalı mod”!

BASMALI MOD

“Televizyonlu odadan televizyonsuz odaya geçmek hicrettir.” düsturuyla büyüyen çok değil otuz yıl önceki bir nesilden günümüze bakıldığında “mod”lara mahkûm, hazlara esirleşmiş, moda tutkunu bir neslin varlığı apaçık görünüyor. Yakın gelecekteki nesle örnek olarak anlatılabilecek şahsiyetler, bir tuşla kaybedilebilir olabildiği için günümüz “basmalı mod devri” olarak da tanımlanabilir.

Değişen ruh hâli manasındaki İngilizce “mood” kelimesinin Türkçeleşmesi ile tanıştığımız mod kelimesi ve değişen ruh hâline göre anlık yaşanan mod devri, şahsiyet sınırlarımızın ne kadar kolay yıkıldığını gösteren bir süreç... İnsanın bir diğer insanla olan ilişkisinde muhatabının hislerini anlama ve tecrübe ettiği bir durumdan dolayı diğerine etki etme anlamında olumlu bir yönü olan uyumlanma teorisi, günümüzde insanın diğer insan(lar)la insanî hislerini uyumlandırarak onu anlaması, iyiye ve güzele teşvik etmesi yerine makine ve sanal dünya ile uyumlandırmasını ifade edecek şekilde anlam değişmesine uğramış görünüyor. Önüne çıkanları sorgulamadan kabul etmeyi ve ani duygusal değişimlere göre şekillenmeyi reddeden ve çevresel değişkenleri sorumlulukları yerine getirme noktasında mazeret olarak kullanmayan bireylerin kıymetini anlamamızı gerektiren bu durum, insan olmanın gereklerinin hatırlanmasına olan ihtiyacı da açığa çıkarıyor. De ki: ‘Pis ile temiz bir olmaz. Pisin çokluğu hoşuna gitse bile.’ Ey akıl sahipleri! Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.”[1] diyerek modumuzun moda ya da sürü olan değil, Allah’tan dolayı ve Allah için olan hâller üzere olması gerektiğini hatırlatan ve aktif düşünmeyi, düşünerek tercih etmeyi, düşünmeden hareket etmemeyi öğreten Kur’an, “Sadece çimen yemeliyiz, bunca inek yanılıyor olamaz.” diyen Facundo Cabral’in önerdiği sürü psikolojisinin zıddına bir perspektif çizer bizlere.

İlk kez 1845’te Kuzey Amerikalı aktör Dan Rice’nin başkanlık kampanyasında kullandığı “Sürüye katılın!” tabiriyle kullanılan bandwagon effect/sürü psikolojisi terimi ile kastedilen güvenli, doğru, yanılmaz ve güçlü olana yönlendirme değildi. Amaç imanı, istikameti ve doğruluğu sebebiyle güvenli olanın değil fiziken kalabalık olanın yanında olan; Allah’a imanı ve Peygambere ittibası sebebiyle güçlü ve yanılmaktan korunmakta olanın değil, sorgusuz, sınırsız, her şeyi her hâliyle kabul eden, kendi yerine ötekinin aklına, üretimine, gücüne teslim olmayı kolaylık olarak gören, modern çağın tam da ihtiyacı olan köle hissiyatlı, farkına varmadan uyumlandırılan insanların türetilmesiydi. Her zinciri kırdığını söyleyen ve buna inandırılan bu insanlar, çatısını özgürlük ve aykırılık kelimelerinin, içini reel olmayan, yarın endişesinden uzak ve dünyadan ibaret olma etiketleriyle bezeli hazların doldurduğu bir yere, internet vesilesiyle sanal olarak zincirleniverdi. Eskiden dünya adına atılan özgürlük sloganları yerine, olan biteni umursamayan, rüzgâr estikçe hâli değişen, kırılıp dökülmekten sağlamlığı tadamayan, kendi dertlerine büyüteçle ya da mikroskopla bakmaktan başka meziyeti olmayan bir nesil sunî olarak üretildi. Batı’da başlayan bu moda, elbette Müslüman nesli de es geçmedi.

Öyleyse birey olarak ya da hep birlikte biz müminler yalnızca üzülmeli miyiz?

Öncelikle müminin bir şeyin haramlığıyla mübahlığını belirlemede ve ona tabi olmada ölçüsü çokluk ya da azlık değildir. Mümin, dünyada olup biten her konudaki yaklaşım biçimini Allah ve Peygambere (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) göre sabitledikten sonra imanlarıyla Kur’an’ın ve Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çizdiği istikamet üzere bir arada olan Ashab-ı Kiram, ulema, urefâ gibi sayıları çok olan grup hâlindeki müminleri de tek mümini de örnek alabilir; yeni olana mesafesini ve kullanımını bu ölçülere göre belirleyebilir. İmanın ancak akletme, düşünme, tercih ve ittiba ile kemale ulaşacağı anlaşılan Maide Suresi 100. ayet doğrultusunda, Peygamber Efendimizden (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nakledilen, “Allah bu ümmeti (veya Muhammed’in ümmetini) dalalette birleştirmez. Allah’ın eli cemaatin üzerinedir. Cemaatten ayrılan ateşe ayrılmış olur.”[2] hadisindeki cemaatin sürü olmadığı, imanın gücü ve mümin akılların istişaresiyle verilen ortak hükümlerin adı olan icmanın sürüye katılma olmadığı kolayca anlaşılabilir. Zira İslâm’da koşulsuz iman ve itaat yalnızca Allah ve Peygamberi ile Allah ve Peygamberinin icmali ve tafsili tüm emirleri ve yasaklarınadır. Bu emir ve yasaklar ise insanın dünyevî-uhrevî, sanal-reel, olmuş-olmakta-olacak olanlar karşısındaki ana duruşunu belirlemek üzerine kuruludur. Aklı daraltan, düşünceyi kör eden, fizikî ve ruhî uzuvları felç eden teknolojiler, sanal sistemler, sunî teoriler İslâmî değildir.

ASMALI MOD

İmanı olanın ümitsizlik hakkı olmadığına göre[3] Müslüman gençler olarak genç jargona, mümin gencin “mod”una, ebedî tat getirme, uhrevî safa için dünyevî ayar verme zamanı geldi! Şimdi sıra “asmalı mod”da!

Bin bir emekle türlü zorlukla geldiği okulu, başladığı hizmeti, çalıştığı işi, amaç dışı ve fuzulî aktiviteler için “asmak” modasını asmalı! Haramlar ve şüpheliler yerine hazırda bekleyen binlerce helali heybeye asmalı! Ahlâkın, edebin, iffetin dini İslâm’ın gereklerini apolet gibi omuzlara, madalya gibi boyunlara, vitrin gibi bedenlere asmalı! Ümitsizliği, tembelliği, heyecansızlığı, hayalsizliği darağacına asmalı! Pil bittiğinde, dünya tüm zorluğuyla hücum ettiğinde, bir cami kürsüsündeki hocanın, kendisi mektep hâline gelmiş bir güzel müminin, anne-babanın, salih/saliha büyüklerin, arkadaşların, kardeşlerin sözlerine kulak asmalı! Fırına gittiğinde yediğinden feragat ederek bir ekmeğin parasını, camiye uğramışken çıkmadan eksiği olan bir farzın kazasını şimdiden cennetine asmalı! Mümin olduğunu iddia ederek Allah’tan gayrısı için ve Allah’a rağmen yapıp etmeleri “Cennet karşılığında ebedi satılıktır.” ilanıyla hayatın dışına asmalı! Allah’ın Kitabı’nı, Efendimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sünnetini, onların izinden gidenlerin örnekliklerini öğreneceğimiz eserleri duvarlar, tozlu raflar yerine, önce baş ve gönül üzerine sonra okumak ve okutmak üzere bu eserlerle dolu çantaları kollara asmalı! Dünyamız için önem arz eden zamanımızın en kıymetli sermayemiz olduğunu bize hatırlatacak sözleri bayraklaştırıp zihinlere ve gözlerin göreceği yerlere asmalı! Firdevs’te bekleyen asmalar için bu moda asılmalı…

Aişe Ümame

Hüma Dergisi, Sayı:19

Dipnot:


[1] Maide Suresi, 100

[2] Tirmizi, “Fiten”,7

[3] Zümer Suresi, 53; Âl-i İmran Suresi, 139

Yayın Tarihi: 02 Kasım 2022 Çarşamba 14:30
YORUM EKLE

banner19

banner36