Araf Suresi'ni tanıyalım

"İslâm ilimlerinin metodolojisine yönelik prensipler belirleyen âlimlerimiz “Usulsüz vusul/maksat ne ise ona ulaşma olmaz.” derler; ancak ilimden amaçlanan vusulsüz usul de değildir. İlmi “Kendini bilmek” olarak tarif eden Yunus Emre, ilimden maksadının ne olduğunu da metodunu da şu sözleriyle anlatır: “Yunus sen bu dünyaya niye geldin? Gece gündüz Hakk’ı zikretsin dilin! Evliya’ya uğramaz ise yolun; göçtü kervan, kaldık dağlar başında…” Akile Tekin yazdı.

Araf Suresi'ni tanıyalım

Kur’an-ı Kerim’de insanın yaratılışının, yaşam amacının ve yalnızca dünyevî perdede kısıtlı bir sürede sergileyebileceği kulluğu hususunda usullerin belirlendiği sure, “Arâf Suresi”dir. Mushaf’ta “Huruf-u Mukatta” harfleriyle başlayan üçüncü suredir ve 206 ayetten oluşur.

“Arâf Suresi”, Mekke döneminde nazil olan en uzun suredir. İsmi, 46 ve 48. ayetlerde zikrolunan “Yüksek yerler, mevkiler” manasındaki “Arâf” kelimesindendir.[1] Surede anlatılana göre “Arâf”, cennet ile cehennem arasındaki surun yüksekçe yerleridir. Yunus Emre’nin tasvirinden anlaşılana göre Allah’a dost/evliya olup cennete göçen kervanın ardında dağlar başında kalanlardır da denebilir.

Enam Suresi’nden sonra ve surenin muhtevasındaki konuların devamı niteliğinde indirildiği aktarılan bu surede vahiy, nübüvvete imanla birlikte ahirete imanın vurgulandığı kıssalar bağlamında, kulluğun maksadını açıklayıcı, tanzim edici bir muhtevadadır.

KUR’AN’DA ARÂF SURESİ BAĞLAMINDA ZİKİR/RABBİ ANMA

Arâf Suresi’nin Mekkî dönemin 10-11. yıllarında nazil olduğu, inkâr eden müşrikleri ikaz eden vahyi kendilerinin de bildiği nebevî bir gelenek olarak takdim eden üsluba sahiptir. Tespit edilebildiği kadarıyla Mekkî 10-11. yılların en önemli hadiseleri arasında Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve müminlere yapılan boykotun sona ermesi, Hatice annemizin vefatı ve Taif’e gidişi zikredilebilir. Sevinçler kadar büyük hüzünlerin de birbirini takip ettiği bu süreçte Efendimiz, vahyin muhafızı ve mübelliği olarak İslâm’ı her koşul ve durumda yayma gayreti içerisindedir.

Günlük dilimizde belirli gün ve haftalar gibi özel zamanları ya da gelişigüzel çağrışımları, anlık akla düşenleri ifade etmek için kullanılan “Anma” kelimesiyle daha fazla olmak üzere, “Dille ve gönülle yâd etme, hatırlama” olarak da anlamlandırılan “Zikir”, Kur’an’da Arâf Suresi’nde çeşitli formlarıyla yer almaktadır.[2] Kur’an’ın ve vahyin zikir olarak tavsifi, öğütleri dinlemeyen ancak tefekkür ederek ibret alması umulan şahıs ve kavimlerin tasviri, Allah’ın nimetlerini anma emri ve şeytanın vesvesesinden Allah’ı anmakla kurtulan müminin tavrı zikir kelimesinin farklı formlarıyla dile getirilmiştir. 205. ayet bağlamında ise Efendimiz ve müminlerin konu edildiği bağlamda bir emir olarak yer almaktadır. Ayette, “Rabbini, içinden, yalvararak ve korkarak, (Fakat) yüksek olmayan bir sesle sabah ve akşam an. Gâfillerden olma.”[3] buyrulmaktadır.

MANASI AÇISINDAN ARÂF SURESİ 205. AYET-İ KERİME

Ayetteki zikir, namaz, dua, Kur’an’ı tilavet, tesbihat gibi Allah’a kulluğun hususi rumuzları olan ibadetleri, eylemleri ihtiva etmekle birlikte bunlara ilaveten her an ve durumda Allah’ın kulu olma idraki ve hissiyatının kişide şuur hâline gelmesidir. Surenin 55. Ayetinde, “Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin.” buyrulmakta, Allah’ın haddi aşanları sevmediği hatırlatılmaktadır. Ancak devamında duanın korkarak ve umarak olması gerekliliği, zira Allah’ın rahmetinin yakınlığı hatırlatılmıştır. 205. ayette emir olunan zikir, bu ayetle emir olunan duayı da kapsayıcı bir eylemdir. Her iki ayette ortak olan zikrin ve duanın tazarru ile/yalvara yakara yapılmasıdır. Tazarru ile istenen Allah’ın rahmeti gereği kullarına azap etmeyeceğine olan inancı sebebiyle kulda Allah’a tazim konusunda tazarru ve haşyetin/korkunun tam olarak bulunmamasının engellenmesidir; kulun Allah’ın rahmetinden emin ancak kendisinin kulluk bakımından nakısalarından hiçbir amel, durum, konum sebebiyle emin olmayan, mütevazı ve talep kâr bir hâlde bulunmasını temin etmektir. Sure bağlamında Allah’ın verdiği ayet, nimet ve ilimle şımaran ve kulluğunu unutanların akıbeti bu sebeple hatırlatılır;[4] kullukta asıl olanın son nefese kadar istikamet oluşu vurgulanır. Bu korkunun kulda başlangıçta azap, kullukta derinleşildikçe Allah’ın azamet ve celali sebebiyle meydana geldiği de belirtilir.

“Tazarru ve korku ya da gizlilik ile”[5] ifadesi, Kur’an’da bu surede zikir ve dua kapsamında olmak üzere iki, Enam Suresi’nde[6] yine dua bağlamında bir kez olmak üzere yalnızca üç defa zikredilir. Buna göre zikrin ve duanın olmazsa olmazı samimiyetle ısrar, içten yakarıştır, denebilir. Zira Arâf Suresi’nde Âdem (Aleyhisselam), İsrailoğulları, Musa’nın (Aleyhisselam) kardeşi ve kavmi için olmak üzere iki kez tövbeleri, af ve mağfiret talepleri tekrar tekrar zikredilmiş, duanın usulü ve mahiyeti peygamberlerin örnekliğiyle aktarılmış,[7] bu ayetle Efendimizden ve müminlerden de böyle niyaz etmeleri, 180. ayetle de Allah’ın isimleri ile dua etmeleri istenmiştir. İlaveten surenin 94. ayetinde de peygambere iman etsinler diye inkârcı kavimlere gönderilen yoksulluk ve sıkıntının kaldırılması için kendilerinden beklenen dua da aynı vasıfla ifade edilmiştir.[8] Bu da tazarrunun mümin ya da kâfir her insanın fıtratına konan ve Allah’ın kendilerinden tabii olarak beklediği bir hâl oluşuna işaret etmektedir.[9]

Ayetin indiği ortam dikkate alındığında muhataplara vahyi gür sesle, korkusuzca tebliğ eden Efendimizden, Rabbini kendiyle baş başa iken de anması, bu anışın ise sessiz, içten bir niyaz halinde sabah-akşam olması istenir. “Kendi nefsinde anma” ifadesi ile dille söylenenin kalp ile de bilinmesinin, hissedilmesinin kastedildiği ifade edilir. Âlimlerimiz “Sabah-akşam” ifadesinin tüm zamanı kasteden bir mahiyette olduğunu belirtmektedir. “Gaflet”, zikrin daimî olmaması hâli olarak tarif edilmiş ve ayette kul bu hâlden sakındırılmıştır.[10]

RABBİNİ ZİKRET!

Zikir; bu ayetle, Allah ile olan tüm anların adı, vakitli-vakitsiz, her hâlde ve koşulda kabul görmenin tadı olmuştur. Zikirle lezzetlenmek ve kıymetlenmek Efendimizin öncülüğünde tüm müminlerden istenen vusuldür. Öyleyse Yunus Emre ile başlayan söz, Üstadı Taptuk Emre’nin tarifi ile taçlansın: “Zikir, çağırmaktır; çağırmaz isen gelirler mi?”

Akile Tekin

Hüma Dergisi, Sayı:9

Dipnot:

[1] Emin Işık, Enâm Sûresi, DİA, 1995, 11: 169-170

[2] Arâf Suresi, 7/2, 3, 26, 57, 69, 74, 86, 130, 165, 171, 201

[3] Hasan Basri Çantay, Kur’an-ı Hakîm ve Meal-i Kerim, 15. Baskı, İstanbul, Elif Ofset, 1410/1990,1: 252

[4] Arâf Suresi, 7/175, 176; 189, 190

[5] Kıraat farklılıkları kapsamında bu üç ayetteki ifadeler korkarak ya da gizlice şeklinde anlamlandırılmaktadır.

[6] Enâm Suresi, 6/63

[7] Arâf Suresi, 7/23, 47, 149, 151, 155

[8] Ayrıca bkz: ‘Arâf Suresi 7/130

[9] Azap hâlinde beklenen tevbe ve yakarış için bkz: Enâm Suresi, 6/43

[10] Fahreddin er-Râzî, et-Tefsîru’l Kebîr Mefâtihu’l Gayb, Dâru İhyâi’t Türâsi’l Arabi, Beyrut, 1990

Yayın Tarihi: 13 Nisan 2022 Çarşamba 16:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26