Allah-u Teâlâ'nın mukaddes sıfatları

"İslâm'da iman esaslarının birincisi Allah'a imandır. Allah'ın varlığına inanmak imanın ilk şartıdır. Çünkü diğer esaslara inanmak, evvelâ bu ilk esasa inanmaya bağlıdır. Bunun için de, her şeyden önce, Allah'ın varlığını akıl yolu ile bilmek, âkıl (akıllı) olan ve ergenlik çağına eren her şahsa farzdır, demiştik. İşte bu sebeple, önce, İslâm kelâm bilginleriyle, ilâhiyatçı feylesofların Allah'ın varlığını isbat eden çeşitli delillerini özetlemiştik." Ali Aydın yazdı.

Allah-u Teâlâ'nın mukaddes sıfatları

                          

İslâm mütefekkirlerinin, ilâhiyatçı şark ve garp filozoflarının ve nihayet asrımızda müspet ilimlerle uğraşan seçkin tabiat bilginlerinin aklî ve ilmî delilleriyle, İslâm'da imanın ilk ve en mühim şartı olan Allah'ın varlığını isbat ettikten sonra, O'nun yüce sıfatlarını izaha geçebiliriz. Çünkü Allah'a iman etmek; yalnız Allahu Teâlâ'nın zâtına inanmakla olmayıp, ayı zamanda, O yüce varlığın Zât-ı ilâhîsi hakkında vâcip olan Kemâl Sıfatlarıyle, yüce Zâtının vasfedilmesi mümtenî olan (mümkün olmayan) noksan sıfatları ve Zâtı Bârîsi (Yüce Zâtı) hakkında inanılması câiz olan sıfatları icmâlî veya tafsilî olarak bilmek ve onlara inanmakla olur. "Allahu Teâlâ'ya iman" sözünden maksat, işte budur.

O halde, Allah (c.c.)'a inanmakla mükellef olan her insan, Allah'ın Zât-ı ezelîsi hakkında vâcib, mümteni' (muhal) ve caiz olan sıfatları iki yoldan biri ile bilmesi ve onlara öylece ve kat'î olarak inanması lâzımdır. Birinci yolla iman tarzına "İcmali iman", ikinci yolla iman tarzına "Tafsilî iman" denir. Şimdi, Allah'a imanın bu iki şeklini izah edelim:

 A- Allah'ın Zâtı ve Sıfatları Hakkında bem İcmâlî İman:

 Allahu Teâlâ hakkında:

 a) "Allah, Zât-ı ilâhîsine lâyık olan bütün sıfatlarlamuttasıftır. Allah'ın kemâl sıfatları sonsuzdur."

 b) "Allah, Yüce Zâtına lâyık olmayan her türlü noksandan münezzehtir."

 c) "Kemâl ve noksan sıfatlar dışında kalan şeyler, Allah'ın Zâtı hakkında caizdir" demeye, yani onları[1]( topluca bilip, öylece inanmaya Allahu Teâlâ hakkında "icmâlî iman" denir.

Cenab-ı Hakk'ın Zâtı hakkında dilediğini yaratmak, yok etmek veya etmemek, affetmek veya etmemek, ceza vermek veya vermemek, emirlerine itaat eden bir kimseyi mükâfatlandırmak veya emirlerine isyan eden kimseye azap vermek gibi, aslında mümkün[2] olan her şeyi yapmak veya yapmamak -hakkında- caizdir.

 Kur'an-ı Kerim'de emir buyurulan;

وَرَبُّكَ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُ وَيَخْتَارُۜ

"Rabbin, dilediğim yaratır ve dilediğini seçer."[3]

اِنَّ اللّٰهَ يَفْعَلُ مَا يُر۪يدُ

"Şüphe yok ki, Allah, dilediğini yapar"[4] meâlindeki âyetler ile,

 "Allah'ın dilediği olur, dilemediği olmaz" Hadis-i şerifi, bu hakikati açıkça ifade eden ilâhî burhanlardır.

O halde her müslümanın, kısaca; Allah'ın bütün kemal sıfatlarıyle muttasif ve noksan sıfatların hepsinden münezzeh olduğuna inanması şarttır.

B- Allah'ın Zâtı ve Sıfatlan Hakkında

Tafsîlî İman:

Allah'ın ilâhî sıfatlarının tafsiline geçmeden önce, okuyucularımızı bazı hususlarda aydınlatmak istiyoruz:

"Sıfâtullah, yani Allah'ın sıfatları konusu, Kelâm âlimlerini ve İslâm mütefekkirlerini en çok meşgul eden ve ihtilâfa düşüren çok önemli bir bahistir. Bu konuda çok söz söylenmiş, birçok eserler vücuda getirilmiştir. Buna rağmen bugün de, önemini muhafazaya devam etmekte, birçok ilmi etüdlere konu teşkil etmektedir.

Bu konudaki ihtilâf, her şeyden önce, Sıfâtullah'ın zât-ı ilâhî ile alâkasını tesbitte örülmüş ve bu hususta başlica dört fikir belirmiştir:

Bunların en mühimi, "Mütekellimûn" diye anılan İslâm Kelâmcılarından "Ehl-i Sünnet" mezhebini temsil eden, "Eş'ariyye" ve "Mâtürîdiyye" Kelâmcılarının görüşüdür. Diğer mezhep ve görüşleri, her görüşün delillerini ve muhalif fikirlere verdikleri cevaplan burada beyan etmeye, lüzum görmüyoruz. Çünkü böyle bir tafsilata girmek, bu kitapta güttüğümüz gayeye aykırı düşer. Bu konuyu merak edenler, daha geniş kitaplara müracaat etmelidirler.[5]

Bu sebeple biz burada, Cenâb-ı Hakk'ın mukaddes sıfatlarını, müslümanların büyük ekseriyeti nazarında doğru ve hak olarak bilinip inanılan "Ehl-i Sünnet" mezhebine göre ve kısaca izah edeceğiz.

Bu izahata geçmeden önce, bir hususu önemle belirtmek isteriz:

Yaratıkların en mükemmel ve şereflisi olan insan, kendisine verilen akıl ve duygu organlarıyle, yaratıcı ve terbiye edicisi olan Zât-ı ilâhînin hakîkî hüviyetini bilme ve O'nu idrak etme kudretine sahip değildir. Çünkü duyu organları da, aklî idrâki de sınırlı olan insan; zâtı ile, sıfatları ile hudutsuz olan ve her tasavvurun üstünde bulunan mutlak ke benzersiz Yüce Allah'ın ilâhî hakikatini anlayamaz. Buna beşer kudret ve takati kâfi gelmez. Bunun içindir ki, her mükellef şahıs Allah'ın varlığını ve birliğini bilmekle mükellef olduğu halde O'nun yüce hakikatini, ilâhî hüviyetini araştırmak ve öğrenmekle mükellef değildir. O halde, ilâhî sıfatlarinin hakikatini de idrak etmeye imkân yoktur. Ancak biz icmâlî olarak, kemal sıfatlarıyle muttasif, noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu aklımızla idrak edebiliyor ve bunun tafsilâtını mukaddes Kitabımız Kur'an-ı Kerim'den öğreniyoruz.

Kur'an-ı Kerim'in birçok âyetlerinde, Allah'ın "Esmâü'l-Hüsna"sı dediğimiz doksan dokuz güzel ismi zikredilmiştir. "Tevhîd ve Sıfat" ilmi ile uğraşan bilginlerimiz, bu isimlerin yardımı ile, Allah'ın ilâhî sıfatlarını kendi beşerî fakatları nisbetinde müslümanlara anlatmağa çalışmışlardır.

Bu (Esmâü'l-Hüsnâ) denilen güzel isimlerden başka, Cenâb-ı Hakk'ın bir de has (özel) ismi vardır. O da (Allah) Lâfz-ı şerîfidir. Bu isim, ilâhî mevcudun en büyük ismi olup, O'nun özel ismi olması itibariyle diğer güzel isimlerinin delâlet ettiği bütün vasıfları içine alır. Bu sebeple, Allah ism-i şerifi, Cenâb-ı Hakk'ın bütün kemal sıfatlarını, ilâhî vasıflarını toplar ve onlara delâlet eder.

Cenâb-ı Hakk'ın bu has isminin menşei hakkında söylenen sözlerin en kuvvetlisi ve en meşhuru; bu ismin, -has isim olması itibariyle- başka bir kökten gelmediği, hiçbir kelimeden türetilmediği fikridir. Bir kökten türetilmiştir, diyenlerin fikri ise, bu hususta düştükleri ihtilâf sebebiyle zayıf görülmektedir. Bu bakımdan bu sözleri burada özetlemeye lüzum görmedik.

"Allah" ism-i şerîfinin bir hususiyeti de; Arap harfleriyle her harfinin Allahu Teâlâ'ya delâlet etmesidir. Şöyle ki:  Bu harflerden sonuncusu "he" "Hüve" zamiri takdirinde olup, Allahu Teâlâ'nın zâtına işaret etmektedir. Bu harf, ortadaki "lâm" harfiyle birleşince "Lehü" olmuş olur ki, bu da yine Cenâb-ı Hakk'a işaret eder. Üçüncü harf olan "lâm" ile birlikte okunduğu takdirde "li'llâhi" olur ki, bu da yine Cenâb-ı Hakk'ın zâtına işaret eder. Nitekim bu harflerin her biri ile başlayan birçok âyetler vardır. Dördüncü harf "elif ile birlikte ise, Hakk Teâlâ'nın zâtına ve sıfatlarına delâlet eden ve O yüce varlığın hâs (özel) ismi olan "Allah" lafz-ı şerîfini meydana getirmektedir. Başka hiçbir kelimede bulunmayan bu husus, "Allah" lâfzının ilâhî bir özelliği olarak kabul edilmektedir.

Cenâb-ı Hakk'ın bu özel ismi, Kur'an-ı Kerim'de diğer güzel isimlerin hepsinden çok olarak, 2800 defa zikredilmiştir.

Kur'an-ı Kerim'in ilk sûresi olan Fâtiha'da, bütün isimlerden önce Allah ism-i şerîfi, ondan sonra da sıfâtî isimlerin en mühimi olan RABB ism-i şerîfi gelmektedir. Hakk Teâlâ'nın "Rabb" ismi de, Kur'an'da en çok zikredilen ism-i şerîflerdendir. Kur'an-ı Kerim'de 960 defa geçmekte ve başka hiçbir isim, bu ikisi kadar kullanılmamaktadır.

Yüce Allah'ın Rabb isminden sonra en çok geçen ve en mühim sayılan isimleri, Rahman, Rahim ve Mâlik'dir. Fatiha Sûresinde (Allah) has isminden sonra, sıra ile zikredilen bu dört ism-i şerîfe, Cenâb-ı Hakk'ın "Rubûbiyet Sıfatları" adı da verilmektedir.

Terbiye etmek, büyütmek ve yetiştirmek mânâlarını ifade eden (Rabb) kelimesinin asıl mânâsı, "Bir şeyi derece derece yükselterek gayesi olan en mükemmele erişinceye kadar kollayan" demektir. O halde Rabb, kâinatta bulunan her şeyi terbiye edip yetiştiren ve kemâle eriştiren Hakk Teâlâ'nın en başta gelen Rubûbiyet sıfatıdır.

Rahman ve Rahîm isimleri ise; hayır işlerinde gösterilmesi icap eden şefkat mânâsına gelen rahmet kökünden gelir. Bu kelime, sevgi ve merhamet mânâlarını ihtiva eder. Allah'ın mahlukâtına olan sevgi, rahmet ve merhameti, çok ve hudutsuz olup, her şeyi kaplayacak genişliktedir. Rahman ve Rahîm ulûhiyet sıfatlarının, mahlûkatın mükemmeliyete ulaşmasında büyük tesiri vardır. Bu üç ulûhiyet sıfatının (Rabb, Rahman ve Rahîm) ifâde ettiği ilâhî mânâyı dördüncüsü olan Mâlik sıfatı tamamlar.

Mâlik, ceza ve mükâfat gününün sahibi demek olup, - adaleti yerine getirmekle mükellef mânâsına gelen. "Hâkim" kelimesinden farklı olarak- kötülük yapanı dilerse cezalandıracağı ve dilerse affedeceği mânâsını da ifade eder.

Okuyucularımıza faydalı olur düşüncesiyle verdiğimiz bu izahattan sonra, Allahu Teâlâ'nın Yüce Zâtı hakkında Vâcib ve Mümteni' olan sıfatlan, -her birini ilerde izah etmek üzere- sayabiliriz:

Vâcib olan sıfatlar şunlardır:

1- Vücûd (Allah'ın var olması)

2- Kıdem (Ezelî olmak. Vücûdunun evveli olmamak)

3- Bekaa (Ebedî olmak, varlığının sonu olmamak)

4- Muhâlefetün li'l-havâdis (Kâinatta mevcut olan hiç ubir şeye zâtça da, sıfatça da benzememek)

5- Kıyam binefsihî (Vücûdu kendi zâtının muktezâsı olan ve başkasına muhtaç olmayan)

6- Vahdaniyet (Zâtında, sıfatında ve fiillerinde bir tek olan, ortağı bulunmayan)

 7- Hayat (Allahu Teâlâ'nın diri, yani hayat sahibi olması).

8- İlim (Allahu Teâlâ'nın her şeyi bilmesi)

9- Kudret (Allahu Teâlâ'nın her şeyi yapmaya muktedir olması)

10- İrade (Allahu Teâlâ'nın irâde ve ihtiyar sahibi olması)

11- Semi' (Allahu Teâlâ'nın her şeyi işitmesi)

12- Basar (Allahu Teâlâ'nın her şeyi görmesi)

13- Kelâm Binefsihî (Allahu Teâlâ'nın zâtına mahsus sözü olması)

14- Tekvîn (Allahu Teâlâ'nın bi'l-fiil yaratması.(*)[6]

Bu 14 sıfat Allahu Teâlâ'nın Zâtına vacip olup, bunların zıdları olan:

1) Adem (yokluk),

2) Hudûs (sonradan olmak),

3) Fenâ (yok olmak),

4) Müşabehet ve mümâselet (sonradan olan bir şeye benzetmek),

5) Başkasına muhtaç olmak,

6) Taaddüd (birden fazla olmak, ortağı bulunmak),

7) Ölü olmak,

8) Cahillik,

9) Acz (âciz olmak),

10) Kerâhiyet (iradesizlik),

11) İşitmemek,

12) Görmemek,

13) Dilsiz olmak,

14) Yaratmamak (icat etmemek), Allahu Teâlâ'nın yüce zâtına mümteni' olan noksan sıfatlardır.

İslâm'da iman esaslarının ilk ve en mühim şartının Allah'a iman olduğunu, Allah'a imanın ise; yalnız Cenâb-ı Hakk'ın mücerret Zât-ı İlâhî'sine inanmakla olmayıp, aynı zamanda o Yüce Varlığın Zâtı hakkında vacip olan "kemâl sıfatlarıyle", Yüce zâtının vasfedilmesi, mümteni' (muhal) olan "noksan sıfatları" ve Zât-ı Bârîsi hakkında inanılması câiz olan sıfatları icmâlî veya tafsîli olarak bilmek ve onlara inanmakla olur demiş, icmâlî imanın nasıl olacağını, "Sıfatullah" bahsinin önemini, bu konuda düşülen ihtilâfı insan aklının Zât ve Sıfat-ı Bâri'nin hakikatini idrakten âciz olduğunu, "Allah" has isminin özelliğini ve "Rububiyyet sıfatları" adı verilen Rabb, Rahman, Rahîm ve Mâlik isimlerinin hususiyetlerini kısaca izah ettik.

Şimdi Cenâb-ı Hakk'ın Yüce Zâtı hakkında vacip olan kemâl sıfatlarını sırasıyla izah edeceğiz:

Ali Aydın

Kaynak: İslamda İman Esasları Âmentü Şerhi

Dipnot:


[1] Allah'ın Yüce Zâtı hakkında vacip, mümteni' ve caiz olan şeyleri.

[2] Olması da, olmaması da câiz olan her şey.

[3] Kasas Suresi, 68.

[4] Hac Suresi, 14.

[5] Tafsilât için bkz: İslâm İnançları ve Felsefesi, c. 1, s. 261-266 (7. baskı 1984).

[6] Vücut sıfatına, Sıfat-ı Nefsiye, daha sonraki beş sıfata, Sıfat-ı Selbiyye, son sekiz sıfata da Sıfat-ı Sübûtiyye veya Sıfat-ı Meânî denir.

Yayın Tarihi: 29 Aralık 2022 Perşembe 11:30 Güncelleme Tarihi: 30 Aralık 2022, 10:09
YORUM EKLE

banner19

banner36