Allah'ın zabıtası ne zaman gelir?

Bazı şiirler daha dolaysız bir şekilde gelip bizdeki yerini bulur. Onları okuyunca göz bebeklerimiz büyür. Aklımız uçuklar. Kalbimizin ritmi yükselir.

Allah'ın zabıtası ne zaman gelir?

Ahmet Murat’ın geçtiğimiz yıl İtibar’da yayınlanan bir şiiri var. Ki benim müstesna güzellerimdendir. Acaip bir ruh haliyle okurum kısa aralıklarla. Bir dua, bir ayet, bir söz, bir başka güzel şiir, şairin kendisi, kardeşleri, arkadaşları, bana zayıflığımı ve acizliğimi yaşatan müzikler, haller… hep bu şiire götürür beni.

Hele ilk okuduğumda yaşadığım coşkuyu nasıl kelimelere dökebilirim? Onu yapamayacağım. Çünkü anı yakalamak ve kelimelerle bunu ifade edebilmek ancak ustaların sanatıdır. Ben ne bir ustayım, ne de bir sanatkâr. Fakat gene de bu şiirden aldığım lezzeti, çatal sesimle, kamburumla, aksayan yürüyüşümle size aktarmak isterim. Belki şairin meramına biraz yaklaşırız. Önce şiire buyrun…

KALENDER

Kalenderiz, sesimiz çatal, suyumuz karanlık

Karanlık ve acı mı? Acı da ne demek?

Kaderimiz bir Pazar’ın akşam saatleri

Gel Allah’ın zabıtası topla bizi

Kalenderiz, sakalsız, taraksız, cascavlak

Rabbini tüysüz bir oğlan suretinde gördü Şah

Zahit bizi tayin eyleme, ta’n eyleme, tam eyleme

Höykürürüz Zebur, kamburumuz Arafat

 

Kalenderiz, cemaat değil, dernek hiç

Etkili yakınlarımızı yaktık güne zinde başladık

Sesimiz ulaşmaz şükür koca Tanrı’dan gayrıya

Zırnık biziz, halt biziz, biziz hiç

Aklımızı uçuklatan, kalbimizin ritmini yükselten şiirler

Bazı şiirler daha dolaysız bir şekilde gelip bizdeki yerini bulur. Yıllardır yaşar gibi olduklarımızı, söylemek isteyip de söyleyemediklerimizi şair en pürüzsüz, en doğrudan, en etkili şekilde söylemiştir çünkü. Hikmetle. Hakikatle. Göz bebeklerimiz büyür. Aklımız uçuklar. Kalbimizin ritmi yükselir.

Gel Allah’ın zabıtası, topla bizi!

Kabuklarımızı kırar şiirin mısraları. Gelen bahar mıdır, kış mıdır? Bilemeyiz. Bilemeyiz 'Acı da ne demek?' Bizi ‘cascavlak’ bırakır orta yerde. Öyle memnun kalırız ki şiirin bu ilahi saldırısından. Acizliğin, güçsüzlüğün, iddiasızlığın güzelliğine uyanırız. 'Etkili yakınlarımızı yak'arak 'güne zinde başla'mak mıdır bu? Uyanırız ve ‘ah teslimiyet!’ deriz. Şair Ahmet Murat gibi yakarırız o hep yapılması gereken itirafta bulunarak: Kaderimiz bir Pazar’ın akşam saatleri/ Gel Allah’ın zabıtası topla bizi’

Ben bu şiiri okurken…

Bu şiiri okurken ben, o derviş berber dükkanına girer. Arınacaktır fazlalıklardan. Kendisinden çıkıyor olsa da dünyanın tüm süslerinden arınacaktır. Koltuğa oturur. Berber başlar uzamaya baş çıkarmış sakalları, saçları kesmeye. Sonra içeriye bir hışımla ve haykırarak dünya girer, iktidar girer, güç girer. Vurur kel kafasına kelenderin, kabadayı. Ses etmez. Zırnıktır o. Ne halttır o. Hiçtir işte.

Yakışıklı ve mağrur ve sıhhatli ve neşeli ve geveze çıkar dükkandan kabadayı. Susku’nun bile dua olduğunu nerden bilecek. Zekeriyya’yı ve Meryem’i gönlüyle okumamıştır. Zebur’a ulaşamamıştır duvarları-sınırları aşarak, halkalara katılarak.

Kabağın kafasına vurulunca çıkan o ses?

Allah’ın susturduğunu, Allah’ın uyuttuğunu rahatsız etmiştir. O’nunla yakınlık için tüm masivayı yakmış olan ve O’nda yaşayan ‘hiç kimse’yi incitmiştir. O kabak incinmese de, dönüp bakmasa da, bir şey söylemese de Sahibi her an onu gözetmededir, korumadadır. Bu yüzden kafasına vurulunca çıkan o ses yalnızca ‘koca Tanrı’ya ulaşmıştır. Çünkü ‘Sesimiz ulaşmaz şükür koca Tanrı’dan gayrıya’

Hışımla bir at arabası gelir. Gelmesini istemedi kalender. Celal böyle tecelli etti. Ben bu şiiri okurken bütün cebbarların ve zalimlerin ve şımarıkların ve yol bilmezlerin üstüne O’nun Celal arabası yürüyor hışımla.

Mustafa Nezihi ‘kabağın Sahibi var’ dedi

Güncelleme Tarihi: 07 Haziran 2019, 02:13
YORUM EKLE

banner19

banner13