Ahmet Cevdet Paşa’nın meşhur eserinde Hz. Peygamberin vasıfları

Ahmet Cevdet Paşa’nın altı ciltlik ünlü Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa (Peygamber Kıssaları ve İslam tarihi) adlı eserinde Hz. Peygamberin vasıfları da anlatılır. Mahmut Şevket Serik yazdı.

Ahmet Cevdet Paşa’nın  meşhur eserinde  Hz. Peygamberin vasıfları

Osmanlı Devleti’nin âbide şahsiyetlerinden biri olan tarihçi, mütefekkir, devlet adamı, Ahmet Cevdet Paşa’nın altı ciltlik ünlü Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa (Peygamber Kıssaları ve İslam tarihi) adlı eserinde Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e (sas) kadar tüm peygamberlerin hayatı, sade bir dil ve samimi bir üslupla anlatılmıştır. Uzun yıllar okullarda ders kitabı olarak okutulan bu eserde anlatılan; Hz Muhammed’in (sas) bazı vasıfları şöyledir:

Resul-i Ekrem ve fahr-ı âlem Muhammed Mustafa (sas) hazretleri yaradılışça ve ahlakça insanoğlunun en mükemmeli idi.

Bütün peygamberlerin (as) azaları tam, yüzleri güzel idi. Allahın sevgilisi Peygamberimiz (sas) ise onların en güzeli idi. Mübarek cismi güzel; bütün azaları birbirine uygun; endamı gayet düzgün, alnı, göğsü ve iki omzunun arası ve avuçları geniş; boynu uzun düzgün ve gümüş gibi saf idi; omuzları, pazuları ve baldırları iri ve kalın; bilekleri uzun; parmakları uzunca, elleri ve parmakları kalınca idi. Mübarek karnı, göğsüyle beraber olup şişman değildi. Ayaklarının altı çukur idi, düz değildi. Uzuna yakın orta boylu, iri kemikli, iri gövdeli, güçlü ve kuvvetli idi. Ne zayıf, ne semiz, belki ikisinin ortası ve sıkı etli idi. Mübarek derisi ise ipekten yumuşak idi.

Olgunluk ve itidal üzere büyükçe başlı; hilal kaşlı, çekme burunlu, az değirmi çehreli ve düzgün yüzlü idi.

Kirpikleri uzun; gözleri kara, güzel ve büyücek, iki kaşının arası açık, fakat kaşları sık idi. Çatık kaşlı değildi ve iki kaşının arasında bir damar vardı ki, kızdığı zaman kabarıp görünüyordu.

O seçkin Peygamber (sas), ne kireç gibi beyaz ne de karayağız, belki ikisinin ortası ve gül gibi kırmızıya dönük, beyaz, nurlu ve berrak olup mübarek yüzünde nur parlardı. Gözlerinin akında da az kırmızılık vardı. Dişleri inci gibi beyaz ve parlak olup konuşurken ön dişlerinden nur saçılıyordu, gülerken mübarek ağzı hafif bir şimşek gibi ışıklar saçarak açılırdı.

Saçı sakalı henüz ağarmaya başlamıştı

Saçları ne pek kıvırcık, ne de pek düz idi ve saçlarını uzattığı zaman kulaklarının memelerini geçerdi. Sakalı sık ve tam idi; uzun değildi; bir tutamdan fazlasını alırdı.

Vefat ettiklerinde saçı ve sakalı henüz ağarmaya başlayıp başında biraz ve sakalında yirmi kadar beyaz kıl vardı.

Vücudu temiz, kokusu güzel idi; koku sürünsün sürünmesin teni ve teri en güzel kokulardan daha güzel kokardı. Bir kimse onunla el sıkışsa bütün gün, güzel kokusunu duyardı ve bir çocuğun başını sıvazlasa, o çocuk güzel kokusuyla öteki çocuklar arasında belli olurdu.

Doğduğu vakit de tertemiz, sünnetli ve göbeği kesik olarak doğmuştu. Duyuları son derece kuvvetli idi; pek uzaktan işitir ve kimsenin göremeyeceği uzaklıktan görürdü. Bütün hareketleri normal idi. Bir yere giderken acele etmez ve sağa sola salınmaz, ağır başlı doğru yoluna gider ve fakat hızlıca ve kolaylıkla yürürdü. Yani yavaş yürür gibi görünür, fakat yanında gidenler hızlı yürüdükleri halde geri kalırlardı.

Hülasa daha önce anlatıldığı gibi en mükemmel ve müstesna surette yaratılmış mübarek bir varlıktı. Güler yüzlü tatlı sözlü idi; kimseye fena söz söylemez; kimseye kötü muamele etmez; kimsenin sözünü kesmez; yumuşak huylu, alçak gönüllü idi, sert ve kaba değildi; fakat heybetli ve vakarlı idi; yersiz söz söylemezdi; gülmesi de gülümseme şeklinde idi.

Onu ansızın gören kimse mehabet duyardı; onunla konuşup arkadaşlık yapan kimse ise canı gönülden aşık olurdu. Faziletli insanlara derecelerine göre saygı gösterirdi. Akrabasına da pek fazla ikram ederdi; ancak onları kendilerinden üstün olan kimselerden ileri tutmazdı.

Hizmetçilerini çok hoş tutardı. Kendileri ne yerse ve ne giyerse onlara da onu yedirir ve giydirirdi.

Ahlakça herkesten üstündü

Cömert, kerem sahibi, şefkatli, merhametli, cesaretli ve yumuşak huylu idi. Ahdinde durur ve doğru söylerdi. Hülasa güzel ahlakça, akıl ve zekâca bütün insanlardan üstün ve her türlü medh ü senaya laik idi.

Kitap okumamış, yazı yazmamış olduğu halde, halkın ve yüksek zümrenin açık ve gizli işlerinde ki idare ve tasarrufunu düşünen bir insan, onun ne derece akıllı, anlayış ve zekâ sahibi olduğunu hemen anlar ve cehalet karanlığı içinde kalmış Arap kabileleri arasında büyüyüp, Arap yarımadası gibi ücra bir yerde ortaya çıkıp da okuma yazma bilmediği halde cihanı ilim ve marifet nurlarıyla aydınlattığını düşünen aklıselim sahibi bir insan tereddütsüz onun Peygamberlik davasını tasdik eder.

Yemede, giymede zaruret miktarı ile yetinir, fazlasından kaçınırdı. Bulduğunu yer bulduğunu giyer ve tam doyuncaya kadar ve karnı doluncaya kadar yemezdi. Üzerinde yatıp uyuduğu döşek deriden ve içi hurma lifi dolu idi.

Az zaman zarfında bu kadar fetihlere mazhar olmuş ve İslam devletinin gelirleri çoğalmış iken, dünya malına hiç iltifat etmezdi ve ganimetlerden kendisine ait olan malların çoğunu müstahaklarına sadaka verip, kendi geçimi için az bir şey bırakırdı. Bu yüzden bazen borç almak zorunda kalırdı.

Aile efradının ekseriye yedikleri arpa ekmeği veya hurma idi. Vefat ettiği zaman en sevdiği hanımı olan Hz Aişe’nin (ra) odasında biraz arpadan başka yiyecek yoktu ve zırhı bir Yahudinin yanında rehin olup, ailesinin geçimi için ödünç aldığı bir miktar arpa için rehin bırakılmış idi.

Mahmut Şevket Serik 

Güncelleme Tarihi: 21 Nisan 2020, 16:39
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26