banner17

Ahmed Şemseddîn Marmaravî Nasıl 'Yiğitbaşı Veli' Oldu?

Yiğitbaşı Velî Ahmed Şemseddîn-i Marmaravî hazretleri, Halvetiyye tarîkatinde, en çok şubesi bulunan ve orta kol olarak bilinen Ahmediyye şubesinin kurucusudur. Marmaravî hazretleri, bir mürîdin seyr-i sülûkunu tekmil edebilmesi için tarîkât âdâbına uymasını şart koşar ve 'et-Tasavvufu küllühû edebün/ Tasavvuf tamâmıyla edebden ibârettir' sözünü nakleder. Metin Erol yazdı.

Ahmed Şemseddîn Marmaravî Nasıl 'Yiğitbaşı Veli' Oldu?

Yiğitbaşı Velî Ahmed Şemseddîn-i Marmaravî (910/1505) hazretleri, Manisa’nın Saruhan sancağının Akhisar kazâsına bağlı Gölmarmara nâhiyesinde dünyaya gelmiştir. Adı Ahmed, lakabı Şemseddîn’dir. Halk arasında ise Yiğitbaşı Velî olarak bilinir. Câmiu’l-Esrâr adlı manzumesinde kendini “Saruhânî İbn-i Îsâ derviş Ahmed ismimiz/ Marmara’da vâki olmuş mevlidimiz cismimiz” şeklinde tanıtmıştır. Yiğitbaşı Velî hazretlerinin doğumu Mehmed Sâmi’nin Esmâr-ı Esrâr’ında ve Hüseyin Vassâf’ın Sefîne-i Evliyâ-yı Ebrâr Şerh-i Esmâr-ı Esrâr’ında hicrî 839 milâdi 1435-36 olarak aktarılır.

Bir mürşide aşk ve muhabbet ile bağlanmanın önemi

Ciddi bir medrese tahsili gören Yiğitbaşı Velî hazretleri, mânevi terbiyesini ikmal için, Halvetî şeyhi olduğu düşünülen babası Îsâ Halîfe tarafından Uşak’ın Kabaklı köyünde bulunan Halvetî şeyhi Alâeddin Uşşâkî’ye (890/1485) gönderilir ve inâbe alıp intisap eder. Yiğitbaşı Velî hazretleri Risâle-i Tevhîd isimli eserinde Alâeddin Uşşâkî hazretlerinden şu şekilde bahseder: “Şeyhimiz azizimizdir ki telkini zülfikâr-ı bâtınidir ve âb-ı hayâttır ve kimyâ-yı saâdettir ve rûh-i mukaddestir.”

Yiğitbaşı Veli hazretleri Alâeddin Uşşâki hazretlerine aşk ve muhabbet ile bağlanmıştır. Hz. Marmaravî bir mürşide aşk ve muhabbet ile bağlanmanın önemini şu şekilde aktarmıştır: “Bu tarîkatı, muhabbetle ondan tevbe ve telkin ile aldık, tevhide meşgul olduk; tâ bu muhabbet ile kalbimize inip devâma erince. Zîra muhabbet ile bağlanan zikir dinmez ve zikirle bağlanan muhabbet zâil olmaz.”

Ahmed Şemseddîn-i Marmaravî nasıl “Yiğitlerin Başı” oldu?

Zâhirî ilimleri medresede tahsil ettikten sonra bâtınî ilimleri de şeyhi Alâeddin-i Uşşâki hazretlerinden tekmil eden Yiğitbaşı Velî hazretleri, seyr-i sülûkünü tamamladıktan sonra hilafet alarak Manisa’da irşâda memur kılınır. Manisa’da irşâd faaliyetlerine başlayan Yiğitbaşı Veli hazretleri kısa sürede şeyhu’ş-şuyûh (şeyhler şeyhi) ünvânını alır.

Manisa’da irşâd ile meşgul iken İstanbul meşâyihi arasında çıkan tarikat işleriyle ilgili ihtilâfın çözümüne memur edilerek Payitaht’a çağrılır ve buradaki ihtilâfları çözerek şeriate muhâlif işler içinde bulunan şeyhlerin icazetlerini iptal eder ve tarikat eşyalarına el koydurur. Ahmed Şemseddîn-i Marmaravî hazretleri, bu olaydan sonra Yiğitbaşı Velî olarak anılmıştır. Söz konusu hadisenin hangi padişah devrinde yaşandığıyla ilgili literatürde net bir bilgi yoktur. Farklı kaynaklarda söz konusu hâdisenin 2. Murad (855/1451), Fatih Sultan Mehmed (886/1481) ve 2. Bâyezîd (918/1512) devirlerinde gerçekleştiği iddia edilse de Yiğitbaşı Veli hazretleri üzerine Türkçe literatürdeki en kapsamlı araştırmalardan birini gerçekleştiren Ahmet Ögke, bu ihtimallerin en kuvvetlisinin 2. Bâyezîd devri olduğunu belirtir.

Sahte şeyhler

Söz konusu hâdiseyle ilgili Yiğitbaşı Velî hazretleri Câmiu’l-Esrâr eserinin “Fî Beyâni’l-Hak ve Beyâni Tarîkı’t-Tasavvuf ve’l-İhtirâz ani’l-İlhâdi’l-Muhtelife” kısmında önemli ipuçları verir. Yiğitbaşı Veli hazretleri, bir takım kimselerin meşâyihin nasîhatlerinden kendi nefislerince ve akıllarınca yorumlar çıkararak yanlış yola saptıklarını ve bu yanlışlıkları kendilerine mezhep edindiklerini belirtir. Yiğitbaşı Veli hazretleri bu kimseleri şu şekilde resmeder: “Bunlar tevhid ehli olduklarını söylerler ancak ne hâlleri ne fiilleri ne de sözleri tevhide uygunluk arz etmemektedir. Bunlar Cenâb-ı Hak dışında birtakım insanları kendilerine mâbud edinerek suretlere tapınmaya başlamışlardır.”

Ayrıca Yiğitbaşı Veli hazretleri bu kimselerin meşâyihin mezarlarının ziyaretinde istimdad dileme konusunda aşırılıklara kaçtıklarını da belirtmiştir.

Yiğitbaşı Velî Hazretleri’nin silsilesi

Yiğitbaşı Velî Ahmed Şemseddîn-i Marmaravî hazretleri, Halvetiyye tarîkatinde, en çok şubesi bulunan ve orta kol olarak bilinen Ahmediyye şubesinin kurucusudur. İslâm dünyasının en fazla şûbe ve kola sahip tarikati olan ve Azerbaycan’da Ebû Abdillâh Sirâceddin Ömer b. Ekmeleddin el- Lahcî el-Halveti (800/1397) tarafından kurulan Halvetiyye, pîr-i sâni Yahyâ Şirvânî’den (868/1463) dört ana şubeye ayrılmıştır:

RÛŞENİYYE: [Dede Ömer Rûşenî (891/1486), Tebriz]

CEMÂLİYYE: [Cemâl Halveti (899/1494), Manisa]

AHMEDİYYE: [Yiğitbaşı Velî Ahmed Şemseddîn-i Marmaravî (910/1505), Manisa]

ŞEMSİYYE: [Şemseddin Ahmed Sivâsî (1005/1597), Sivas]

Ahmed Şemseddîn-i Marmaravî hazretleri Silsile-i Ehl-i Tarîkat isimli eserinde kendi silsilesini şu şekilde kaydetmektedir: Alâeddin Uşşâkî (890/1485), İbrâhim Tâceddin Kayserî (883/1478), Pîr Muhammed Bahâeddin Erzincânî (869/1464), Yahyâ Şirvânî (868/1463).

Halvetiyye’nin orta kolu Ahmediyye

Halvetiyye içinde Ahmediyye şubesi, Halvetiyye’de sülük için belirlenen esmâ-i seb’ayı (La ilahe İllallah, Allah, Hu, Hak, Hayy, Kayyum, Kahhar) tamamladıktan sonra beş esma (Vehhâb, Fettâh, Vâhid, Ahad, Samed) daha ekleyerek Allah’ın on iki isminin zikredilmesini gerekli görmüştür. Ahmet Ögke, Harîrîzâde’nin Tibyân’ından iktibasla hamse-i zâide denilen bu beş esmanın “furû”, esmâ-i seb’anın ise “usûl” mesabesinde olduğunu belirtir. Halvetiyye içinde orta kol olarak adlandırılan Ahmediyye’den dört kol doğmuştur.

SİNÂNİYYE: [İbrâhim Ümmi Sinân (975/1568), İstanbul]. Sinâniyye kolundan Muslihiyye ve Zühriyye şûbeleri doğmuştur.

UŞŞÂKİYYE: [Hasan Hüsâmeddin Uşşâkî (1001/1593), İstanbul]. Uşşâkiyye kolundan Câhidiyye, Cemâliyye-i Sâniye, Salâhiyye şubeleri doğmuştur.

RAMAZÂNİYYE: [Mahfî Ramazan Efendi (1025/1616), İstanbul]. Ramazâniyye kolundan Buhûriyye, Cihangîriyye, Cerrâhiyye, Raûfiyye, Hayâtiyye şubeleri doğmuştur.

MISRİYYE: [Muhammed Niyâzî-i Mısrî (1105/1694), Limni]

Yiğitbaşı Velî’nin tarikat âdâbına dair öğütleri

Ahmet Ögke, Yiğitbaşı Veli hazretlerinin on dört eseri olduğunu belirtir. Bu on dört eserden biri de Hurde-i Tarîkat isimli eseridir. Yiğitbaşı Velî hazretlerinin târikat âdâbına dâir iki risalesinden biri olan Hurde-i Tarîkat’ta; dervişlerin şeyhine, ihvanına ve sair zevata karşı nasıl davranacağını, gündelik hayatta, yemekte, konuşurken, günlük ve haftalık evrâd, ezkâr ve ibâdetler sırasında ve seyahatte uyması gereken usûl ve âdâbı anlatmaktadır.

Yiğitbaşı Velî hazretleri, mürşid-mürid münasebetinin ilk defa Allah-u zül-Celâl ile zâtının nurundan tek yaratılmış olan rûh-i Muhammedî/Hakîkat-i Muhammediyye arasında gerçekleştiğini söyler. Cürcânî’nin et-Ta’rifât’ında belirttiği üzere Allah-u zül-Celâl’in kendi suretinden yarattığı ilk varlık/mevcûd olan ve Allah’ın en büyük hâlifesi konumunda bulunan Hakîkat-i Muhammediyye’yi, mürid menzilesinde tutan Allah-u zül-Celâl hazretleri, ona halvet ettirmiş ve tevhidi telkin etmiştir.

Marmaravî hazretleri, bir mürîdin seyr-i sülûkunu tekmil edebilmesi için tarîkât âdâbına uymasını şart koşar ve “et-Tasavvufu küllühû edebün/ Tasavvuf tamâmıyla edebden ibârettir” sözünü nakleder.

Yiğitbaşı Velî hazretleri ehl-i tarîk olan bir mürîdin on özelliğini şu şekilde belirtir: Allah’ı talep, sohbet, mürşîde muhib olmak, itâatkâr olmak, terk-i dünyâ, Allah’tan korkma, az konuşma, az yemek, az uyumak ve uzlet. Ehl-i tarîk olan bir mürîdde bulunması gereken bu on özelliğin yanı sıra Yiğitbaşı Velî hazretleri, dervişlerin bilhassa gündelik ve sosyal hayatta uymaları gereken âdâbları uzun uzun anlatır. Bunlardan bazıları şu şekildedir:

* Dervişler gece-gündüz dâima abdestli bulunmalıdır.

* Başkalarının değil, sürekli olarak kendi kusurlarını düzeltmeye ve nefslerini tezkiyeye gayret etmelidir.

* On beş günde bir tıraşını yapmaya dikkat etmelidir.

* Başka tarike mensup kişilerin yanında sükût ile vakar üzere olup asla kendi mürşidini övmemelidir.

* Avamdan olan eski çevresiyle arkadaşlık etmeyi, kötü söz ve fiilleri terk etmelidir.

* Derviş kardeşlerinin ayıp ve yanlışlarını açığa vurmamalı, kusurlarını görmezden gelmelidir. Aynı kusura/hataya ikinci defa maruz kalırsa imâ ile hissettirmelidir. Üçüncüsünde ise hatalı harekette bulunan kardeşini kenara çekerek “Kardeş! Sizde şöyle şöyle bâzı şeyler gördüm. Bunun aslı nedir? Ben hâta mı ettim; yoksa gördüklerim gerçek midir?”diyerek uyarmalıdır. Hatanın dince bir sakıncası olmadığı anlaşılır ise o kişiden özür dilemeli, var ise tövbe ederek davranışından vazgeçmeli; kimse birbirine gücenmemelidir.

* Bütün ihvân birbirini kardeş gibi sevmelidir.

* Mürşîdine hitap etmek ister ise “Sultanım”diyerek seslenmelidir.

* Gördüğü rüyâları mürşîdinden gizlememelidir.

* İstincâ ve istibrâ dışında her işini sağ eliyle yapmalıdır.

* Yemekten önce ve sonra ellerini mutlaka yıkamalı, yemeği kendi önünden yemeli ve yemek yerken konuşmamalıdır.

Yiğitbaşı Velî Ahmed Şemseddîn-i Marmaravî (910/1505) hazretlerinin kabri Manisa’da Sultan Camii'nin güneyinde Saruhan Bey Türbesi’nden yukarı çıkan yokuşun sonunda sağda kendi ismiyle anılan Yiğitbaş sokağının başlangıcındaki dergahın bahçesindedir.

 

Metin Erol

Güncelleme Tarihi: 24 Nisan 2018, 11:56
YORUM EKLE
YORUMLAR
Dilara
Dilara - 7 ay Önce

Yazılarınız ve yazı diliniz çok güzel. Artık başlıklardan yazının size ait olup olmadığını anlayacak kıvama geldim. Benim gibi birçok kişi vardır zannediyorum. Böyle güzel yazılar yazdığınız için teşekkür ederim.

banner8

banner19

banner20