22 sufiden tevekkülün izahı

Tevekkül, başka hiçbir şeye bağlanmadan sadece Allah'la yaşayan kalbin hâlidir. Ahmed Sadreddin, bazı sufilerin tevekkül üzerine sözlerini derledi.

22 sufiden tevekkülün izahı

Sufilerin tevekkül anlayışı yanlış bir okumayla hep ama’lara maruz kalmakta. Tevekkül hakkında söz söyleyen mutasavvıfların gayesi, tedbire bel bağlamamak gerektiğini izhar olmasına rağmen, sûfiler bazı anlayışı kıtlar tarafından yan gelip yatmakla suçlanmıştır. Bu durum hakkında zihnimizi açmasını umarak bazı sûfilerin tevekkül hakkındaki sözlerini derledik.

Ebû Musa ed Debîlî: Bizim dostlarımıza göre tevekkül şudur: Etrafını yırtıcı hayvanlar, yılanlar, çıyanlar sarsa ve seni her taraftan ısırıp eğlenseler bile kalbinde en ufak bir endişe bulunmamasıdır.

Bayezid-i Bistâmî: Cennet ehli cennette nimetler içinde ve cehennem ehli de cehennemde azap içinde iken, sen bunlar arasında bir fark görüp birini diğerine tercih edecek olsan, tevekkül ehlinden çıkmış olursun.

Sehl b. Abdullah: Tevekkülün başı, kulun Allah'ın huzurunda, tıpkı bir cenazenin yıkayıcı karşısındaki hâli gibi, iradesiz bir şekilde teslim olmasıdır. Tevekkül bütün işlerde kendini tamamen Allah'ın iradesine teslim etmektir.

Tevekkül, Hz. Peygamber'in hâlidir. Çalışıp kazanmak O'nun sünnetidir. O'nun hâli üzere bulunan kimse, kesinlikle O'nun sünnetini terk etmez. Tevekkül, başka hiçbir şeye bağlanmadan sadece Allah'la yaşayan kalbin hâlidir. Kim çalışıp kazanmayı tenkit ediyorsa sünneti tenkit etmiş olur; kim de tevekkülü tenkit ediyorsa, kadere imanı tenkit etmiş olur.

Gerçek manada tevekkül eden kimse, Allah'ın bütün takdirlerine razı olur

Hamdûn el-Kassâr: Tevekkül, Allah'a sıkıca bağlanmandır. Bilmelisin ki, tevekkülün mahalli kalptir. İnsan kalben tevekkül edip bütün takdirin Allah tarafından olduğunu bildikten sonra, zahirdeki hareketleri, çalışması tevekküle zarar vermez. Zaten bu durumda olan kişi bilir ki, karşılaştığı bütün zorluklar ve kolaylıklar tamamen ilahi takdir sonucu gerçekleşmektedir.

İbrahim el-Havvâs: Nefsi hakkındaki tevekkülü sahih olan kimsenin başkası hakkındaki tevekkülü de sahih olur. Yani kendi içinde Allah'a tam bir güven duyan ve kendi acziyetinin farkında olan insan, kendinden başka bütün varlıkların tamamının ilahî kudret elinde olduğunu da bilir.

Bir zamanlar çölde yürürken bir ses duydum; ona doğru yöneldim, baktım ki ses bir bedevîden geliyormuş. Bedevî bana şöyle dedi: “Ey İbrahim! Hakiki tevekkül bizdedir, bir süre bizimle birlikte kal ki, sen de hakiki tevekkül sahibi olasın. Bilmez misin ki, içinde yiyeceklerin bulunduğu bir beldeye girmen, sende oraya yerleşme isteği uyandıracaktır, o hâlde artık o tür beldelerden beklediğin ümidini bırak ve tevekkül sahibi ol.

Bir vakit Mekke'ye doğru giderken garip bir adam gördüm. Kendisine, “Kimsin sen, in misin, cin misin?" diye sordum. O da, “Ben cinim” dedi. “Nereye gidiyorsun?” dedim. “Mekke'ye gidiyorum" dedi. “Peki, yanında azık olmadan mı gidiyorsun?” diye sordum, “Evet, öyle" dedi ve “Bizim içimizde bazı kimseler vardır ki, tevekkül esasına göre yolculuk yaparlar" dedi. “Peki, tevekkül nedir?" diye sordum. O da şöyle dedi: “Tevekkül insanın rızkını bizzat Allah'tan almasıdır."

Bişr el-Hâfî: Bazı insanlar “Ben Allah'a tevekkül ediyorum" derken yalan söylemektedirler. Çünkü gerçek manada tevekkül eden kimse, Allah'ın bütün takdirlerine razı olur.

Yahya b. Muaz: İnsan bütün işlerinin vekili olarak Allah'tan razı olduğu zaman tevekkül ehli olur.

Allah verdiğinde şükretmek, vermediğinde de sabretmek

İbn Atâ: Çok ihtiyaç sahibi olduğun hâlde yine de sebeplere en ufak bir şekilde meyletme hissin olmaması ve geçimini sağlamak için sebeplerle meşgul olduğun zamanlarda bile Hakk'a olan sükûn ve bağlılığının hiç yok olmamasıdır.

Ebû Turab en-Nahşebî: Tevekkülün şartları şunlardır:

-Bedenin tamamen kulluğa hasredilmesi,

-Kalbin tamamen rubûbiyyete bağlı olması,

-Allah tarafından verilen her şeyin yeterli olacağına güvenip sükûn içinde olmak,

-Allah verdiğinde şükretmek, vermediğinde de sabretmek.

Zünnûn-i Mısrî: Tevekkül, kendi başına tedbirler almayı bırakman, kendine ait herhangi bir gücün ya da kuvvetin bulunduğu fikrini içinden söküp atmandır. Doğrusu insan, içinde bulunduğu her hâlin Allah tarafından görülüp bilindiği kanaatinde olmadıkça tevekküle ulaşamaz.

Tevekkül, mal-mülk ve diğer bütün itimat ettiğin her şeyi kalbinden söküp atman ve sadece Allah'a itimat etmendir. Tevekkül, nefsini Rabb olma konumundan çıkarıp kul olma konumuna sokmandır.

Ebû Cafer b. Ebû'l-Ferec: Adamın birinin lakabı "Aişe'nin devesi” idi ve ben onu gördüğümde, bir grup suçlu ile birlikte yakalanmış, cezalandırılıyordu. Kendisine, “size vurulan sopaların acısının en hafif olduğu an ne zamandır?" diye sordum. Bana, "dayak yememize sebep olan kimse bizim bu hâlimizi gördüğü zaman" dedi.

Ebû Bekir ed-Dekkâk: Tevekkül bütün hayatı bir güne indirmek ve yarını dert etmemektir.

Ebû Yakub en-Nehrecûrî: En mükemmel tevekkül, İbrahim aleyhisselamın, mancınıkla ateşe atılacağı zaman Cebrail'in “Bir ihtiyacın var mı?" sorusuna, "Senden bir ihtiyacım yok, bana Allah yeter” demesi ile tahakkuk etmiştir. Çünkü o zaman Hz. İbrahim tamamen ilahî müşâhedeye dalmıştı ve başka bir varlık görmüyordu.

Hamdûn el-Kassâr: Tevekkül, on bin lira paran varken bir kuruşluk borcunu ödemeden ölmekten emin olamaman ve on bin lira borcun olup da bunu ödeyecek tek kuruşun olmadığı durumda da Allah tarafından senin borcunun ödeneceğinden ümidi kesmemendir.

Ebû Abdullah el-Kureşî: Tevekkül, her durumda Allah'a güvenmektir. Tevekkül, seni maksadına doğrudan ulaştıran Hak Teâlâ'ya itimat edip aradaki bütün sebeplere itimadı ortadan kaldırmandır.

Tevekkülün üç derecesi vardır

Ebû Said el-Harrâz: Tevekkül, sükûneti olmayan bir ıstırap ve ıstırabı olmayan sükûnettir. Tevekkül, nezdinde dünya malının azlığı ile çokluğunun eşit değerde olduğu söylenmiştir.

İbn Mesrûk: Tevekkül, kaza ve kaderin hükmüne kayıtsız şartsız teslim olmaktır.

Ebû Osman el-Hîrî: Tevekkül, Allah'a itimat etmek ve onunla yetinmektir.

Hallâc-ı Mansûr: Gerçek tevekkül sahibi olan kimse, bulunduğu beldede kendisinden daha muhtaç biri varken orada yemek yemeyen kişidir.

Ömer b. Sinan: Bir gün İbrahim el-Havvâs bize uğradı, biz de ona, "O kadar sefere çıktın, bu seferlerde karşılaştığın en ilginç şey neydi, anlatır mısın?" diye sorduk “Tamam” dedi ve şöyle anlattı: “Bir defa Hızır ile karşılaştım, benimle sohbet etmek istedi. Ben de onunla sohbet etmenin tevekkül hâlimi bozacağından korktum ve derhal kendisinden ayrıldım.”

Ebû Ali ed-Dekkâk: Tevekkül tamahsız yemektir. Tevekkülün üç derecesi vardır: Tevekkül, teslim, tefvîz. Tevekkül sahibi kimse ilahî vaade güvenir. Teslim sahibi kimse, içinde bulunduğu hâlin Allah tarafından bilindiğini bilir ve bununla yetinir. Tefvîz sahibi olan kimse ise ilahî hükme razı olur. Tevekkül başlangıç hâli, teslim orta hâl, rızâ ise son hâldir.

Tevekkül mü'minin sıfatı, teslim evliyânın sıfatı, tefvîz ise muvahhidlerin sıfatıdır. Dolayısıyla tevekkül avâmın sıfatı, teslim havâssın sıfatı, tefvîz ise havâssın havâssı olanların sıfatıdır. Tevekkül bütün peygamberlerin sıfatı, teslim Hz. İbrahim'in, tefvîz ise Hz. Muhammed Aleyhisselamın sıfatıdır.

Ebû Cafer el-Haddâd: On seneden uzun bir süre tevekküle devam ettim. O esnada çarşıda çalışıp ücretimi alıyordum, fakat bu ücret ile bir yudum su ya da bir hamam bileti bile almadım. Demircilik yaparak kazandığım o parayı Şunûziyye'deki fakirlere verirdim, kendim o paradan faydalanmaz, tevekküle devam ederdim.

 

Ahmed Sadreddin derledi

Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2017, 14:12
banner12
YORUM EKLE

banner19