“Hiç akletmez misiniz?” emrince düşünce hürriyeti

Her din, her sistem aklı kullanmaya mecburdur. İnsanlar dinleri akılları ile araştırırlar kabul veya reddederler. Bu nedenle de İslâm’da akıl ihmal edilemez temel bir durumdur. Akıl; insanı hayra ve Allah’a götürmelidir.

İslâm dini, aklın kabul etmediği her şeyi terk etmeye çağrıda bulunmuştur. Evham, hurafeler, yanlış gelenek ve göreneklerden aklı kurtarıp düşünce hürriyetini ilan etmiştir. İslâm, her şeyde yerli yerince düşünüp aklı kullanmaya, onun kabul ettiğini inanmaya, kabul etmediğini redde teşvikte bulunmaktadır. Bir şeye düşünülmeden, akılla ölçülüp biçilmeden, araştırmadan inanılmasına, söylediği ve yaptığının akılla düşünülüp karara verilmeden bir şeyin söylenip yapılmasına İslâm müsaade etmemiştir.

İslâm dininin daveti, akla dayanmaktadır. Kur’an-ı Kerim, Allah’a, elçisine ve kitabına inanmaya, insanları ikna ve teşvikte aklı kullanmayı, harekete geçirmeyi temel olarak almıştır. Allah’ın varlığını ve birliğini ispatta çeşitli vesilelerle, göklerin ve yerin, insanlar ve diğer varlıkların yaratılmaları hususunda akli düşünmeye davet etmiştir. Böylece İslâm, gözlerin görüp kulakların işittiği her şeyden insanı düşünmeye yöneltmekte ve Yaradan’ı tanıyarak hak ve batıl arasında ayrım yapabilmelerini temine çalışmaktadır.

Aklı hür bir şekilde kullanmaya ve tefekküre teşvik eden pek çok ayetler vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

-“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara faydalı şeyler taşıyarak denizde akıp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de kendisiyle ölümünden sonra yeryüzünü dirilttiği ve üzerinde dolaşan her türlü canlıyı yaydığı yağmurda, gökle yer arasında emre hazır bekleyen rüzgarları ve bulutları farklı yönlerde evirip çevirmesinde aklını kullanan bir topluluk için elbette Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren deliller vardır.” (Bakara-164)

-“De ki: “Size bir tek öğüdüm var: Ya ikişer kişi hâlinde veya tek tek Allah için kalkıp şöyle bir kenara çekilin ve bütün önyargılarınızdan sıyrılarak samimi ve ciddi olarak düşünün! Göreceksiniz ki, arkadaşınız Muhammed’de delilikten hiçbir eser yok! O, çok çetin bir azabın öncesinde sizi ondan sakındırmak için gelen bir peygamberden başkası değildir.” (Sebe-46)

-“Onlar, Allah’ın gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunan her şeyi ancak gerçek bir sebep, derin bir hikmet, şaşmaz bir kanun ve belirli bir ecel ile yarattığını kendi içlerinde hiç düşünmezler mi? Ne var ki, insanların çoğu, öldükten sonra dirilip Rablerine kavuşacaklarını kesinlikle inkâr etmektedir.”

-“De ki: “Göklerde ve yerde olan şeylere ibretle bakın!” Fakat, iman etmeyecek bir gürûha ne bu deliller ne de uyarılar bir fayda verir.” (Yunus-101)

- “Hangi şeyden yaratıldı, bir düşünsün insan!” (Tarık-5)

- “Yaratıldı fışkırarak dökülen basit bir sudan!”(Tarık-6)

-“Deveye bakmazlar mı, nasıl yaratılmış?”(Gaşiye-17)

-“Yeryüzüne bakmazlar mı, nasıl serilip döşenmiş?”(Gaşiye-20)

-“Elbette bunda duyarlılığını yitirmemiş bir kalbi olan veya zihnini toparlayarak can kulağıyla dinleyen kimseler için gerçekten ibret alınacak bir hatırlatma vardır.”(Kaf-37)

-“Sana kitabı indiren O’dur. O kitabın bir kısmı muhkem âyetlerden meydana gelir ki bunlar, kitabın esası ve özüdür. Bir kısmı da müteşâbih âyetlerdir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar, sırf fitne çıkarmak ve kendi arzularına göre onun yorumunu yapmak düşüncesiyle müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki bunların kesin anlamlarını Allah’tan başka kimse bilemez. İlimde derinleşmiş olanlar ise: “Biz bunlara inandık, hepsi de Rabbimizin katındandır” derler. Ancak gerçek akıl ve idrak sahipleri hakkıyla düşünüp öğüt alır.” (Al-i İmran-7)

Kur’an, insanların, akıllarını kullanmamalarını düşünme gücünü çalıştırmamalarını, işletmemelerini, başkalarını taklidi, hurafe ve vehimlere inanmayı eskilerden kalmış her şeye, düşünmeden körü körüne bağlanmayı ayıplamıştır.  Böylelerini hayvan, hatta hayvanlardan daha kötü olarak nitelemiştir. Çünkü öyleleri, işittikleri, söyledikleri ve yaptıklarında akıllarıyla karar vermemişlerdir. Çünkü akıl Allah’ın insanı diğer yaratılmışlardan ayırt ettiği yegâne hususiyet ve nimettir. İnsan aklını kullanmaz, düşünme gücünü çalıştırmasa, hayvanlarla aynı hatta onlardan daha kötü olur.

Bu ilkeleri tesbitte Kur’an’ın nasları açıktır. Faraza;

-“İnkârcılara: “Allah’ın indirdiğine uyun” dendiği zaman: “Hayır! Biz, atalarımızdan gördüğümüze uyarız” derler. Peki, ya ataları aklını kullanamayan ve doğru yolu bulamayan kimseler ise!” (Bakara-170),

- “Allah’ın dâveti karşısındaki tavırları itibariyle kâfirlerin hâli, tıpkı çobanın çağrısını duyduğu halde, bu sözleri mânasız bir ses ve gürültü olarak algılayan sürünün durumuna benzer. Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Çünkü akıllarını kullanmazlar.” (Bakar-171)

-“Bu inkârcılar, biraz olsun yeryüzünde ibret nazarıyla gezip dolaşmazlar mı? Eğer böyle yapsalardı, belki bu sayede akledip duygulanacak kalplere ve gerçeği duyacak kulaklara sahip olurlardı. Ne var ki kör olan, başlardaki gözler değil, gerçekte kör olan sinelerdeki gönüllerdir!” (Hac-46)

-“Yemin olsun ki biz cinlerden ve insanlardan birçok kimseyi cehenneme uyumlu yaratmışızdır. Şu sebeple ki, onların kalpleri var, fakat bununla gerçeği anlamazlar; gözleri var onunla görmezler; kulakları var onunla işitmezler. Hâsılı bunlar hayvanlar gibidir, hatta onlardan daha şaşkındırlar. İşte asıl gâfil olanlar da bunlardır.” (A’raf-179)

İnsan her hususta istediği gibi düşünebilir. İslâm’ın yasakladığı bir kısım şeylerin yapılması aklen düşünülse bile bu düşünceden dolayı kimse ceza görmez. Sebebiyse İslâm hukuku kişiyi, eyleme geçirmediği düşüncesinden dolayı sorumlu tutmaz. Yasaklanan husus, sözler ve fiillerdir. Bu yasak söz ve fiilinden insan sorumludur. Nitekim Hz. Peygamber (sav) de, “Yapıp veya konuşmadığı takdirde, milletimin içinden düşünüp vesveseye kapılmalarını Allah bağışlamıştır” buyurmuştur.

         

YORUM EKLE

banner26