Hayretimiz artsa, sözle direnerek: “Mısralarla Konuşsak”

                                    “Ben gelmedim dava için benim işim sevi için

                                          Dost’un evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim”

Bizim Yunus’un bu dizeleri öyle güzel yakışır ki Ayla Ağabegüm Hanımefendi’ye. Gönüller yapmaya gelmiştir o. Hoş sohbet, nüktedan, gözleriyle gülen, zerafetiyle insanda hemen ilk bakışta iz bırakan, mısralarla konuşan bir güzel hanımefendidir.  Onunla tanıştığımda, bu ne bahtiyarlıktır, diyerek sonsuz şükrettim. Canlar canını bulmak gibiydi yolumuzun güzel insanlara çıkması. Mısralara dokunmak, mısralarla yaşamak, mısraları hissetmek ve hissettirmek, mısralarla konuşmak ve de sözle direnmek, bu güzel hanımefendinin letafeti ve inceliği idi.

Edebiyat, terapidir bir nevi diyordu Ayla Ağabegüm hocamız. Eğitim, şahsiyet eğitimidir önce. “Ben iki şeyi çok sevdim hayatta, peygamberi ve vatanı. Hiçbir zaman çalışmaktan hayıflanmadım, zamanımı bereketlendirerek ne yapmam gerekiyorsa yapmaya çalıştım.” diyerek anlatıyordu hayatını.

1940, Bilecik doğumludur Ayla Ağabegüm. Ondaki enerjiye şahit olduğunuzda inanmayacaksınız siz de yaşına. Öylesine hayat dolu ki bakışları, maddi- manevi sizi de hayata çağırıyor, sizi de güneş gibi sarıp sarmalıyor o yumuşacık ses tonuyla. 

İlk ve ortaokulu memleketinde, liseyi Elazığ‘da bitiriyor Ayla Ağabegüm Hanımefendi. 1967 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oluyor. Babası, Ayla Ağabegüm hocamız henüz ortaokuldayken vefat ediyor. Üniversiteyi kazandığı zaman annesi ile birlikte İstanbul’a geliyorlar. Öğretmenlik hayatı, Adana’da başlıyor onun. Daha sonra İstanbul‘da çeşitli liselerde edebiyat öğretmenliği, Üsküdar Kız Lisesi’nde pansiyon müdür yardımcılığı yapıyor. Şimdi ise Üsküdar’da kendi isteği ile huzurevinde yaşıyor. Ben yaşlandığımda huzurevinde yaşamayı isterdim hep, diyor ve diliyle, kalbiyle hamd halinde. Mekanla değil, huzurla yaşamaya vurgu yapıyor anlatırken de. İnsan, iç huzuru ile yaşar Ayla Ağabegüm’ e göre.

Edebiyat öğretmeni olarak edebiyatın öğretmekten ziyade eğitmek olduğunu düşünüyorum ben de. Bu da bilgi yüklemek değildir aslında. Hâl’dir. Biz edebiyat öğretmenleri, ilk derslerimizde özellikle edebiyatın tanımını yaparız, kökeni nedir, ne öğretir gibi konuları anlatmaya çalışırız. Soyut konu ve kavramları anlatmak zordur. İlk başlarda, edebiyatın ne olduğunu anlamadıklarını söyleyen öğrencilerime sabırlı olun, zamanla anlayacaksınız, derim. Geçen yıldı, dönemin başında edebiyatı tanımlayıp anlatmamın üzerinden birkaç hafta geçmişti ki öğrencilerime: “Sizi de sofra bezinin arasında unutup yanlışlıkla silkelemeliyim.” diye latife etmiştim. Gülüştükten sonra özellikle bir öğrencimin tepkisi öyle güzeldi ki: “İşte hocam, şimdi edebiyatın ne olduğunu anladım.” demişti. Edebiyatın ne olduğunu anlatmak, anlatmakla olacak iş değil, demek ki… Edebiyat öğretmenliğinin, katı kurallarla, sınırlara hapsolmuş bir anlayışla yapılmayacağını Ayla Ağabegüm Hanımefendi’yi gönül kulağımızla dinledikçe ve yazdıklarını okudukça çok daha iyi görüyoruz.  Hocamızın, “Öğretmen Günlüğü” başlıklarıyla yayınlanan denemeleri, “Sözle Direnmek” adıyla kitap olarak basılmış ve oldukça ilgi görmüştür. İlk kitabı “Sözle Direnmek”tir. Hocası, Ahmet Kabaklı koymuştur ismini kitabın.

Eskilerin okumakla ilgili güzel bir tabiri vardır. “Mükatebe nısfı mükalemedir.”  Okumak, yazarla konuşmanın yarısına tekabül edermiş. “Okumaktan murad ne?/ Kişi Hakk’ı bilmektir/ Çün okudun bilmezsin/ Ha bir kuru emektir.” Onu okursanız, onunla söyleşmiş olursunuz, dinlerseniz de size de hitap ettiğini anlar ve kendinizi özel hissedersiniz.

1985-1990 yılları arası Türk Edebiyatı Dergisi’nin yazı işleri müdürlüğünü yürütüyor Ayla Ağabegüm Hanımefendi. Bu dergide yayınladığı deneme, röportaj hikâye ve yazdığı günlükleri ile tanınıyor.  Sekiz yıl boyunca da Ahmet Kabaklı’nın Türk Edebiyat Dergisi’nin Yazı İşleri Müdürlüğü görevini yürütüyor. Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Kaplan, Faruk Kadri Timurtaş, Ali Nihat Tarlan, Reşit Rahmeti Arat, Mahir İz, Muharrem Ergin, Necmettin Hacıeminoğlu gibi çok kıymetli hocalardan dersler alıyor. Hayatının şekillenmesinde hocalarının tesiri oluyor. Büyük bahtiyarlık hakikaten. Özellikle, yine hocaların hocası Ahmet Kabaklı vesilesiyle Türk Edebiyatı Vakfı’ndaki faaliyetleri çok kıymetlidir hocamızın. Resmi vazifelerin dışındaki, milletimiz için emekleri aslında inanılır gibi değil. Klasik bir soruyla “Bunca vazifeyi, gün size de yirmi dört saat iken nasıl yapabiliyorsunuz?” diye sorduğumda kendisine, ömür bereketi için pratik olmanız gerekiyor, dedi. “Ben poğaça yapacağım zaman, peyniri hamurun içine katar, ayrıca tek tek hamur açıp içine koyarak vakit kaybetmem, hiçbir zaman da bu misafir nereden geldi şimdi, demedim, demem. İnsan için en önemli şey, vakittir. Onu iyi kullanmalı.” diye anlatarak tabiri caizse bize yine makinelerden arta kalan zamanımızı nasıl kullandığımızı, zamanımızı nelerle heba ettiğimizi hatırlattı. Bize planlı ve ilkeli yaşamanın, insan olmanın asli gereği olduğu vurgusunu yapmış oldu. “Edep, dinin üçte ikisidir.”düsturu ile…

Üslub-u beyan, ayniyle insandır, denilmiştir ya “Mısralarla Konuşsak” kitabında bizzat çağımızın münevveri Ayla Ağabegüm Hanımefendi’nin, Yunus diliyle, Mevlana, Fuzuli, Yahya Kemal, Şeyh Galip vb geleneğimizin büyük ustalarının izlerini bulacaksınız. Kitapla birlikte “Geleneğin Kalp Atışları” programını takip ettiğinizde de kültürümüzün zenginliğini. Nasıl dar kalıplara girmeye başladığımıza hayıflanacaksınız elbette. Köklerimizle olmak, manevi depremlerden zarar görmeden yaşamak, insanı yaşatmak, Allah’tan gafil olmamak ve kendimizi bilmek… “İlim ilim bilmektir,/ İlim kendin bilmektir./ Sen kendini bilmezsen, Ya nice okumaktır.” Böyle bir okumak…

“Mısralarla Konuşsak” kitabı, Yüzakı Dergisi’nde yayınlanmış yazılardan oluşuyor. Türküsüz vatanın vatan olmayacağı, masalsız, şiirsiz, ninnisiz olmayacağını, “Yunus pınarından su içmeyen insanların manevi susuzluğunun nasıl dineceğini…”, mısralarla dile getiriyor kitabında. “Çünkü milletler manevi iklimleriyle, efsaneleriyle yaşarlar.” Devleti ve milleti yaşatmanın yolu, yöntemi…

“Mısralarla konuştuğumuz günlere geri dönmek mümkün mü?” diye düşünmeden edemiyorum kitabı okurken.  Her ne kadar çağımız, kitaptan uzaklaşsa da asla ümitsiz bir bakış da sezmiyoruz Ayla Ağabegüm Hanımefendi’den. Müslümanca duruşla…  Ben bu kitapla kendimi okumaya çalıştım çokça. “Kendini okumasını beceremeyen insanın başka kitaplar okumuş olması pek işe yaramıyor.” diyor ya Mevlana.

İslam’ı yaşamak, “Edep ya Hu…” ile… Başka yol yok. Büyüklerin sözleri o kadar değerli ki bizler için. Peygamberi ve vatanı sevmenin bütün gereklerini yerine getirmiş Ayla Ağabegüm Hanımefendi. Yine Yunus diyor ya: “Benim bunda kararım yok, ben bunda gitmeye geldim/ Bezirganım, metaım çok, alana satmaya geldim.” Ancak, nasibimize düştüğü kadar alacağız metaımızı, tanıdıkça seveceğiz onu, “Hâli, hâlimiz; kelamı, kelamımız olsun” diye elimizden geleni yapacağız. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışmak nedir, tanık olacağız.  

Mısralarla Konuşsak’ı okumak da gizli bir hazineyi keşfetmek gibiydi benim için. “Geleneğin Kalp Atışları” da öyle. Mısralarla okuyalım kitabı. “Okumaktan murad ne?/ Kişi Hakk’ı bilmektir./ Çün okudun bilmezsin,/ Ha bir kuru emektir.”

Birkaç gönül alıp asıl yurdumuza gideceğimiz fani dünya burası. “Yunus Emre der hoca:/ Gerekse bin var hacca,/Hepisinden iyice,/Bir gönüle girmektir.” Gönlümüz, gönlü güzellerle hemhal…

Ve… Hayretimiz artsa! Sözle direnerek… Mısralarla konuşsak…

 

  

 

YORUM EKLE

banner26