Hayat ırmağındaki yolculuğun kaptanıdır irademiz

Bir akışın, bir akışkanlığın içinde doğarız. Hayat durmaksızın devam etmekte, etrafta ne var ne yok bir koşuşturmacanın parçası olmaktadır. Ne olup bittiğini anlamak zaman alır. Bunun için akletme, bilgi, birikim ve feraset gerektiği konusunda hemen herkes hemfikirdir. Hayat kendini ona dikkat kesilene açmakta, orada ne var ne yok ancak bir tecessüsle fark edilmektedir.

Adımlarız, yürürüz, yüzeriz ve kanatlanırız. Çevremizde olup bitenleri kavramak için kendimizi zorladığımız olur; bazen hayat gizemli dünyasıyla bizi ortada bırakır. Bir şeyler olmakta, bir şeyler değişmektedir. Oysa ki bunun böyle olmasını ne istemiş ne de beklemişizdir. Kendi irademizle, kendi kararlarımızla eriştiğimiz şeyler bizim muradımızdır. Aklımızdan geçirdiğimiz şeyleri biraz zahmetle biraz töhmetle bile olsa gerçekleştirmiş olmak irademize olan güvenimizi artırır, kendimizi güçlü hissederiz. Öyle ya sonunda düşünmüşüzdür, kararlılığımızdan ödün vermemişizdir, bu yola baş koymuşuzdur, olmazsa olmaz demişizdir ve emeğimiz zail olmamış, istediğimize nail olmuşuzdur. Bütün bunları aklımızla, fikrimizle, irade ve ihtiyarımızla halletmiş, kendi çapımızda adam akıllı bir mesafe almışızdır.

Bazen de tam tersi olur. İradeler birbirine girer ve bizim şahsi beklentilerimiz başkalarının iradeleriyle çatışır, onlarınkinin karşısında yetersiz ve güçsüz kalır. Sanki zaman onlardan yana işlemiş, şartları en iyi onlar gözetmiş, işin mantığını bir onlar gözetebilmiştir. Çaresiz bir durumdayızdır; çok istemişizdir, elimizden geleni yapmışızdır, daha ne yapacağızdır ki dediğimiz, olsun diye neredeyse akla karayı seçmişizdir. Ama işte olan olmuştur, istediğimiz olmamıştır. Adına ister nasip diyelim ister kader hiçbir şey beklediğimiz gibi gitmemiştir. Bazen bizim dışımızdakilerin güçleri, enerji ve iştiyakları bizimkisine karşı daha  baskın daha etkin olur. Onların dediği olur, biz ortada kalırız. Bazen de aksi olur, bizim beklentilerimiz hayal olmaktan çıkar, aklımıza koyduğumuzu yapabilmek için fırsatlar ortaya çıkar, zamanı da zemini de yakalamayı başaran bir tasavvur bizi yolda bırakmaz.

Bazen iradeler birbirine girer

Hepimiz bir yarışın içine dahil oluruz. Orada yavaş ilerleyenler, koşanlar koşturanlar, büyük küçük adımlarıyla koşuyu tamamlamaya çalışanlar, hevesliler, müşkülpesentler, hepsi oradadırlar. Kimileri daha önceden başlamış bir koşudan devraldığı bayrağı daha ileri götürme derdindedir, kimileri için ise hayat yeni başlamaktadır, durdukları yer ilk duraktır, gidecekleri menzil daha yeni belirlenmiştir.

İradeler birbirine girer. İrade beraberinde güç, strateji, ahlak, akıl, sabır ve metanet gibi pek çok donanımı devreye sokar. Bunlar olmaksızın havanda su dövüleceğini bilmeyen yoktur. Ne var ki bunlar da sonuçta bazen eşleşir, kafa kafaya eğleşerek ilerler, bazen de biri öbürüne galebe çalar ve gerilim bitmek tükenmek bilmeyen bir hırsla başka zamanlara devrolunur.

İster bir uyuşma ister bir çatışma olsun tarafların zihninde bütün bu hikâyeyi sürdürmeyi sağlayan motivasyon dünyaya yüklediğimiz anlam ve değerle iç içedir. Dünyayı bir oyun ve eğlence alanı olarak görenler için burası olsa olsa bir durak mesabesindedir. Bir kervanın dinlenmek için seçtiği bir durak, hepsi bu. Dolayısıyla akılları buralara takılmaz, dolayısıyla buralarda bir yerlere çakılıp kalmak için hiçbir nedenleri yoktur. Buralara geçici birer liman ya da geçici bir istasyon olarak bakmak onların değerler dünyasında anlamlıdır. Öte yandan bir başka hayat tasavvurunda ise gerçeklik önüyle arkasıyla içiyle dışıyla buradadır. Burası bütün her şeyin yapıp edildiği, kurulup işletildiği bir arenadır. Bir şey başlayacaksa burada başlayacak bitecekse yine burada bitecektir. Buradan sonrası yoktur, ölümle biten her şey sonsuzluğa açılan bir kapı değil bitimliliği vurgulayan bir son noktadır. Hayatı değersizleştirenlerin bilgi ve zihin dünyasında anlam daha ilerilerde daha derinlerde bir yerlerdedir. Buna karşılık ona yüksek değerler atfeden bakış açısında ise tadı çıkarılacak olan yer sadece burasıdır, ertelenecek bir şey yoktur, gelmişken gereğini yapmak hayatın artık temel düsturudur. Her iki yaklaşımın gündelik hayat içindeki irade beyanı birbirinden farklı iklimlere kapı aralar. Dünyaya mesafeli olanlar için hırsın yerine sabır ve tevekkül, dünyayı varsa yoksa o diye takdis edenler içinse tutku ve keder baskın bir karakter olarak öne çıkmaktadır.

Her şeyin kendince bir ahengi var

Oysa her şey biz bilelim bilmeyelim gerçekte kendi kararında akmaktadır. Bu gerçeğin farkına varmak başlıbaşına bir tefekkür ister. Her şeyin kendine özgü bir ahenk kendine özgü bir istikrar içinde işlediğini anlamak için türlü olgular, kanaatler ve yönelimler arasındaki bağları bilmek ve bu bağlamlar arasındaki ilişkiselliğin olağan tabiatına kafa yormak gerekir. Hemen her durumda muktedir olma çabası hayatın bildik akışını zorlamakla sonuçlanır. İrade fetişizmi başka diğer insanların en az bizimkisi kadar değerli ve anlamlı olan tercihlerini hiçe saymak ya da göz ardı etmek demektir. İradeler ortaya konur, ilkeler, ölçütler ve değerler uygun mecralar aracılığıyla hayata dahil olur. Ortaya çıkan kıvamın bileşenlerindeki çeşitlilik ve öne çıkan derinlik hepimizi şaşırtır. Sanki kimsenin istediği tam olarak gerçekleşmemiş, sonuç hepsini aşan bir düzlemde kendi ölçüsünü bulan bir akışkanlık içinde tahakkuk etmiştir.

İrade kullanımı bizi her daim var kılar. İrademiz yoksa onu adamakıllı kullanamayacaksak daha biz başka neye yararız ki? Kendimize güvenimiz onu kullandıkça artar, mütemadiyen yenilenen cesaretimizle kişiliğimiz şekillenir, daha bir güç kazanırız. İlgilerimiz çeşitlendikçe bilgiyle olan yakınlıklarımız artar ve derinleşir. Bilgiye bir hevesle yaklaştıkça onun mu bizi denetleyeceği yoksa bizim mi onu dizginleyeceğimiz sorunu ortaya çıkar. Eğer bir türlü dengelenemeyen gücün şehvetiyle bilgiye yaklaşılırsa artık irademiz de gemini koparmış bir küheylan gibi dağlara taşlara savrulur. Buna karşılık bilgiyi dengelemekle malul hikmete ram olmayı seçtiğimizde bu sefer de kullandığımız iradenin sonunda ne bir kumar ne bir soylu tahakküm ne de yegâne bir ekmek kapısı olmadığını öğreniriz. Akıl da kalp de bize tutturduğumuz yolun maliyeti, riskleri ve bizi alıp götüreceği yerler hakkında kavrayışımızı ahlak ve adaletle ehlileştiren yeni imkânlar sunar. Derdimiz bu yolu bu iradeyle nereye kadar götüreceğimizle ilgilidir. İstikamet üzere olmak ne yerel ne de kültürel kodlarla belirlenir. İstikamet üzere olmak bir sürekliliğe, hep var olan, bilinen ve defalarca kullanılmış güzergâhlara açık olmayı ifade eder. İrademizle biz ya bu yola hepten girer dahil oluruz ya da bu yollarda kaybolur, telef oluruz.

Bir akışın bir akışkanlığın içinde doğarız. İrademiz bizi büyük ve güçlü hayat ırmağında bize namütenahi bir farkındalık kazandırır.