Yönetmen Seyid Çolak: Savaşların yol açtığı tahribatı virüsün verebileceğini düşünmüyorum

Yönetmen Seyid Çolak, yeni tip koronavirüsün sinemayı nasıl etkileyeceğine ilişkin, "İnsanlığın nasıl tepki vereceğini kestiremiyorum ama savaşların yol açtığı tahribatı virüsün verebileceğini de düşünmüyorum." dedi.

Yönetmen Seyid Çolak: Savaşların yol açtığı tahribatı virüsün verebileceğini düşünmüyorum

İlk uzun metraj filmi "Kapan" ile uluslararası film festivallerinden ödülle dönen yönetmen Seyid Çolak, yeni tip koronavirüsün sinemayı nasıl etkileyeceğine ilişkin, "İnsanlık sinema icat olunduğundan beri ilk defa virüs nedeniyle evlerine çekildi. Görmediğimiz bir virüs tarafından öldürülüyoruz. Bir çatışma durumu yok. İnsanlığın nasıl tepki vereceğini kestiremiyorum ama savaşların yol açtığı tahribatı virüsün verebileceğini de düşünmüyorum. İnsanlık inşallah çabuk toparlanacaktır." dedi.

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında Sağlık Bakanlığı tarafından "Hayat Eve Sığar" sloganıyla yapılan "Evde kal" çağrısına, uyan ve telekonferans yöntemiyle AA muhabirlerinin sorularını yanıtlayan Çolak ile senarist Güven Adıgüzel, küresel boyuttaki salgının sinema sektörünü nasıl etkileyeceğini ve sinemanın geleceğine yönelik düşüncelerini anlattı.

"Savaşların yol açtığı tahribatı virüsün verebileceğini düşünmüyorum"

Seyid Çolak, salgın nedeniyle filmin vizyon tarihini ertelediğini belirterek, "Bir sinemacı olarak birebir etkilenen kişilerdenim. Nisan, ya da mayıs ayında filmimizi vizyona sokmayı düşünüyorduk ancak bu virüs nedeniyle ertelemek zorunda kaldık. Büyük ihtimalle sonbahar, eğer geçmezse daha ileriki tarihlerde vizyona sokma durumumuz oluştu." diye konuştu.

Yaklaşık bir aydır dünya genelinde hiçbir filmin vizyona girmediğine dikkati çeken Çolak, salgının ardından sinemalarda bir film yığılması olacağını düşündüğünü söyledi.

Genç yönetmen, tarihi olayların sinemayı etkilediğini ve sinemanın bu olaylara çeşitli tepkiler verdiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Mesela I. Dünya Savaşı'ndan sonra sinema çok gelişmemişti ama 'Alman dışavurumculuğu' akımının oluşmasına neden olmuştu. II. Dünya Savaşı sonrası ise 'İtalyan yeni gerçekçiliği' diye bir akım ortaya çıktı. Bu akımda daha insani olayların ön plana çıkartıldığı gerçekçi filmler yapılıyordu. O dönem sinemada yeni bir başlangıç yapılıyor aslında, o zamana kadar bütün çekimler neredeyse stüdyoda yapılıyorken dışarıda çekimlere başlanıyor. Türkiye’de ise olağanüstü olaylar dediğimizde, darbelerin sonrasında sinemada değişimler yaşanıyor. Mesela 1980 darbesinden sonra arabesk filmler ortaya çıkıyor, bir nevi acıyı acıyla anlatan filmler yapılıyor."

"Sinema icat olduğundan beri insanlık ilk defa evlerine çekildi"

Yeni tip koronavirüsün tüm dünyadaki etkilerine de değinen Çolak, "İnsanlık, sinema icat olduğundan beri ilk defa virüs nedeniyle evlerine çekildi. Savaşlarda insanlar hemen yanıbaşlarında insanların öldüğünü, tecavüze uğradığını, şehrinin bombalandığını görüyordu. Ama bugün biz sadece evlerimize çekilmişiz ve çeşitli aktivitelerle zaman geçirmeye çalışıyoruz. Bu bizi sadece psikolojik olarak etkiliyor. Görmediğimiz bir virüs tarafından öldürülüyoruz. Bir çatışma durumu yok. İnsanlığın nasıl tepki vereceğini kestiremiyorum ama savaşların yol açtığı tahribatı, virüsün verebileceğini de düşünmüyorum. Umarım insanlığa yani bizlere her şeye hükmetme sevdasından vazgeçebilmeyi öğretir. Aslında işleyişe çomak sokan biziz ve bunun karşılığını maalesef bu şekilde görüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Yönetmen Çolak, yaşananlardan bir ders çıkarılması gerektiğini sözlerine ekleyerek, şöyle devam etti:

"Ders çıkarmazsak daha büyük sorunlarla karşılaşabiliriz. İnsanlığın şımarıklığının bir sonucu olarak da okumak istiyorum. Süreçte insanlar evlerinde kişisel bir buhran yaşıyorlar ve bu durum sonlanıp da dışarı çıktıklarında telafi edebilmek için kültürel aktivitelere daha fazla dahil olacaklar, özellikle de sinemaya gideceklerdir. Ancak birkaç hafta korumacı ve garantici davranarak bunu erteleyebilirler. Çünkü bu bir eğlence alanı olduğu için insanlar hemen öncelik vermeyecektir. Sonra da daha çok aksiyon, macera, komedi gibi onların bugünlerde biriktirdiği psikolojik bunalımı atlatıcı filmlere yöneleceklerini düşünüyorum. İnsanlar dijital ortamlara biraz daha alışmaya başladı, hiç dijital mecralarda film izlemeyenler bu süreçte buralarla tanıştı."

Dijital platformların belirli bir matematiği olduğuna işaret eden Seyid Çolak, "Dijital platformda bir proje seyrettiğinizde, 'Onun yönetmeni şu...' diyebileceğiniz çok fazla done vermiyor size. Maalesef özgünlüğü fazlasıyla daraltıyorlar. Projelerin çoğu birbirine benziyor. Martin Scorsese ve Alfonso Cuaron gibi rüştünü ispatlamış yönetmenlere ayrıcalık tanıyorlar. O da tamamen prestij amaçlı. Bir nevi kendilerine yeni alan açabilmek için. Bu da bir stratejidir ve başarılı da oluyorlar. Dijital platformların gelecekte hayatımızda daha fazla yer edineceğini düşünüyorum. Onun için de bu gibi platformlara yatırım yapılmalı ve içerik üretmeliyiz. Güven’le birlikte yeni bir dizi projesi üzerine çalışıyoruz. Her bölümü farklı türe hizmet eden ve birbiriyle konu anlamında bağlantılı özgün bir iş çıkarmaya çalışıyoruz. Tür anlamında bilim kurgu, fantastik, ütopik, gizem, gerilim türlerine hizmet edecek. Bence artık bu türlere de yönelmeliyiz. Seyirci dijital platformlarda bu tür işlere alışmaya başladı ve bizim de epey hikayemiz var. Tam da zamanı diye düşünüyorum." ifadelerini kullandı.

"İnsanların sinema salonlarına koşarak gideceğini düşünüyorum"

Senarist Güven Adıgüzel ise önceki sene sinema sektörünün Türkiye ve dünyada bir kriz yaşadığına işaret ederek, "O kriz tam çözülmek üzereyken bu salgının gelmesi, Türkiye ölçeğinde özellikle daha büyük bir sorun ortaya çıkardı. Martla beraber birçok film vizyona girecekti. Onların da vizyon tarihi ertelendi. Bir taraftan da dünya ölçeğinde sıkıntılar vardı. Geleneksel sinema ile dijital platformlar arasında bir sıkıntı zaten vardı. Salgınla beraber daha açığa çıktı." dedi.

Bir sinema filminin post prodüksiyon sürecinin bile 2-3 ay sürdüğünün altını çizen Adıgüzel, sonunda ortaya bir sanat eseri çıkarılmaya çalışıldığını kaydederek, bu eserin sinema perdesi yerine cep telefonu ekranından izlenilmesinin sinema üreticisi için çok acı verici olabileceğini dile getirdi.

Adıgüzel, sinema salonlarının geleceği hakkında karamsar olmadığını ve olumsuz düşünmediğini vurgulayarak, şu bilgileri verdi:

"Salgının ne zaman biteceği konusunda bir fikrimiz olmamasına rağmen bittiği andan itibaren insanların sinema salonlarına koşarak gideceğini düşünüyorum. Bu konuda iyimserim. Ayrıca dijital platformlar aracılığıyla evde film izleme alışkanlıklarının sinema salonlarını öldüreceğini düşünmüyorum. Sinemada film izlemek bir mecra tercihi değildir. İnsanlar, sinema salonlarına kültürel faaliyet bağlamında film izlemeye gider. Sinema salonlarının salgın sonrası cazibesini yitirmeyeceğini hatta artıracağını düşünüyorum. İtalya'da salgın tam şiddetini artırdığı zaman pencereden projektörle bir binanın duvarına film yansıtmıştı insanlar. Birlikte film izlemenin bir araya getirme duygusu da var. Bu anlamda karamsar değilim."

Güven Adıgüzel, dijital platformların bu süreçte güçlendiğine, izleyenlerin de içerik tüketme alışkanlığı kazandığına işaret ederek, sinema sektörü açısından salonların ve festivallerin önemli bir yeri olduğuna vurgu yaptı.

Geleneksel sinemayla dijital platformların iş birliğinin önemine de dikkati çeken Adıgüzel, "Dijital platformların tamamının bir anlatı biçimi dayattığını net olarak görmemiz lazım. Buradan gelen bir dalga da var. Bu şekilde eğer çeşitlendirilip geleneksel sinemanın, festivallerin, sinema salonunun da oyunun içinde olmayacağı bir dünya düşünürsek son derece sıkıcı, tatsız tuzsuz ve tehlikeli bir şeyin geldiğini görmüş oluruz. Buna da teslim olacak halimiz yok." değerlendirmesinde bulundu.

banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26