Yeni anayasanın dili nasıl olmalı?

Dil ve Edebiyat dergisi 40. Sayısında, ülkemizin bazı önemli bilim adamı, hukukçu ve edebiyatçılarıyla “Yeni Anayasanın Dili”ni masaya yatırıyor.

Yeni anayasanın dili nasıl olmalı?

Dil ve Edebiyat dergisi 40. sayısında (Nisan 2012) “Yeni Anayasanın Dili”ni masaya yatırıyor. Bir dosya halinde ele alınan konu, ülkemizin bazı önemli bilim adamı, hukukçu ve edebiyatçıları tarafından müzakere ediliyor.

Derginin genel yayın yönetmeni Üzeyir İlbak’ın “Coğrafyanın Ruh Atlası Kelimenin Aidiyet Destanı” başlıklı yazısıyla açılan dosyada Servet Armağan, Hamza Zülfikar, Abdurrahman Eren, Ahmet Turan Alkan ve Yusuf Akçay’ın makaleleri yer alıyor.

Üzeyir İlbak söz konusu yazısında, bir anayasanın “kuşattığı coğrafyada yaşayan insanların ruh ikliminden” beslenmesi lazım geldiğini, dolayısıyla “onların hayat tarzlarından ve kültürlerinden” derlenen bir ruhla kaleme alınmasının anlamlı olacağını belirtiyor. Bu çerçevede, anayasaların “etnik, dinî, millî-ulusalcı ve ideolojik sembollerden arındırılması” gerektiğini söyleyen İlbak, yeni anayasanın “imparatorluk bakiyesi” bir ülkeyi geleceğe taşıyacak özellikleri ihtiva edecek şekilde düzenlenmesinde fayda görüyor.

Türkçesi düzgün olsun!

“Türkiye’nin Anayasa Deneyimleri ve Yeni Anayasanın Dili” başlıklı makalesiyle dosyaya katkıda bulunan Servet Armağan, 1982 Anayasası başta olmak üzere T.C.’de işlevsel olan anayasaları kısaca değerlendirdikten sonra, “değiştirilemeyen maddeler” konusunu tartışmaya açıyor. Armağan, 1982 Anayasasının “değiştirilemez” ve “değiştirilmesi teklif dahi edilemez” şeklindeki maddelerinin kalıcılığından yana bir tavır sergiliyor. Üstelik “modern demokratik anayasalarda” böylesi hükümlerin yer almadığını da belirterek. Makalesinin sonraki bölümlerinde “1982 Anayasası’ndaki Bazı Dil Hatalarının Örneklerle Gösterilmesi”ne yer veren Armağan, yeni anayasanın “Türkçesi düzgün bir anayasa” olmasını temenni ediyor!

Anayasa hukukçusu Servet Armağan’dan sonra dil profösürü Hamza Zülfikar ise “Anayasa Dili ve Bir Dönemin Tartışmaları” başlıklı yazısında 1945 Anayasası’nın dilini problemli bulurken, 1982 Anayasası’nı kapsamlı ve zengin bulmaktadır. Dilin sadeleşmesi çalışmalarını merkeze alan yazısını Hamza Zülfikar şöyle bitiriyor: “… umarım ki yeni Anayasa dil uzmanlarınca yazım, terim, dil ve anlatım açısından gözden geçirilir. Batı dillerinden Türkçeye geçen kelimelerin Türkçelerine yer verilir, bundan sonra çıkarılacak kanun ve yönetmeliklere örnek olur.”

Devleti sınırlandırmalıdır

İstendik bir anayasanın hayatî yönlerine (hak, adalet, özgürlük, eşitlik, vb.) pek değinilmeyen bu yazıdan hemen sonra gelen ve Abdurrahman Eren tarafından kaleme alınan “Anayasanın Dili, Kimliğidir” başlıklı yazıda yer yer umut verici satırlar bulabiliyoruz. “Anayasaların temel amacı ‘toplumu biçimlendirmek’ değil; devleti ‘sınırlandırmaktır’” diyen yazar, dilinin de buna uygun bir formu taşımasını temenni etmektedir.

Dosyanın keyifli yazısı ise bir deneme üstadından: Ahmet Turan Alkan, “Kanun Yazıcılığı Edebiyatına Dair” başlıklı yazısıyla, o bilindik üslubunu konuşturuyor: “Şimdi yeni bir anayasa yapmak heyecanı içindeyiz ve ‘Yeni anayasanın dili nasıl olmalı?’ gibi önemli ve hayati bir sualin tartışıldığına şu ana kadar hiç şahit olmadım.” diyen üstat, iki maddelik bir tavsiye eklemeyi de ihmal etmiyor.

Anayasanın esası…

Bu dosyayla Dil ve Edebiyat dergisi, önümüzdeki dönemde daha çok tartışılacak olan yeni anayasa meselesine dil merkezli olarak yaklaşan ilk yayın oldu. Umarız devamı gelir. Özellikle açık ve anlaşılır, bu arada oldukça kısa bir anayasa metni bu tür müzakereler sonucu ortaya çıkarılabilir. Fakat esasen bir anayasanın Hakk’a müstenit bir içerik taşıması birinci şarttır.

Dil ve Edebiyat dergisinin iletişim bilgileri: 0212 581 69 12; bilgi@ded.org.tr

 

Cevat Akkkanat yazdı

Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2012, 08:28
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13