banner17

Türkiye'de neden bir eleştiri geleneği yok?

Gökdemir İhsan, 'Edebiyat ve Öteki Şeyler' seminer dizisinde 'Edebiyat ve Eleştiri' hakkında konuştu.

Türkiye'de neden bir eleştiri geleneği yok?

Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde “Edebiyat ve Öteki Şeyler” başlığı altında verdiği seminer dizisinin Mayıs ayındaki bölümüne “Edebiyat ve Eleştiri” başlığını seçen Gökdemir İhsan, eleştirinin ne olmadığını, ne olabileceğini, dünyada eleştiri denilince ne anlaşıldığını ve Türkiye’de neden bir eleştiri geleneğinin olmadığını anlattı.

Ortaokulda, lisede “metin üzerine çalışmalar” başlığında öğretilen şeyler yetişkinler tarafından yapıldığında, ortaya çıkan şeye eleştiri diyemeyeceğimizi söyleyen Gökdemir İhsan, bir eser yayımlanmadan editörün ve redaktörün yapması gereken işi eserin yayımından sonra yapmaya da eleştiri denilemeyeceğini ekledi. “Dildeki ‘şenliklilik’ ya da ‘şiirsellik’, karakterlerin ‘karton’ olarak kalışı ya da ‘kanlı, canlı, yaşayan bireylere dönüşmesi’, piyasadaki eleştiri metinlerinde sıkça rastlansa da, eleştirmenin tespit etmesi beklenen şeyler değildir” diyen İhsan, bunların öznelci eleştiri bile diyemeyeceğimiz bir öznellikten kaynaklandığını, “dostlar alışverişte görsün” kabilinden piyasa yazıları olduğunu söyledi.

Eleştirinin eski dildeki karşılığının “tenkid” olduğunu hatırlatan Gökdemir İhsan, kelimenin kökünün “nakd” olduğunu ve “değerlendirme” anlamında kullanıldığını ve bu isimle kastedilenin eserin belki ilk okumada anlaşılmayan değerlerini açığa çıkartmak olduğunu ifade etti. Batı dillerindeki “criticism” sözcüğünün kökünün ise “yargılama” anlamındaki latince “criticus” ve Yunanca “kritikos” sözcüklerine dayandığını, ama her kritiğin mutlaka bir “criterion” gerektirdiğini hatırlatan İhsan, “Bu kriterleri işin başında tanımlayarak yola çıkan eleştiri, mutlaka bir kuram bağlamında çalışan eleştiridir” dedi.

Eleştiri kuramlarına mutlak hakikatmiş gibi yaklaşmanın, Sovyet bloku ve Türk solu dışında, dünyada pek görülmediğini söyleyen Gökdemir İhsan, “Eleştiri kuramları bize hakikati bildirmez. Onlara borçlu olduğumuz şey, bir metni ya da bir dönem edebiyatını kendi meşreplerince değerlendirirken önümüzde yepyeni bir ufuk açmalarıdır. Biri çıkıp Dostoyevski’nin kumarbazının muhasebesini tutmuştu. Örneğin askeri iç hizmet kanununu feminist bir okumaya tabi tutmak verimli olabilir ya da Vedanta’nın Marksist bir eleştirisi. Bunlar işin şakası tabii. Daha güzel şakaları ise Eco Yanlış Okumalar’da yapıyor” dedi.

Türkiye’de eleştiri geleneğinin “maalesef” Nurullah Ataç etkisinden kurtulamadığına işaret eden İhsan, ona karşı çıkanlar arasında Hüseyin Cöntürk ve Asım Bezirci’yi hatırlamamız gerektiğini söyledi. “Hâlâ sağlı, sollu Ataç türevlerinden geçilemeyen piyasayı bir kenara bırakırsak, bizim ciddiyetle yaklaşmamız gereken eleştirmenlerin yollarının bir şekilde Berna Moran’la kesiştiğini görürüz” diyen İhsan; Jale Parla, Murat Belge ve Nazan Aksoy’un eserlerini sıraladı ve bu eserlerin adlarının dahi, bize eleştirinin ne olduğunu anlatmaya yeteceğini söyledi. “Nurdan Gürbilek’in, Orhan Koçak’ın, Defter ve Virgül dergilerinin eleştirimize katkılarını da unutmamalıyız” diyen Gökdemir İhsan, “Bizim aciliyetle yönelmemiz gereken ise, gelenekselci bir estetik kuramının ortaya konulması ve ona bağlı edebiyat eleştirisinin inşasıdır” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.

 

Saliha Özdemir haber verdi

Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2015, 16:42
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20