Toplum şairleri sever, ciddiye almaz

Şair İsmail Kılıçarslan’ın sunumuyla yapılan “Şair Okur Buluşması” söyleşi dizisinin Nisan ayı konuğu şair Mehmet Çelik oldu.

Toplum şairleri sever, ciddiye almaz

Zeytinburnu Belediyesi’nin şair İsmail Kılıçarslan’ın sunumuyla düzenlediği “Şair Okur Buluşması” söyleşi dizisinin Nisan ayı konuğu şair Mehmet Çelik oldu. Aynı zamanda birlikte televizyon ekranlarında Meksika Sınırı programını yapan ikilinin 22 Nisan akşamı Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleşen söyleşiye katılımcılar büyük ilgi gösterdiler.

Şair İsmail Kılıçarslan’ın, “Mehmet Çelik’in günün birinde ben galiba şiir yazarım kararını vermesinin hikâyesi nedir?” sorusuna şiir macerasının babasının şiire olan merakıyla başladığını belirterek cevap veren Mehmet Çelik, kendisini şiir yazmaya yönelten duyguları şu sözlerle ifade etti:

“Şiir maceram babamla başladı. Babam medrese geleneğinden geliyordu. Sabahları uyandığımızda bize Arapça, Farsça, Türkçe ve Kürtçe şiirler okurdu. Dağlar ile taşlar ile çağırayım Mevlam seni şiiri benim için ilk şiirdir. Şiir bizim evimizde daima terennüm edilen bir şeydi. Ben de merak saldım. Sonra edebiyat fakültesini kazandım ve şiirden nefret etmeye başladım. Şiirin edebiyat fakültelerinde değil, korsan bir şey olduğunu anladım. Korsan edebiyata yeniden merak saldım ve aslına geri döndüm. Kendi şiirimi daha ziyade ailemin köklerine bağlı bir şiir olarak ifade ediyorum. Bunu asalet duygusuyla söylemiyorum. Ailemizde şiirler var. İstikbal köklerdedir benim için. Bir kültür geleneği, silsile olarak, taşınabilir miras olarak görüyor ve böyle düşünüyorum. Arapça, Farsça öğrendim. Birkaç batı dili biliyorum. Aklın iki dili vardır derler. Doğu’da, şarkta aklın dili Arapçadır. Batı’da Almanca. Aşkın iki dili vardır. Batı’da Fransızca, Doğu’da ise Farsça. Farsçayı iyi öğrendim ve sonrasında hayranlıkla okuduğumuz Batılı şairlerin şarkın klasik şairleri yanında şahane şeyler söylemediğini gördüm.”

Mehmet Çelik; Kılıçarslan’ın “İlk şiirinizi kime gösterdiniz?” sorusuna ise “Medresede okurken bize Şuara suresi üzerinden şiir sanki korkulacak bir şey gibi bahsedilirdi. Şiir yazıyordum fakat şiir yazdığımı söylemekten korkardım. İlk yazdığım şiirleri yayınlayamadım. Belli bir yaşta, artık olgunlaştığımı düşünmeye başladığım zaman 18, 19 yaşlarımda şiirlerimi yayınlamaya başladım. Bizim toplum şairleri, filozofları sever ama ciddiye almaz. Efkâr dağıtmanın başka yollarını buluruz. Bir de bizim toplum düşünce karşıtıdır. Hindi gibi niye düşünüyorsun? Akıllı olup âlemin kahrını çekmektense deli ol âlem senin kahrını çeksin gibi atasözlerimiz var.” cevabını verdi.

Mehmet Çelik’in atasözleri ve toplumun düşünce karşıtlığı sözleri üzerine Kılıçarslan ise “Bunun sözlü kültüre sahip Osmanlı’nın 1326’da Bursa’yı fethettiğinde yazıyla tanışmasının bir etkisi var mıdır? Halil İnalcık böyle olduğunu söylüyor. Bu atasözleri toplumsal reflekslerimizle ilgili olabilir mi?” sorusunu yöneltti.

Mehmet Çelik bu soruya; “Herkes bir bedel ödeyerek bir şey yapar.  Türkçeye bakarsanız, enteresan özellikleri var. Türkçede fiil kökenli olmayan kelime yok gibidir. Sevgi kelimesi, sevmek fiilinden mesela. Soyut bulacağımız kelimelerin çoğunu fiillerden çıkarmışız. Bizim algımız farklı olmuş. Hareket etmişiz, yer değiştirmiş, göç etmişiz. Bizans’ta oturmuştur mesela. Biz Çin’den hileyi, İran’dan palavrayı, Bizans’tan entrikayı öğrenmiş, savaşçı ruhumuzu da ekleyince enteresan bir sentez olarak ortaya çıkmışız. Tabi şu da var, 1326’da Orhan Gazi medreseyi kurduğu zaman derslerden biri “Dinler Tarihi”dir. Osmanlı kurulma aşamasında tarihini okutacak kadar diğer dinlere saygılıdır. Bugün bu ülkede hala buna varabilmiş değiliz. Bugün topluma din olarak Sünniliği, mezhep olarak Hanefiliği dayatıyorlar ve Alevi gibi yaşamasını emrediyorlar.  Bu bir projesizliktir. Her toplumun bir kültürü vardır ama her toplum bir medeniyet sahibi değildir. ”

Mehmet Çelik, Kılıçarslan’ın “Şiir bizi neden cezb eder?” sorusunu ise “Arapçada şiir saç teli demektir. Kıl demektir. Şiir o incelikte söz söylemektir. Buna bağlı bir kelime daha var, o da şuur. Şiirle aynı kökten gelir. Şuur da iki kıl arasındaki farkı bilecek kadar gözü pek olmaya bakar. O oranda fark bilgisine varmak anlamında kullanılır. Böyle olunca aslında, iman eden şairlerin varacağı yer aslında Furkan’dır. İyi ve kötüyü birbirinden ayırmanın bilgisidir. Allah “Siz bu kitaba uyarsanız ben size Furkan veririm.” diyor. Yani iyi ve kötüyü birbirinden ayırt eden bilgiyi veririm. Şiire bu yönden bakınca, şiir bir taraftan da sizi alıp bir yerlere götürür. Bir düzeltilmiş hayat teorisidir. Ciltlerce ruhun, canın ne olduğunu, ruhun nasıl üflendiğini anlatan kitaplar, tefsirler okuyabiliriz. Fakat Yunus Emre bunu iki dizeyle dile getirir. Mesela; “Yunus öldü diye sala verirler, ölen hayvan imiş âşıklar ölmez.” der. “ diyerek cevapladı.

İsmail Kılıçarslan’ın sohbet aralarında Mehmet Çelik’in Ateş Babında, Muharref Ayetler, Kâinat Ayetleri şiirlerinin video kliplerini de dinleyicilerle paylaştığı söyleşi, dinleyicilerin merak ettiği sorularının cevaplanmasıyla son buldu.

 

Elif Yediveren haber verdi

Güncelleme Tarihi: 23 Nisan 2013, 21:52
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13