banner17

Tefsir dersleri devam ediyor

Sakarya Dayanışma Derneğinin Kış Dönemi Kur’an Çalışmaları programı İbrahim Suresinin ilk bölümüyle ilgili dersle birlikte tamamlandı.

Tefsir dersleri devam ediyor

Sakarya Dayanışma Derneğinin Kış Dönemi Kur’an Çalışmaları programı İbrahim Suresinin ilk bölümüyle ilgili dersle birlikte tamamlandı. Şubat ayında ayrıca Nuh ve Cin sureleri işlendi. 

Nuh Suresi: Surenin ilk bölümlerinde Nuh(A.S)’ın kavmine çağrıda bulunması, onları uyarması anlatılmaktadır. Sonraki bölümlerde de kavminin onu alaya alması, vahye kulaklarını tıkaması karşısında Allaha yalvarıp, yakarması konu edilmektedir.

Nuh Nebinin yaşadığı toplum, İbrahim(A.S.)’ın toplumundan farklılıklar göstermektedir. Bu toplum henüz bir kabile toplumudur. Siyasal bir örgütlenme(devletleşme)söz konusu değildir. Kabile ileri gelenlerinin ve mevalilerinin(himayesindekilerin)olduğu, kabileler arasındaki ilişkilerin ve çekişmelerin söz konusu olduğu bir toplumdur. İbrahim Aleyhisselam’ın ve Musa Aleyhisselam’ın yaşadığı toplumlar ise merkezi otoritenin oluştuğu hükümdar-devletlerdir (Nemrut ve Firavun). Orada muhatap; devlet örgütlenmesidir. Nuh Aleyhissam’ın muhatabı ise; kabileler, tek tek insanlar ya da kendi aile bireyleridir. Onlara öğüt vermekte, vahyi ulaştırmakta ve uyarmaktadır. Onları tevhide davet etmektedir.

Bu daveti açık ve gizli olarak yapmış, ilan etmiş, tek tek, gece-gündüz davette bulunmuş, onlar ise ya kulaklarını tıkamışlar ya yollarını değiştirmişler ya onu görünce saklanmışlar ya da hoşnutsuzluklarından yüzlerini buruşturmuşlardır (bunları rivayetlerden de anlıyoruz). Onlar onu alaya alıp, haşa maskara etmek istediklerinde ise Nuh Peygamber onları rabbine şikayet edip, onlara azap indirmesi için dua etmiştir. Allah’ın onlardan tek kâfir insan bile bırakmamasını (o sapıklıklarını sonraki nesillere intikal ettirmemeleri için) dilemiştir. Ancak onların putları; Vedd, Suvâa, Yagûs,Yaûka ve Nesra’nın cahiliye Araplarında da bulunması,bu mirasın intikal ettiğini  göstermektedir.

Kur’an bize insan-ı kamili va’zetmez. Bizleri; tevhid ve adalet ilkelerine dayanan bir toplum kurmaya çağırır. Yoksa insan ikili bir yapı gösterir(iyi-kötü, adil-zalim, doğru-yamuk vb.).Önemli olan daima iyiye yönelmek, iyiye çağırmak ve denetim mekanizması kurmaktır. Bunun için doğru bir rab tasavvuru ve doğru bir nübüvvet tasavvuru; doğru bir tarihsel çerçeveye oturtulmak zorundadır.

Cin Suresi: Hicretten 10 yıl kadar önce inmiştir. Genel olarak Kur’an mesajlarındaki “Tevhid” vurgusu bu surede de söz konusudur.

Yaratılmış varlıklardan olan cinler, cahiliye Araplarında önemli bir yere sahiptir. Aslında genel olarak o dönem dünyasında, daha evvelki toplumlardan intikal eden kozmolojik bir görüş vardır. Bu görüş mitolojiden de Yahudilerin “Kabala” inancından da  beslenen, karmaşık bir inanç sistemidir.

O devirdeki insanlara göre; yeryüzündeki her şeyin gökyüzünde mutlaka bir izdüşümü vardır. Bu dünyadaki bir insanın geçmişi, geleceği vb. ile ilgili kodlar gökyüzünde mevcuttur. Bir insanı karşınıza alıp, onun geçmişi ile yaşadıkları veya yaşayacakları ile geleceğiyle ilgili bilgileri gökyüzünden haber alabilirsiniz. Tabii ki bu irtibatı, yani yeryüzü ile gökyüzü arasındaki irtibatı sağlayacak insanlara da ihtiyaç vardır. O dönem Asya’sında da var olan aynı inanışın aktörleri; Asya’da Şamanlar, Ortadoğu’da Mecnun denilen insanlar, Kahinler ya da şairler gibi unsurlardır. 

Mecnun; “cin sahibi olan” anlamındadır. Yani cinlerle irtibatı olan birtakım insanlar güya gökyüzünde kendilerine bazı oturak yerleri, noktalar bulmuşlar, yeryüzüne GAYBİ bilgiler aktarmaktadırlar. Bu insanlar her ne kadar itibar sahibi insanlar değillerse de pek de tekin  sayılmazlar. Cinlerle ve gayb alanıyla olan irtibatları, toplumun onlardan çekinmesine yol açmaktadır.

Araplarda cinler, putlardan sonra önemli bir inanç figürünü oluşturmaktadır. Bir insan bir karar vereceği zaman, o zamanın meşhur putlarına başvurur, sonra kendi kabilesinin putuna başvuru, onay alır. Bir de cinlere başvurur. Bir Arap yola çıkacağı zaman bazı vadilerden geçerken o vadinin cininin rızasını almak için kurban keserdi. Çünkü belli bölgeler, vadiler vb. belli cinlerin alanı sayılırdı.

İşte Kur’an bu şirk inanışını ortadan kaldırmak, cinlerin de insanlar gibi yaratılmış olduklarını, başka ayetlerde de belirtilen; “Allah’a kulluk” görevi ile emir olunduklarını unutmamamız için taşları yerli yerine oturtmamızı sağlar. Mümin insan yalnızca Allah’tan yardım diler, cinlerden veya başka bazı yaratılmışlardan değil. Zaten onların yardım edecek kudretleri de yoktur, gaybı bilecek ilimleri de. Çünkü Allah bize kitabında gaybı yalnız kendisinin bildiğini, istediği kadarını da ancak resullerine bildireceğini defalarca açıklamıştır. Peygamberlerden başkasına gaybı bildirmemiştir. Bildiğini iddia eden başka bazı kimseler vehim, vesvese içindedirler.

Peygamberlere vahyi, Allah’ın en şerefli elçisi olan CEBRAİL getirir;korunmuş olarak.Gaybi bilgileri bunun dışında meleklerden,cinlerden veya göklerden elde etmek mümkün değildir.Bu tür sapmış inanışlara itibar etmek insanın vehim içinde olduğunu,vesveseye kapıldığını gösterir.İşte şeytanın yapabildiği ancak budur:vesvese vermek,vehimlere yol açmak...

Beynimizin derinliklerinden bize fısıldadığı vesveselere karşı yalnız ve ancak Allah’a sığınarak, ondan başkasından gaybi yardım beklemeyerek korunabiliriz.FELAK ve NAS surelerinde de aslında bu vesvese ve vehim karşısında Allaha yakarıyoruz.Yoksa cinler ve büyücüler,üfürükçüler bize zaten zarar veremezler.Çünkü böyle bir güçleri yoktur.Biz bunların şerrinden korkarsak;işte o zaman vehim ve vesvese içine düşeriz.Bu da bizi olumsuz etkiler.Sığındığımız; vesvese ve vehimdir.Zaten  Mü’min insan cinlerden de korkmaz.Allah’tan başka hiç kimseden korkmaz.

Bu arada bu suredeki 1 ve 2.ayetlerde geçen “cin” kavramı üzerine de müfessirler değişik görüşler ileri sürmüşlerdir. Bunlardan birisi; bildiğimiz, yaratılmış olan “cinler” olduğudur. Başka bir görüşe göre ise; bunlar bildiğimiz cin olmayıp, Arapların dışında başka yerlerden gelen yabancı insanlar (mesela Taberi’de “Nusaybin’den gelen insanlar’’) ya da Yahudilerdir. Çünkü Araplarda bu kelime kullanılırdı.

Ama surenin başka yerlerinde (6. ayet: “Bazı adamlar bazı cinlere sığınıyorlardı da bu onların azgınlıklarını artırıyordu”) bildiğimiz yaratılmış “cin” anlamında kullanılmıştır. Bizce surenin içinde her iki kullanım da söz konusudur. Burada gökyüzünden haber almaya çalışmak, cinlerle irtibat kurmaya çalışmak gibi çabaların boş çabalar olduğu, ayrıca cinlerin azgınlığını arttırmaya yol açtığı, bu kozmolojik inanç sisteminin şirk anlayışı olduğu, o insanların anlayacağı bir dille ve onların eylemleri üzerinden açıklanmıştır.

Son ayet olan 28. ayet; tek başına “vahdet-i vücut” anlayışını yerle bir etmeye yeten bir ayettir. Bilindiği gibi vahdet- i vücut denilen İbn-i Arabi’nin formüle ettiği anlayışa göre: “Allah’tan başka hiç bir şey yoktur. Her şey Allah’ın yansıması ve parçalarından ibarettir. Dolayısıyla mesela bir insan puta bile tapsa aslında Allah’a tapmış olur. Çünkü put da Allah’ın yansımasıdır.” Oysa Cin Suresi 28.ayet: “Rabbinin gönderdiklerini gerçekten tebliğ ettiklerini göstermek için...”

Onların yanlarında olanı kuşatmış ve her şeyi bir bir kaydetmiştir. “Görüldüğü gibi Allah her şeyi yaratmış (yani var etmiş) ve ayrıca da tek tek kaydetmiştir (yani saymıştır). Dolayısıyla Allah ile beraber yarattıkları da VARdır (mevcuttur).

 

Mustafa Kubilay hazırladı

Güncelleme Tarihi: 20 Şubat 2012, 23:44
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20