Şiir asla çürümez!

Edebiyat Festivali, 3. gününde Hüseyin Akın ve Gonca Özmen’in sundukları “Şiir Geri mi Çekiliyor? Edebiyat Dergiciliğinin Sonu mu?” başlıklı panelle açıldı.

Şiir asla çürümez!

3. Edebiyat Festivali, 3. gününde Hüseyin Akın, Ali Günvar ve Gonca Özmen’in konuşmacı olarak davetli olduğu “Şiir Geri mi Çekiliyor? Edebiyat Dergiciliğinin Sonu mu?” başlıklı panelle açıldı. Oturum yöneticiliğini Hüseyin Akın’ın yaptığı programa Ali Günvar geçirdiği ufak bir trafik kazası sonucu iştirak edemedi.

Şiir öldü mü?

Hüseyin Akın, Günvar’a geçmiş olsun diledikten sonra “Şiir öldü mü yaşıyor mu?” tartışmasının nev-zuhur bir tartışma olduğunu söyleyerek başladı konuşmasına. Şiirin geri çekilip çekilmediği sorusunun kendisinin dünyada ve çevremizde olumsuz bir durumun yaşandığını ve bunun şiire de sirayet ettiğini göstermekte olduğunu ifade eden Akın şiirin ölüp ölmediğini soranların söylemlerinin arka planında gizli bir sevinç bulunduğunu belirtti. Kendilerini modern dünyanın ayartılarından uzak tutan insanların zaten bir şiiri yaşamakta olduklarını düşündüğünü söyledi.  Ziya Paşa’nın “Evvel yok idi iş bu rivayet yeni çıktı” dizesini anarak şiirin ölüp gittiği tartışmasının modern paradigmanın hâkimiyet kurma çabalarıyla ilişkili olduğunu söyledi. Sezai Karakoç, İsmet Özel, Cahit Koytak, Ülkü Tamer, Süreyya Berfe, Haydar Ergülen, İbrahim Tenekeci, Gonca Özmen, Ali Günvar gibi şairlerin yazdıkları ve yazmayı sürdürdükleri şiirlerin, bu ülkede şiirin hâlâ canlılığını sürdürmekte olduğunu gösterdiğini ifade etti.

“Şiir Hayret Duyma İşi”

Gonca Özmen şiirin geri çekilmesinin insanın doğasına aykırı olduğunu, insanlık var olduğu sürece şiirin varlığını sürdüreceğini ifade ederek Hüseyin Akın’ın bu tartışmaların asılsız olduğuna ilişkin tespitlerine paralel bir duruş sergiledi. Ahmet Hakan’ın kısa süre önce yayınlanan “Galiba Şiir Öldü Galiba Bitti Bu İş” başlıklı köşe yazısının ülkemizde günümüz şiirini izlemeyen, günümüz şiiriyle hiçbir bağlantı kurmadığı belli olan kimselerin şiirin ölümünden söz etmelerinin bariz bir örneği olduğunu dile getirdi. Şiirin sadece yazıda üretilen, entelektüel bir dolaşım içinde yer alan bir şey olmadığını, hayatın her alanında farklı biçimlerde kendine yer bulduğunu, halkın hayatında ve kültüründe şiirin muhtelif yaşama biçimleri içerisinde varlığını sürdürdüğünü ileri süren Gonca Özmen günümüzde yayınlanan şiir kitaplarının çok düşük sayıda baskılar yaptığının inkâr edilemeyecek bir gerçek olduğunu söyledi. Şiirde yaş meselesiyle ilgili Hüseyin Akın’ın sorduğu soruyu yanıtlayan Özmen, kendi şiir tecrübesinden hareket ederek meselenin biyolojik yaştan ziyade insana, doğaya, yeryüzüne karşı hayret duymakla ilgili olduğuna inandığını belirtti.

Yazmanın bir varlık sebebi olduğunu, yaşadığı bütün zorluklara rağmen yazmaktan vazgeçemeyen yazarların da gösterdiği gibi varoluşsal bir niteliği bulunduğunu söyleyen Gonca Özmen yazının piyasayla, piyasanın dayattıklarıyla, kazanç sağlama güdüsüyle, satış rakamlarıyla açıklanamayacağını ancak yazan insanın düşüncelerini görünür kılma ihtiyacının ve yazdıklarını insanlara ulaştırmak istemesinin ise gayet tabii olduğunu ifade etti. Şiirin dergilerde yaşadığını, aylık 20-25 dergiyi takip ettiğini söyleyen Özmen, internetin dergiyi bitirmesi ihtimalinin kendisini ürküttüğünü söyledi. 1862 tarihli ilk edebiyat dergisi olan Mecmua-i Fünun’dan günümüze birçok edebiyat dergisi yayınlandığını, 2000’den sonra ise bu sayının çok çok arttığını belirttikten sonra Avrupa’da dergicilik anlamında böyle bir hareketliliğin söz konusu olmadığını ve şiirin tamamen performans sanatı hâlini aldığını ileri sürdü. Ancak dergi sayısının fazlalığına karşın niteliğin çok tartışmalı olduğunu söyleyen Özmen bir ihtiyacı karşılamayan, boşluğu doldurmayan birçok derginin bulunduğunu söyledi.

İnternet bir ilan imkânıdır yalnızca

Türkiye’de edebiyat dergilerinin 200 ile 500 arasında satış yaptığını söyleyen Hüseyin Akın daha evvel çıkarmış oldukları Kırklar ve şu anda çıkan İtibar dergisinin bu rakamların çok üzerinde bir düzey yakalamasını sahip oldukları “amatör ruh”a ve nitelikten taviz vermeden sahih okuyucuyu bulmalarına bağladı. Edebiyatsız edebiyat yapan dergilerin de satış yapabildiklerini ancak gerçek edebiyat okuyucusunu yakalamak için nitelikli edebiyatı ön planda tutmanın şart olduğunu vurguladı. 

Edebiyat dergiciliğinin bitmediğini, alan ve yön değiştirdiğini ifade etti. Matbu çıkan edebiyat dergilerinin ürünleri belli bir ortamda değerlendirmeye yaradığını söyleyen Akın, edebiyatçıların imkânlarının sınırlı olunca en güzel imkânın internette bir sitede ilan edilmesi, yayılması olduğunu ileri sürdü. İnternetin şiirlerin yayınlanacağı bir yer değil, en fazla, yayma ve ilan etme konusunda bir imkan olarak değerlendirilebileceğini söyledi.

Şifahi kültürün kaybolduğunu hatırlatan Akın, aynı zamanda çocuklarımıza sözlü bir kültürü yayamadığımızı, internetin artık yazılı kültürü de geriletmesi gibi bir riskin olup olmadığını Özmen’e sordu. Özmen, dergiye yazar ve şairlerin ‘sohbet etme yerleri’ olarak baktığını söyledi. Dergiyi hem okurla hem de kendi içlerinde sohbet etmenin bir imkânı olarak takdim etti. Bunun matbu olması gerekir mi sorusunu soran Özmen, buna illa da gerek olmadığını, internetin edebiyata katkı da sağlayabileceğini öne sürdü. Örnek olarak, internetten takip ettiği 5 yabancı derginin olduğunu söyleyen Özmen, bu dergilerin de bir editörü, bir kadrosu bulunduğunu söyledi. Dünyadaki şiirin gidişatını takip etmenin birer yoludur bu, dedi.

“Lirikryhme, binlerce çeviri şiir barındırıyor mesela, aynı zamanda şairlerin kendi seslerinden dinleme imkanı barındırıyor. Gülten Akın’ı kendi sesinden ilk kez orada karşılaştım ne yazık ki. Klasik okuryazarlık kavramı değişti sanki biraz. İçinde bulunduğumuz çağı anlayabilmek için hepimiz teknolojiyle ilişkimizin olması gerekiyor.” Ardından Cem Erciyes’in bloglarla ilgili Radikal’de yazdığı yazıya atıf yaparak dergilerin önemini yitirdiğini, medyanın, internetin, edebiyat blogları yoluyla yazarlara ve şairlere imkân sağladığını aktardı.

Hüseyin Akın, edebiyat dergiciliğinin bitip bitmediğini anlamak için kimi göstergelere bakmanın gerekli olduğunu söyledi. Dergilerin kalıcı ve uzun soluklu olamamasının sebebi olarak ilk sayılardaki heyecanın sönmesi ve ‘çıkmak için çıkan’ dergiler haline gelmelerini gösterdi. Bu dergilerin de okuyucu için ümitsiz bir takipten başkası olmadığını savundu. Hüseyin Akın, dergiciliğin usta çırak ilişkisini barındırdığına da vurgu yaparak, editöre kendi ürününü beğendirmenin, edebi terbiyeden geçmenin zaruriyetinden bahsetti.

Dağıtımcıların dergi duygusallığı

Fakat matbu dergiciliğin sıkıntılarının da fazla olduğunu hatırlatan şair, “En fazla 1000 basan dergiler, dağıtım şirketlerinin en az 3000 baskı istediği bir ortamda kendilerini nasıl sürdürecek ve yayacaktır? Bundan dolayı dergicilik daha az maliyetli bir alan olan internete kaymaya başlamıştır” diye sözlerini sürdürdü.

İnternete yazılan yazının kuma yazılan yazı gibi olduğunu ileri süren Akın, orada bir kalıcılığın olmasının mümkün olmayacağını belirtti. Belki sadece yayım ve tanıtım imkanı yerine getirebilecek bir imkanı barındırabileceğini söyledi.

Hüseyin Akın, sözlerini yine de ümitvar bir şekilde bitirmenin gerekliliğini ifade ederek Yahya Kemal’e atıf yaptı ve “Şiir asla çürümez” dedi.

3. İstanbul Edebiyat Festivali, 8 Aralık Perşembe günü, saat 13.30’da Melike Günyüz, Bestami Yazgan ve Nevzat Yüksel’in katılımıyla “Çocuk Edebiyatı Atölyesi”; saat 16.00’da Ayşe Ece, Cemal Aydın ve Tozan Alkan’ın katılımıyla “Edebiyatımızda Çeviri Atölyesi”; saat 18.00’de ise Abdurrahman Şen, Faysal Sosysal ve Metin Öztürk’ün katılımıyla “Sinema ve Edebiyat Uyarlamaları Paneli” ile devam edecek.

Güncelleme Tarihi: 07 Aralık 2011, 19:30
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13