Sezai Karakoç çağına hazır olalım

Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen 13. İstanbul Edebiyat Festivali, Atatürk Kültür Merkezi'ndeki (AKM) görkemli açılış programıyla başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Sultanbeyli Belediyesinin desteklediği festival, bu yıl Türk edebiyatının önemli isimleri arasında yer alan mütefekkir, şair ve yazar Sezai Karakoç’a adandı.

Sezai Karakoç çağına hazır olalım

Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen 13. İstanbul Edebiyat Festivali, Atatürk Kültür Merkezi'ndeki (AKM) görkemli açılış programıyla başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Sultanbeyli Belediyesinin desteklediği festival, bu yıl Türk edebiyatının önemli isimleri arasında yer alan mütefekkir, şair ve yazar Sezai Karakoç’a adandı.

Yoğun katılımın olduğu festival açılış programında açış konuşmasını TYB İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı yaptı.

Sezai Karakoç hayattayken de hakkında sayısız program yaptıklarını ve bundan sonra da üstadın eserlerini yeni nesillerle buluşturacaklarını belirten Bıyıklı şöyle konuştu:

İstanbul’u en güzel anlatan İstanbul’u en güzel yazan İstanbul’u en güzel yaşayan bir İstanbul şairinin aziz anısına adadığımız 13. İstanbul Edebiyat Festivali açılış programına hoş geldiniz şeref verdiniz

Değerli dostlar,

Toplumların toparlanmasında, kritik zamanlarda uyarılmasında, kriz zamanlarında çözüm bulunmasında büyük şahsiyetler önemli bir rol üstlenir. Onlar sadece içinden çıktıkları milletler için değil bütün insanlık için nimettir.  Peygamber varisi olarak göreceğimiz bu ulu kişiler insanları iyiliğe, güzelliğe, hayra, berekete çağıran zor zamanların rehberleridirler. Yüz yılın yol açıcısı olarak vazife gören Üstad Sezai Karakoç da bu topraklara Rabbimizin bir armağanıdır. Sezai Karakoç, Osmanlı’dan günümüze gelmiş İslâmî düşüncenin fikrî silsilenin içerisinde yer alan Mehmet Akif ve Necip Fazıl’ın nöbetini günümüze kadar sürdüren bir medeniyet muhafızıdır.

Cenabı Allah bu yüzyılda toplama toparlama öncülük etme vazifesini edebiyatçılara vermiştir.  Toplumun yıkıma uğradığı zamanlarda çıkıp onlar milletimize özgüven kazandırmış yeniden dirilişin müjdesini vermiştir. Edebiyatın gücünden büyük ideallerine ulaşmak noktasında istifade etmişlerdir. Edebiyat onlar için amaç değil araç olmuştur. Kutlu bir araç.

Milletimizin yıkımlar yaşayıp umudunu kaybetmek üzere olduğu zamanlarda korkusuzca meydan yerine çıkarak halkımıza cesaret ve özgüven aşılamışlardır.

Onlar cesur yürekleriyle tertemiz dilleriyle umut muştucusu oldular.

Akif kükreyerek

“Asım’ın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek!”

Derken

Necip Fazıl;

‘Yarın elbet bizim, elbet bizimdir! Gün doğmuş, gün batmış ebed bizimdir’ diye haykırmıştır.

Narin omuzlarına büyük bir medeniyetin yükünü alan Sezai Karakoç da

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır

Diyerek sürekli zaferi işaret etmiştir.

Onlarda yılgınlık yorgunluk dargınlık bulamazsınız.

Bu şairler vazifeli şairlerdir. Vazifelerinin şuurunda şairler.  Akif ve Necip Fazıl’dan bayrağı devralan Karakoç, yaşadığı çağa hem yazılarıyla hem de konuşmalarıyla rehberlik etmiş büyük milletimizi aydınlığa ve kurtuluşa davet etmiştir. Buna rağmen çağını çok iyi okuyan Üstad, "Yaşadığı çağ onu hakkıyla okumuş mudur?" sorusuna hemen cevap vermek kolay değildir.

88 Yıllık ömrünü bir şiirindeki ifadesiyle hep aynı güzelliği söyleme davasına adamış medeniyetimizin yeniden dirilişi için çabalamıştır.

Sadece İslam’ın yani Müslümanların dirilişi için değil bütün İnsanlığın dirilişi için çabalayan evrensel bir ufka sahip olan Üstadın eserlerinin insanlığın istifadesine sunmak gibi bir vefa ödevimiz var. Bu manada Türkiye Yazarlar Birliği olarak Karakoç’un kitaplarının tercüme edilerek dünyaya yayılması noktasında gayret göstereceğimizi belirtmek isterim. Yakın zamanda Avrupa da Asya da Amerika’da Afrika’da bütün kıtalarda Sezai Karakoç okumalarını başlatacağız İnşallah.

 Cemal Süreya onun için inancının çılgını derken Ece Ayhan da sivil şair tanımlamasını yapar. Sezai Karakoç bizim içinse bir yıldızdır.

O bizim karanlığın en koyu olduğu zamanda aydınlığı müjdeleyen sabah yıldızımız.

Behçet Necatigil’in Yıldızlara Bakmak isimli oyunu var. Orada onca eğitimine rağmen yıldızları göremeyen bir adam vardır. Bir faytona biner rasathaneye gitmek ister. Niyeti rasathanenin teleskopundan yıldızları seyretmektir. Arabacı bu duruma hayret eder. Çünkü o yıldızları doyasıya seyredebiliyordur. Günümüz insanları ve aydınları da maalesef yıldızları görmek noktasında çok başarılı değil.

Biz bu noktada Türkiye Yazarlar Birliği olarak milletimize yıldızlarımızı göstermeye devam edeceğiz.

Üstadımız hayattayken eserlerinin yeni nesillerle buluşması gayesiyle yüzü aşkın program yaptık. Bundan sonra da sorumluluk içinde diriliş okumalarını sürdüreceğiz.

Düzenlediğimiz Edebiyat Festivali de bir anlamda Sezai Karakoç gibi hiç sönmeyecek bir yıldızdan görme yetisini kaybetmiş olanlara göstermek amacı taşımaktır.

Çünkü yıldızlarını görmeyen millet, kendini görmüyor, yıldızlarıyla yaşamayan millet, yaşamıyor demektir.

Üstadı okumaya ve anlamaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Gelecek yüzyılı kurtarmamız ve varlığımızı sürdürmemiz için diriliş mimarının işaret ettiği çıkış yollarına yönelmekten başka çaremiz yok. Eğer merhumun açtığı yoldan ilerleyip onun bizi çağırdığı menzile yönelemezsek yok olmamız mukadderdir.

Öncüler olacakları önceden sezen insanlardır. Yaratıcının onlara verdiği irfan ve ferasetle olmadan evvel olacakları görürler. Öngörü sahibidirler. Onların teşhis etme kabiliyeti yüksektir. Tedavide de mahirdirler. Fakat hasta, hasta olduğunun farkına varıp kendisini nasıl tabiplere teslim ederek tedaviye başlamadan deva bulamazsa, toplum da fikir önderlerinin kıymetini bilip fikirlerinden istifade etmeden kurtuluşu bulamaz.

Geleceği kuracak ve gelecekte daha çok konuşulacak, hem Türkiye için hem de İslam dünyası için yol açacak, öneri sunacak, hedef belirleyip kurtuluşa çıkaracak tek fikir "Diriliş" fikridir.

Sezai Karakoç’un “milletim!” diye başlayan çağrılarına kulak verebilir o çağrıların anlamını idrak edebilirsek varlığımızı devam ettirebiliriz aksi takdirde ayağımızı kaymaktan kurtaramayız. Diriliş fikri zamana yenilip ölen bir fikir değildir. Diriliş fikri her dem yeniden doğmaktadır. Her dem taze ve diridir. Gözü olana gününün ışıdığını söyleyen gönlü yücelerin rehberliğinde yürüyüşe devam etmektedir. Diriliş bitmemiş aksine yeni başlamaktadır.

Serdengeçti Necip Fazılın vefatının ardından "Herkes şu beylik lâfı ediyor: 'Bıraktığı boşluğu kimse dolduramaz.'

Boşluk bırakmadı ki doldurulsun.

Der. Evet Karakoç da aziz üstadı gibi Her şeyi doldurdu gitti. Zihinleri doldurdu, gönülleri doldurdu ve yaşını doldurdu.

Sezai Karakoç daha gençlik çağındayken üstün ahlakıyla ve yazdıklarıyla önemli şahsiyetlerin dikkatini çekmiştir. Gönül efendilerinden Fethi Gemuhluoğlu "Sezai Karakoç son devirde cümle için mürtefi bir noktadır. Doruktur. Yeniden dirilmedir. Kıyamdır. Davettir ve davete icabettir. Şiirin bu ebedî ustası sahabe ahlâkı üzerinedir." der. Sahabe ahlâklı olmasını özellikle vurgular. Karakoç ömrü boyunca ahlâk yüceliğinden asla taviz vermez. Sahabe nasıl İslam ile doğrudan bir bağ kurmuşsa o da böyle bir bağlılıkla inancını yaşar. Son yüzyılda ahlâk anıtı olarak değerlendirilebilecek birkaç kişiden biri olur.

Sezai Karakoç bir hakikat savaşçıdır. Kültür ve medeniyet savaşı verdiğimizi hatırlatır. Kendisinin izini süren diriliş erlerine hamaset yerine hakikat bilgisini yükler. Onlara şöyle hedefler sunar:

“Cephede yurdu korumakla, yurdun içinde kendi medeniyetimizi gözler önünde tahrip edenlerle savaşmak, birbirinden farksızdır.”

 “Cihadı, sadece savaşta, cephede silahla çarpışmak biçiminde yorumlama gibi bir dar ve sınırlı anlayışa saplanmamalı. Kültür ve medeniyet savaşını da öncelikle borç olan savaşa katmalı. Daha doğrusu bu tür savaşı, o savaşın içinde düşünmeli”

Gençler şunu iyi bilmeli ki Karakoç’u anlamanın en kolay yolu okumaktan geçer. O eserlerinde bütün okuyucularına yeni ilhamlar verir, onların elinden tutarak daha yükseğe taşır. Diriliş külliyatı insanlığın kurtuluş külliyatıdır. Toplumları düze çıkaracak yol haritaları o güzelim eserlerdedir. Necip Fazıl’ın "Abdülhamid'i anlamak her şeyi anlamak olacaktır." dediği gibi dersek, Sezai Karakoç’u anlamak her şeyi anlamak olacaktır. Çünkü o tek bir alanda değil her alanda fikir yürütmüş çağın sorunlarına çözüm üretmiştir. Çözümün şifreleri onda, çağın hastalıklarına çare ondadır. O, yalnız, milletinin geçmişini değil, geleceğini de yüklenmiştir.

Sezai Karakoç milletinin sözcüsü, yorumcusu yol göstericisidir. Toplumun atan nabzı, çarpan yüreğidir. O, milletine kafasıyla, gönlüyle ve ruhuyla yapışıktır. Alınyazısı, milletinin alınyazısıdır.

Gelecek yüzyılda da onun yol göstericiliğine rehberliğine ihtiyacımız daha çok olacak.

Ruhumuzun önünde yürüyen Üstad Sezai Karakoç hep merkezde durmuş yeni nesillere merkez olmuştur.  Üstadın durduğu noktanın aşırı uç kutupları dengeleyici orta nokta olduğunu yani İslam’ın durmayı emrettiği nokta olduğunu ifade etmek gerekir. Bugün Şehzadebaşı’ndaki ebedi istirahatgahı da İstanbul’un tam ortasını işaret eden taşın ardındadır.  Üstad yine orta noktada durmaya, merkez olmaya devam etmektedir. Hikmetli nazarının değdiği herkese feyiz taşımayı sürdürmektedir. Aşıklar ölmez diyor Yunusumuz evet Aşıklar ölmez Sezai Karakoçlar ölmez.

‘Kim demiş her şeyin bitişi ölüm, destanlar yayılır mezarımızdan.’

O eserleriyle de umut aşılamaya meydan okumaya konuşmaya ve yol göstermeye devam etmektedir.

Bugün Sezai Karakoç’un konuşuluyor olması fikirlerinin gündeme gelmesi Ankara için de Diyarbakır için de İstanbul için de Bağdat ve Kudüs için de bütün insanlık için de bir berekettir.  Toplumumuzda Sezai Karakoç’un fikri etkisi artarak sürecektir.

Üstad yeniden medeniyet iddiamızda bize daima öncülük edecek, özgüvenimizi kazandıracak, daralıp bunaldığımız zamanlarda bize yeni muştular sunacaktır. Ezeli ve ebedi bir idealin mensubu olduğumuzu hatırlatarak bizi istikbale taşıyacaktır. O tek başına bir medeniyet savaşçısıdır.

“Ölmeyen medeniyet” veya “ölmeyecek medeniyet” olarak yorumladığı İslam medeniyeti sonsuza kadar yaşayacaktır. Bitmeyecek ve tükenmeyecektir. 

Onun İslam şairi Akife seslendiği gibi biz de kendisine sesleniyor ve diyoruz ki: "Ey büyük şair boşuna yaşamadın, boşuna savaşmadın ve boşuna ölmedin"

Üstadlar aramızdan ayrıldı.

Vakit geride kalanların birlik vaktidir.

Haydi dostlar şimdi her zamankinden daha iri daha diri daha bir olalım.

Bir olalım ki sesimiz daha gür yankılansın.

Ve diyelim ki

‘Ustada kalırsa bu öksüz yapı,

Onu sürdürmeyen çırak utansın!’

Yayın Tarihi: 20 Aralık 2021 Pazartesi 15:00
banner25
YORUM EKLE

banner26