banner17

Savaş Barkçin: 'Yön olmadan yöntem olmaz; hâlâ yöntem peşindeyiz'

Zeytinburnu Kültür Merkezi'nde 25 Ocak'ta düzenlenen 100 Yüze İmza ve Söyleşi programının konuğu Savaş Ş. Barkçin'di.

Savaş Barkçin: 'Yön olmadan yöntem olmaz; hâlâ yöntem peşindeyiz'

Zeytinburnu Kültür Merkezi'nde 25 Ocak'ta düzenlenen 100 Yüze İmza ve Söyleşi programının konuğu Savaş Ş. Barkçin'di. Savaş Ş. Barkçin, Medeniyet Üzerine Yazılar alt başlığı ile İnsan Yayınları'ndan çıkan Kalbin Aklı adlı kitabından hareketle neyi kaybettiğimizi ve nerede bulacağımızı anlattı.

Programın moderatörü Aykut Ertuğrul, kitaba adını veren "Kalbin Aklı" kavramının çıkış noktasını sorarak söyleşiye başladı. Bu soruyu, "Arâf Suresi'nin 179. ayetinde 'And olsun ki, cinlerden ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. ' deniliyor. Bu ayeti görünce çarpıldım. Bizim ihtiyacımız olan şey bu, kalp ile düşünmek ve kavramak dedim. Bu ayetten dolayı 'Kalbin Aklı' başlıklı yazıyı yazdım o yazı da bu kitaba isim oldu." diyerek cevaplayan Barkçin, kalp ve zihnin birbirinden farklı tanımlandığını, bu durumun da bizi ikisi arasındaki ilişkiyi düşünmekten uzaklaştırdığını söyledi.

"Milli Eğitim sisteminin en başarılı olduğu şey insanlara aşağılık kompleksi enjekte etmek. O aşağılık kompleksini bir tarafa atıp kendimiz olmak için kalbin ve zihnin ilişkisini çok net koyabilmek lazım. Onu kurabilmenin anahtarını ben o ayeti kerimede gördüm. Kalbin de bir aklı var. Aklın kalbi ilimdir, kalbin aklı irfandır. İlim senin dünya olan ilişkilerindir. İrfan kendinle olan ilişkindir." diyen Barkçin, "Her sanat, her ilim aynı zamanda irfan kapısıdır. Eğer o sanat sana o irfanı, edebi vermiyorsa, kendini tanımana vesile olmuyorsa o sanatta bekan yok. Sanat bir edep yoludur. Kalp ve akıl ilişkisi birbirinden kopuk değildir. Biz bu boşluk alanına maalesef iki yüz senemizi gömdük. Kullandığımız kavramlarda bile kalple akıl arasındaki boşluğun etkisini hep görüyoruz. Ana hastalığımızın kalp ve akıl arasındaki ilişkide kendini çok iyi gösterdiğini düşünüyorum. " şeklinde konuştu.

Kullukla irtibatımızı kopardık

Barkçin, Aykut Ertuğrul'un "200 yıldır bütün bu kavramlar yavaş yavaş değişti ve bugün sanat dediğimizde başka bir şey söylüyoruz, hikmet dediğimizde başka bir şey anlıyoruz. Peki bu modernleşme macerası nasıl başladı?" şeklindeki sorusuna ise şöyle cevap verdi: "200 yıldan beri gücümüzü kaybetmedik, kendimizi kaybettik. Şu anda bile yaşadığımız büyük sıkıntının kaynağı bu. Durumu güç eksikliği olarak tanımladığımız için bütün fikrimiz, zikrimiz, çabamız, gayretimiz bir gücü elde etmeye yöneldi. Bizim de paramız olsun, kanalımız olsun, yazarlarımız olsun. Bizim de Varlık gibi dergimiz olsun diye baktık." İlk dönem İslamcı yazarlarda bir Varlık dergisi kompleksi olduğunu hatırlatan Barkçin, "Hepsi bizim sevdiğimiz abilerimiz ama hepsinin gençliğinde bir Varlık dergisi ukdesi olduğunu görüyoruz. Rejimin Varlık dergisinde bir yazı, bir şiir yayınlatabilmek, bir hikayesinin orada çıkması çok önemliydi." dedi.

"Para kazanmam lazım; Batılı da aynı şekilde yapıyor, kumpas kuruyor, üç kağıt yapıyor, helal haram diye bir şey yok. 'Ben de öyle yapayım, param olduktan sonra dindar olacağım' bakışı bizi kendimizden uzaklaştırdı. Sanki Müslümanların bütün derdi ellerindeki, ceplerindeki, etraflarındaki para, pul imiş gibi bir bakış hakim oldu. Halbuki öyle değil. Müslümanlar kendilerini kaybettiler. Onun merkezi de bu ülke. Malezya'da kaybetmedik, önce burada kaybettiğimiz için Malezya'daki de teslim oldu. İstanbul teslim olduğu için Halep teslim oldu. İslam aleminde Filistin sorunu dahil biz yaptık. Toplum olarak biz mesulüz." sözleriyle içinde bulunduğumuz açmaza dikkat çeken Savaş Barkçin, maddi güç ve itibar açlığının kulluğu bozduğunu kaydetti. Kaybettiğimiz şeyi kendimiz olarak bulabileceğimizin altını çizen Barkçin, "Sen para pul kazanmışsın önemi yok. Biz kullukla olan irtibatımızı kopardığımız için kalbin de aklın da fikrin de yeri değişti. Dini içerikli söylediğimiz şeyler bile gerçekten dini olmamaya başladı." dedi.

Barkçin sözlerine şöyle devam etti: "Hikmetle emrolunmuş insanlarız. Bizim özgünlüğümüz Allah'la olan irtibatımız. Mimar Sinan'ı büyük yapan mimarlığı değil, kulluğu, yaptığı eserleri mümince yapıyor oluşu. Referansları doğru oturtmak lazım. Dede Efendi derdi de dermanı da söyler. Ama kulluğuyla sanatını icra etmeyen bunu yapamaz. Uyanıklık için her şeyin merkezinin Allah olduğunu unutmamak lazım. Kulluğa bağlanınca ürettiğinde fark olmalı."

Yön olmadan yöntem olmaz; hâlâ yöntem peşindeyiz

En büyük hastalıklarımızdan birinin sağcı muhafazakarlık, diğerinin de entelektüelizm olduğunu kaydeden Barkçin, sağcı muhafazakarlığın, estetik kavramının kullukla bağlantısını kopardığını, Osmanlılığı nostaljik, müzelik bir anlayışa indirgediğini ifade etti.

"Kendimizi doğru anlayalım ki kendimiz olalım. Kökümüzü bilmeliyiz ki dallarımız yeşersin." diyen Barkçin, konuşmasının devamında şunları söyledi: "1960'lardan sonra sağcı muhafazakarlığın yerini entelektüelizm aldı.  Dediler ki Osmanlı öyle çok da mübarek değil. İyi ki de yıkılmış. İslam'dan uzaklaşmıştı. İslam'ın özü o değildi zaten. Tercümelerle Arapça kitaplardan, İhvan yazarlarından veya daha radikal yazarlardan beslenmeye başladık. İktibas ettikleri yazarlar da öz bir İslam anlayışına sahip değiller. Kemalizmin köklere döktüğü kibrit suyunu bizimkiler daha çok döktüler. Kemalizm düşman görerek saldırıyordu, bizimkiler kendileri içindeyken köklerini kurutmaya çalıştılar. O dönemde de bu entelektüelizm ahlaktan, kişilikten bağımsız bir insan tipi üretti.

Ahlak kavramını bile etik kavramına teslim ettik. İslamcılık tenkit ettiği Batı'yı teyid eder hale geldi. Allah'ı ufkunuzdan çıkarmayın, her an yaptığınız her işte Allah'la irtibatlı olun. "

AK Parti iktidarıyla birlikte Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı yapan hemen hemen bütün liderlere danışmanlık yaptığını hatırlatan Barkçin, hepsine 'eğitim ve kültürü yan alan olarak görmekten vazgeçin' uyarısında bulunmuş. Bu Abdülhamit sendromudur diyen Barkçin, sözlerine şöyle son verdi: "Binalar güzel insan yetiştirmez. Sultan Abdülhamit en büyük imar ve maarif faaliyetini yaptı. Ama insan yetiştirme konusunda zaaf gösterdi. Şimdi de benzer bir hata tekrarlanıyor. Milli Eğitim müfredatında değişikler yapılacak. Yön olmadan yöntem olmaz. Hâlâ yöntem peşindeyiz. Yönünü doğru bildirmedikçe yöntem belirleyemezsin."

 

Gülcan Tezcan

Güncelleme Tarihi: 26 Ocak 2017, 12:00
YORUM EKLE
YORUMLAR
yolcu
yolcu - 2 yıl Önce

yolumuzu kaybettiğimiz zamanlardayız vesselam.yolumuzu bulmaya çalışanlardan Allah razı olsun. yolcu olmayanların 'yol bulmak' diye bir derdi de yoktur. yukarıya tırmandıkça yoldan istifade etmenin yolunu arayan çoğalıyor. allah gidişatımızı hayır eylesin. zor işler.

banner8

banner19

banner20