Sanat tarihçisi Prof. Dr. Nurhan Atasoy: O kubbenin ilk bulunuşunda ben oradaydım

Türk-İslam sanatından Göbeklitepe’de bulunan 12 bin yıllık dikili taşların üzerindeki sembollerin anlamlarına kadar pek çok konuya değinen Sanat tarihçisi Prof. Dr. Nurhan Atasoy (85) kendi yaşamı hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Sanat tarihçisi Prof. Dr. Nurhan Atasoy: O kubbenin ilk bulunuşunda ben oradaydım

Türk-İslam sanatı dünyada hangi konumda? Göbeklitepe’den bulunan 12 bin yıllık dikili taşların üzerindeki sembollerin anlamları neler? Minyatürler sadece sanat eseri midir? Topkapı Sarayı’nın restorasyon sürecinde neler yaşandı? Sanat tarihçisi Prof. Dr. Nurhan Atasoy tüm merak edilenleri aksam.com.tr'den Ezgi Aşık'a anlattı.

Prof. Dr. Nurhan Atasoy, Anadolu bölgesinin dünya mirası konusunda en önemli yer olduğunu vurguladı. Atasoy, “Dünyadaki hiçbir yer Anadolu kadar zengin bir köprü olamaz. Bunu yalnız arkeolojik kazılarda görmüyoruz. Orta Asya’dan, Çin’e gelen, Çin’den Orta Asya’ya göçlerle gelen bitkiler var. Buradan da Avrupa’ya atlayarak gidiyorlar, hangi konuya inerseniz inin, Anadolu inanılmaz bir köprü olduğunu ortaya koyuyor.” ifadelerini kullandı.

Türk-İslam sanatının her alanında araştırmalar yaptınız. Ayrıca Osmanlı sanatı üzerinde de önemli araştırmalarınız var. Sanat tarihçisi olma süreciniz nasıl oldu?

Eğitimime ilk önce İslam sanatından başladım, daha sonra Osmanlı sanatına yoğunlaştım. Çok yerlerde gezdim, bunu o zamanlar vakit kaybı olarak görüyordum fakat hiç vakit kaybı değildi. Çok gezmek benim ufkumun genişlemesine yardımcı oldu. Osmanlı sanatını çok seviyorum bu yüzden iyi bir seçim yaptım sanıyorum. Yolum beni Osmanlı’nın derinliklerine götürdü. Yaptığım en önemli çalışmalarından biri minyatürler üzerindeydi.

Doktora tezimde III. Murat döneminde yapılan Surname-i Hümayun’u çalıştım.1582 yılında III. Murat Şehzade Mehmet’in sünnet düğünü için bir şenlik düzenliyor. III. Murat hiç sefere çıkmamıştır ama bütün dünyaya Osmanlı’nın büyüklüğünü göstermek istemiştir. Sünnet düğünü 52 gün 52 gece süren bir şenlik haline geliyor, buraya İstanbul’un bütün esnafı katılmış. Bunlar çok önemli, bu eserde hemen hemen bütün büyük zanaat ve sanatçıların yaptıkları eserleri görüyoruz.

İbrahim Paşa sarayı hakkında önemli çalışmalara imza attınız. Çalışmalarınıza dönüp baktığınızda unutamadığınız bir an var mı?

Doktora tezim Surname-i Hümayun’u çalışırken, şenlikler devamlı at meydanında yapıldığı için hemen onun arkasındaki İbrahim Paşa sarayı her minyatürde görülüyordu. Doktoramı sunduğumda hocalarımdan bir tanesi tezin “çok güzel fakat bir şeyi beğenmedim arkadaki binadan yeterince söz etmiyorsun bunu daha fazla çalışmanı beklerdim” dedi.

Hocama ithafen makale çalışmasına başladım, fakat bu makale çalışması yıllarca sürdü ve kitaba dönüştü. Benim çalışma yaptığım sırada bina restorasyona girdi, binanın orijinal durumu nasıldı diye… Benim çalışmam da Matrakçı Nasuh’un hipodromumu gösteren detaydı. Detayın İbrahim Paşa Sarayı olduğunu anladım, üzerinde çok durdum, aylarca baktım.

Matrakçı Nasuh’un Topkapı Sarayı’nı nasıl gösterdiğine bakınca, onun minyatür dilini ve nasıl gösterdiğini anladım. Detayda kırmızı direkler vardı, o direklerin birinci avluya açık avlu olduğunu anladım. Bunu restorasyon çalışmasına bildirdim. Düşünün bir minyatürden hareket ettiğim detayla, mimara “o duvarı aç ve kırmızı direkleri bulacaksın” dedim. O da duvarı açtı ve kırmızı direkleri buldu. Benim sevincimi tahmin edemezsiniz… Bu çok önemli bir detay oldu, demek ki minyatürler görsel belge, onlara nasıl bakmak gerektiğini bulmak lazım.

Yayın Tarihi: 23 Ağustos 2019 Cuma 04:00
banner25
YORUM EKLE

banner26