Şair Mehmet Baş: Esas meselemiz 'Ben neyim?' sorusu olmalı

Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği (TDED) Youtube kanalından canlı yayınlanan Edebiyat Sohbetleri’ne şair Mehmet Baş konuk oldu. “Şiir ve Şuur” başlıklı söyleşiyi Aykut Nasip Kelebek ve Zafer Acar yönetti.

Şair Mehmet Baş: Esas meselemiz 'Ben neyim?' sorusu olmalı

Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Youtube Kanalı’nda canlı yayınlanan, Olağan Şiir Genel Yayın Yönetmeni Aykut Nasip Kelebek ve Dil ve Edebiyat dergisi Yayın Yönetmeni Zafer Acar’ın sunumuyla gerçekleşen Edebiyat Sohbetleri’ne şair Mehmet Baş konuk oldu. Şiirin tefekkür yönünü anlatan Baş, tasavvufi damarın şiiri besleyen yönlerini ortaya koydu.

 

EŞYA MI İNSAN MI?

Dijitalleşmenin, yapay zekânın bu derece ilerlediği bir dünyada insan olgusunu tartışmanın birçok meselenin önüne geçtiğini vurgulayan Mehmet Baş, edebiyatın taşra-merkez çekişmesinden ziyade insanın kendi eliyle ürettiği teknolojiye olan yenilgisini konu ettiğini ifade ederek hâlen taşradaki entel yalnızlığına vurgu yapmanın gereksizliğini dile getirdi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Taşrada sanatın bir alanıyla uğraşan biri, yine sanatla uğraşan birkaç insan bulamıyor. Şehirde ise bu durum farklı ve bir şair için ortaya koyduğu şiirini konuşabileceği, tartışabileceği imkânlar mevcut. Günümüz şiirinde şuur, post-yapısalcı durumlardan ötürü pek görünmüyor. Merkezin ve özün gitmesi buna sebep. Her şeyin merkez iddiasında bulunması, hiçbir şeyin merkez olmaması anlamına geliyor. Eklektik bir şiir var ortada. Günümüz insanında adı konmamış bir şizofrenlik durumu var. Çünkü bölünmüş bir şahsiyet var toplumda. İnsanlar hayatta kalmak için çeşitli rollere bürünüyor ve bir müddet sonra bu rolleri içselleştiriyorlar. Bu şiire de yansıyor. Müslümanların çıkardıkları dergilerdeki şiirlerle daha seküler görünümlü dergilerdeki şiirleri karşılaştırdığınızda söylem aynı. Betonarmede, apartmanlarda can çekişen insan modeli var karşımızda. Aciz ama megaloman. İzlediğimiz filmler ya da diziler insana megalomanlık aşılıyor, kişiye mükemmel olduğu duygusunu veriyor.”

 

ŞİİRİMİZ MARİFETULLAH ESASLI

Tasavvuf kaynaklı insan tanımının felsefenin de konusu olduğuna dikkat çeken Mehmet Baş, Mevlâna ve Haydeger’in (Heidegger) insanın dünyaya gelişi hakkındaki söylemlerini karşılaştırdı. Varoluşçu filozofların sorununun ontolojik kaygı olduğuna dikkat çeken Baş, şiirdeki şuur kaybının insanın kendi varoluşuna yani ontolojisine dair arayışın sonlanmasından kaynaklandığını ifade etti ve şunları söyledi:

“Yunus Emre’nin, Mevlâna’nın, Fuzûlî’nin, Nedim’in, Mehmed Âkif’in, Necip Fazıl’ın, Sezai, Karakoç’un şiirlerinde ontolojik kaygı yani metafizik gerilim vardır. Neden dünyada var olduğunu sorgular. Gündelik kaygılar, eşyanın insan hayatındaki lüzumsuz ayrıntıları hatta kimi şairlerin cinsellik ve saldırganlık eğilimi günümüz şiirini şekillendiriyor. Çözümlenmesi gereken ana mesele ‘ben neyim?’ sorusudur. Eşyaya dair teferruatlar bu meselenin suyunun suyu durumundadır. Türk şiiri, şahıslar ötesi, mana ve manzumlar üzerine inşa edilmiştir. Cenneti, cehennemi, ezeli, ebedi şifreleyerek vermiştir. Bizim şiirimiz büyük bir okyanusa karışan bir büyük ırmaktır. Okyanus ise, Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi hakikat, hareket, marifet, şeriattır. Hakikat dediğimiz mesele kişinin kendini bilmesidir. Kendini bilen Rabbini bilir denir. Bizim şiirimiz aslında marifetullah esaslıdır. Bu kişinin Allah’ı ve kendini bilmesi durumudur. Sonra muhabbetullah aşaması gelir. Kişi bilecek ve böyle sevebilecektir. Şiirimiz bu yolculuğun isimlendirilmiş hâlidir.”

Yayın Tarihi: 21 Haziran 2021 Pazartesi 11:30
banner25
YORUM EKLE

banner26