Rıhle'nin yeni durağı tasavvuf

Rıhle dergisi bir geleneğin birikimi olarak çıkmaya devam ediyor. Uzun soluklu bu yürüyüşün bu sayıdaki durağı Tasavvuf.

Rıhle'nin yeni durağı tasavvuf

Rıhle’de Tasavvuf’un renkleri

Rıhle dergisi dört yıldır varlığın anlamına, eşyanın hakikatine ve köklerimize olan yolculuğunu sürdürüyor. Dergiciliğin en önemlisi, sürekliliğin zor olduğu bir dönemde Rıhle söyleceklerini ilmin tevazusu içerisinde aktarmaya devam ediyor.

Dergiler içinde Rıhle’de bu ay

Rıhle dergisinin her dosyasını merakla bekliyorum. Zira gelenekten kopmadan, yeni şeyler söylemek her babayiğidin harcı değil. Yeni sayı için bekleyişimiz biraz uzun sürdü zira Rıhle üç ay olan yayın periyodunu altı aya çıkarmış gözüküyor. Ancak dergi 176 sayfa ile sayfa sayısında bir artış yapmış. Bu sayının konusu her dönemin eskimeyen, gündemden düşmeyen ama bir o kadar da yanlış aktarılıp, okunan konusu ‘tasavvuf’a ayrılmış. Ancak görünen o ki tasavvuf bahsi bir sayıya sığmayacağı için başlığa “Tasavvuf-I” ibaresi konmuş. Bu konunun ikinci sayı ile devam ettirileceği ibaresi de konmuş. Rıhle tasavvufa bir kimlik ve hayat unsuru temeli üzerinde yaklaşıyor. Ve tasavvuf deyince akla gelen uydurma hadisler, asılsız/ bid’at uygulamalar, tartışmalar, ayrışmalar üzerinden değil de sahih ve asli kaynaklar ve yorumlar üzerinden meseleye yaklaşıyor.

Dosyada neler var?

Ebubekir Sifil “Hâl Olarak Tasavvuf” yazısıyla bizzat tasavvuf büyüklerinin eserleri ve bu konudaki pratiklerden hareketle, meseleyi İslâmî ilimler zemininde ele alan bir yazı yazmış. Tasavvuf sahasında önemli bir isim olan Necdet Tosun’un İbn Arabi ve İmam Rabbani mukayesesi ayrı bir önemi haiz bir yazıdır. Diğer isimler ve başlıklar şunlar: Halil Baltacı “Ali el-Kârî’nin İbnü’l-Arabi’ye yönelik itiraz ve tenkitleri”; Muhittin Uysal “Dünden Bugüne Hadis-Tasavvuf İlişkisi”; Zekeriya Güler “Şayet O iki Yıl Olmasaydı Numan Helak Olurdu” sözünün İmam Ebu Hanife’ye Nisbeti ve Mahiyeti”; Taha Hakan Alp “İstiğase Meselesine Dair Bir Mülahaza.” Soruşturmalar da dosyayı tamamlar mahiyette. Altınoluk dergisi Haziran sayısında yer alan şöyleşisinden de istifade ettiğimiz Osman Nuri Topbaş Hocaefendi de Rıhle’de soruşturma bahsinde yer alıyor. Yine Şeyh Muhammed Arabkendi; Seyda Şeyh Muhammed Emin Er, Muhammed Tahir Nur Veli (Mekke, Ümmü’l Kurâ Üniversitesi Hocası), Es-Seyyid İbrahim el-Halife eş-Şafi’i el Ahsai (Arabistanın el-Ahsa şehrinden alim ve sufi bir zat); Musa el-Hayr İdris Mustafa el-İdrisi (Katar Üniversitesi İslami İlimler ve Şeriat Fakültesi hocası).

Gerçek tasavvuf tanımı

Osman Nuri Efendi’nin gerçek tasavvuf tanımı altı çizilmesi gereken bölümlerden: “Gerçek tasavvuf ise, Peygamber Efendimiz’in hayatıyla hem zahiren hem de batınen bütünleşebilme gayretidir. Allah Rasülü (s.a.v.) manevi olgunluğun zirvesinde bulunmasına rağmen zahiri mükellefiyet ve mesuliyetleri nasıl ki son nefesine kadar ifa etmişse O’nu örnek almak durumunda olan her Müslüman hangi manevi makam ve mevkide olursa olsun zahiri vazife ve mesuliyetlerini de yerine getirmek mecburiyetindedir.” Yani tasavvuf bir vazifenin ifâsı ve bir gönül/kalp eğitimidir.

Tıbb-ı Nebevi Hadisleri de Rıhle’de…

Tıbbı Nebevî üzerine muhtelif çalışmalar yayınlanmış ancak burada yer alan rivayetleri hangi bağlamda değerlendireceğimiz üzerine sıhhatli yorumlar okumamıştık. Hikmet Akpur’un kaleme aldığı Tıbb-ı Nebevî Hadisleri Vahiy midir? Başlıklı yazıda İbn Haldun ve Fazlurrahman’ın Tıbb-ı Nebevî telakkilerinin değerlendirmesi yapılmış ve sonuç itibariyle “o ne konuşursa vahiyden konuşan” Efendimiz’in söylediklerinin vahiyle alakasız, sadece insan olması hasebiyle kendisinden sadır olmuş olarak kabul etmenin mümkün olmadığı zikrediliyor. Bu hususlarda lisan-ı Nübüvvet’den sadır olan hadislerin, ilahi talime istinaden olması gerekir diye yazar sözü bağlıyor.

 

Kâmil Büyüker, Rıhle’nin tasavvuf meclisine davet etti

Güncelleme Tarihi: 15 Haziran 2012, 10:41
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13