Resulullah aşkı alanlara sığmadı

İlim ve İrfan dergisi tarafından Adana’da düzenlenen “Kutlu Doğum” programında on binlerce Peygamber âşığı bir araya geldi.

Resulullah aşkı alanlara sığmadı

İlim ve İrfan dergisi tarafından düzenlenen “Kutlu Doğum” programına Adana Mimar Sinan Kültür Merkezi ev sahipliği yaptı. On binlerce Peygamber âşığının bir araya geldiği muazzam bir programa Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden 30 bine yakın dinleyici iştirak etti.

Programın onur konuğu Şeyh Muhammed Muta’ Haznevi, yaptığı konuşmada Efendimizin yaratılmışların en kıymetlisi, peygamberlerin efendisi, insanlığın tanıdığı en büyük şahsiyet ve Allah’ın sevgilisi olduğunu belirtti ve “Her millet, kendi önderlerinin ve büyük şahsiyetlerinin doğum günleri münasebetiyle törenler düzenliyorlar ama Hz. Peygamber’in doğumu hepsinden daha fazla ilgiyi hak ediyor.” dedi.

İstanbul Beyazıt Camii imam-hatibi Suat Gözütok hocanın Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda ilk konuşmayı Gaziantep Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Akpınar yaptı. Akpınar, Peygamber Efendimizin bedevi bir toplumu medeni bir hale nasıl dönüştürdüğünü örneklerle anlattığı konuşmasında, Efendimizin bugün de insanlığın tüm sorunlarına cevap verebilen bir güce sahip olduğunu belirtti.

Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cüneyt Gökçe de, yaptığı kısa konuşmada Efendimize olan ihtiyacın altını çizdi.

Daha sonra alanı hınca hınç dolduran on binlerce Müslümana hitap eden Nakşibendi-Haznevi tarikatı mürşidi Şeyh Muhammed Muta’ Haznevi, Peygamber Efendimizin nasıl anlaşılması gerektiğine dair önemli tespitlerde bulundu. “Büyük edebiyatçılar, bütün sanat ve maharetlerini ve tasvir güçlerini ortaya koyup Hz. Peygamber’i anlatmaya çalışsalar; onlar hiçbir surette Allah Resulünü tam tavsif edemezler. Hatta bu edipler, Efendimizin bütün yönleri bir yana; sadece “bir tek” özelliğini dahi ifade etmekten acizdirler.” diyen Şeyh Haznevi Hazretleri, Efendimizi en güzel ve mükemmel şekilde Allah’ın tavsif ettiğini belirtti.

Kardeşliği tesis etti

Şeyh Muhammed Muta’ Haznevi konuşmasında şu önemli noktaların altını çizdi:

“Hiç kuşkusuz, Hz. Peygamberin gelişi, pek çok köklü değişiklikleri beraberinde getirmiş ve o zamanki insanları kasıp kavuran çok sayıda gelenek ve göreneği kapsamlı bir düzeltmeden geçirmiştir. Çünkü yüce Allah O’nu, kör ve karanlık cehaletin içinde yaşayan bir topluluğa gönderdi. Hayat tarzları vahşi kurtların hayatlarından farksızdı. Zulüm ve haksızlıktan başka hiçbir şey bilmiyorlardı. Bildikleri tek şey, sıkça yağmalama ve saldırılarda bulunmak, bolca kan akıtmak, kız çocuklarını diri diri toprağa gömmek ve putlara tapmaktan ibaretti. Evet, Hz. Peygamber’den önceki insanların hayat şekli buydu. İşte Hz. Peygamber, Allah’ın verdiği vazife gereği, insanları güzel öğütlerle ve hikmetli sözlerle Allah’ın yoluna çağırdı. Sonuçta, onları bilgisizlikten kurtarıp ilim ve irfanla tanıştırdı. Düşmanlıktan vazgeçirip sevgi ve kardeşlik içerisinde yaşayan insanlar haline getirdi. Zulüm ve haksızlıktan uzaklaşıp adalet ve iyiliğe sarılan insanlara dönüşürdü.

Allah Resulü, kurtuluş yolunu belirtmiş, insanın “insan” olan kardeşi ile nasıl muamele edeceğini öğretmiş ve iki cihan saadetine nasıl ulaşılacağını izah etmiştir. Bakınız Hz. Peygamber buyuruyor ki: “Sizden her hangi biriniz kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş sayılmaz.” İnsan, kendisine karşı yapılan muamelenin güzel olmasını tabii ki ister. Arzu eder ki, sürekli sevgi ve saygı görsün. İşte Allah Resulü, bir bakıma demek istiyor ki: Sen kendi imanının derecesini anlamak istiyorsan, başkasına nasıl muamele ettiğine bak. Eğer sen onlara güzel davranıyor ve sana yapılmasını istediğin muamelenin aynısıyla onlara muamele ediyorsan, bil ki sen iman ehlindensin. Aksi takdirde ortada bir problemin mevcut olduğu sonucu ortaya çıkar; yani, senin imanında bir eksiklik var demektir. O halde imanını gözden geçir, eksiğini tamamla.

Yemin olsun ki, aziz kardeşlerim; eğer biz bu hadis-i şerifi nefsimize tatbik ederek bir hayat düsturu haline getirsek ömür boyu bize yeter. Şayet Peygamberin sözünü dinlersek, kalplerimiz tertemiz olup rahmetle dolacak ve hayatımıza sulh ve barış egemen olacaktır. Eğer biz kendimiz için istediğimizi kardeşimiz için de istersek, içimizde kin ve kıskançlıktan eser kalır mı? Üzülerek ifade edeyim ki Allah’ın ikram ve ihsanına mazhar olanlar hariç pek çok Müslüman bu hastalıklara müptela olmuştur. Böylece aralarındaki problem ve sıkıntılar artmış, birliktelikleri bozulmuş; gevşemişler ve zayıf duruma düşmüşlerdir. Kuşkusuz bunun tek nedeni Hz. Peygamber’in getirdiği ilkelerden, güzel ahlak ve prensiplerden uzaklaşmamızdır.”

Şeyh Muhammed Muta’ Haznevi

Peygamberimiz, selama yani barışa çağırmıştır

Efendimizin barış ve kardeşliğe verdiği öneme vurgu yapan Şeyh Haznevi Hazretleri, sözlerine şöyle devam etti: “Hz. Peygamber kendisine tâbi olanları sevgi ve barış temelleri üzerine eğitti. Kuşkusuz bu iki ilke, başarı ve kurtuluşun anahtarıdır. Ayrıca Hz. Peygamber, düşmanlık ve tartışmayı bize şiddetle yasaklıyor… Çünkü bu ikisi de, perişanlığın ve yerle bir olmanın baş müsebbibidir. Kuşkusuz barış anlamına gelen “selam”, Allah’ın en güzel isimlerinden bir tanesidir. “Allah'a kavuşacakları gün; ‘Selam!’ iltifatı ile karşılanırlar.” ayetinde de işaret edildiği gibi selam, cennet ehlinin karşılanma ifadesidir. Yeryüzündeki insanların merhabalaşması “selam” olduğu gibi cennetliklerin kendi aralarındaki esenlik dilekleri de yine “selam” kelimesi ile gerçekleşir. Ayrıca namaz kılan mümin, tahiyatta: “Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun ey Nebi; Selam bizim ve Allah’ın salih kullarının üzerine olsun” şeklinde dua ettiği gibi, namazını yine “selam” ile bitirir. Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de: “Rahman’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, ‘selam!’ der geçerler.” buyurulmaktadır.

Hz. Peygamber, karşılıklı olarak birbirimizi sevmemizi teşvik etmiş, sevgi ve muhabbeti artıran hususlara dikkat çekmiştir. Her sözü doğruluktan ibaret olan Allah Resulü bakınız ne güzel buyuruyor: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmasınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi size söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!” Görüldüğü gibi Hz. Peygamber sevginin kaynağının “selam” olduğunu belirtmekte, sevginin de, kâmil imanın şartı olduğunu ifade etmekte, imanın ise cennete girmenin gerekçesi olduğunu açıklamaktadır.

Kavga ve düşmanlık ise Müslümanların birliğini bozar, güçlerini zayıflatır, onları gevşekliğe sürükler. Düşmanların onlara karşı olan iştahlarını kabartır. Servetlerine göz koyma ve gelir kaynaklarını talan etme niyetlerini devreye sokar. Oysa Yüce Allah son derece net bir şekilde bizleri ikaz etmiş ve: “Sakın, birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, kuvvetiniz elden gider.” buyurmuştur.”

İnsanlık O’na muhtaç

Peygamber Efendimizin hayatında Müslümanlar ve tüm insanlar için örnekler bulunduğunu, kurtuluşun O’nun yoluna tabi olmakta olduğunu dile getiren Şeyh Hazretleri, sıkıntılarla boğuşan insanlığın O’na dönmesi gerektiğini dile getirdi. Hiç kuşkusuz şanlı sahabe Yüce Allah’ın kendilerine ihsan ettiği O numunenin değerini çok iyi biliyorlardı.” diyen Şeyh Hazretleri şu çarpıcı örneği dinleyenlerle paylaştı: “Hz. Ömer, bütün tevazu ve mahviyetiyle Şam’a geldiğinde O’nu karşılayan bazı sahabeler baktılar ki, üzerinde sade basit bir elbise, ayağında bir çift çarık ve başında mütevazı bir sarıkla geliyor. Bineğinin yularından tutmuş, çarıklarını da koltuğunun altına almış. Bunun üzerine dediler ki: “Ey mü’minlerin emiri, şimdi askerler ve Şam patrikleri seni bu halde görürlerse iyi olmaz…” Tam bu sırada Hz. Ömer o meşhur ve çağları aşan ifadesini kullandı: “Biz, Allah tarafından İslam’la onurlandırılmış bir milletiz. Ne zaman izzet ve şerefi başka yerlerde aramışsak Allah bizi rezil etmiştir.”

Konuşmasının sonunda bu kutlamaların önemine de vurgu yapan Şeyh Hazretleri, Müslümanların bu kutlu merasimi kendileri için bir dönüm noktası var saymalarını ve herkesin ahlakî bakımından mevcuttan çok daha iyi bir duruma yükselme gayreti içerisinde olması gerektiğini belirtti. “Bu programlar vesilesiyle elbette sevinç ve mutluluğumuzu ifade edeceğiz ancak bununla yetinmememiz lazım. Samimiyetimizin göstergesi olarak Hz. Peygamberin öğretilerine ne kadar bağlı olduğumuza bakmamız gerekir.” diyerek de konuşmasını noktaladı.

 

Ahmet Hazne haber verdi

Güncelleme Tarihi: 29 Nisan 2013, 22:56
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
medine aşığı
medine aşığı - 6 yıl Önce

ALLAHU EKBER!!! YÜCE İSLAM DİNİNİ İHYA EDENLERE SELAM OLSUN!!!

banner19

banner13