Ömrünü tıbba ve eğitime vakfeden İhsan Doğramacı'yı kızı Şermin Savaşçı anlattı

Yükseköğretim Kurulunun ilk başkanı ve Bilkent Üniversitesinin kurucusu Prof. Dr. İhsan Doğramacı'nın kızı Şermin Savaşçı, vefatının 12. yılında babasının uzun meslek yaşamı boyunca tıp ve yükseköğrenim alanlarına verdiği katkıları anlattı.

Ömrünü tıbba ve eğitime vakfeden İhsan Doğramacı'yı kızı Şermin Savaşçı anlattı

Irak'ın Erbil kentinde 3 Nisan 1915'te dünyaya gelen İhsan Doğramacı, buradaki ilköğreniminin ardından Beyrut Amerikan Kolejini ve 1938'de İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesini bitirdi.

Doğramacı, Ankara'da Profesör Albert Eckstein'in yanında pediatri uzmanı olduktan sonra ABD'de Harvard Üniversitesinde ve St. Louis'teki Washington Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak çalıştı.

YÖK'ün ilk başkanı ve eski Bilkent Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İhsan Doğramacı'ya, 100 yıla yaklaşan ömründe pek çok ülkeden, uluslararası kurumdan ödül, madalya, nişan ve fahri doktora tevdi edildi. Hacettepe Üniversitesinin kurulmasına öncülük eden Doğramacı, ülkedeki vakıf üniversitelerinin ilki olan Bilkent'in kuruculuğunu yaptı.

Tedavi gördüğü Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde 25 Şubat 2010'da vefat eden Doğramacı, babası Doğramacızade Ali Paşa adına yaptırdığı camideki anıt mezarın kabir bölümüne defnedildi.

Özel albümünü paylaştı

İhsan Doğramacı'nın kızı Şermin Savaşçı, yakın çevresinin "Hocabey" olarak adlandırdığı babasının 12. ölüm yılında Ankara'da yaşadığı evinin kapılarını açtı, ailesine ait özel albümleri paylaştı, anılarını anlattı.

Anneannesinin Dağıstanlı, büyükbabasının Gürcü olduğunu belirten Savaşçı, şöyle konuştu:

"Anne tarafından ailem, Osmanlı-Rus Harbi'nde Kafkasya'dan Irak'a gelmişler, Osmanlı İmparatorluğu zamanında Irak vatandaşı oluyorlar. Ama Türk asıllılar. Anneannemin soyadı Dağıstanlı'dır. Anneannemin babası Mehmet Fazıl Paşa, Kut'ül Amare'de 1916'da şehit olmuş. Annem Ayser Doğramacı ise eski Irak Başbakanlarından Hikmet Süleyman'ın kızıydı. Babamın babası Doğramacızade Ali Paşa ise Irak Meclisi'nde Türkmenleri temsilen Ayan Meclisi üyeliği yaptı ve o görevdeyken vefat etti."

Şermin Savaşçı, babasının ABD'de Harvard Üniversitesinde ve St. Louis'teki Washington Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak çalışmasının ardından 1947'de Ankara'ya yerleşme kararı verdiğini belirterek, ailenin en büyük çocuğu olarak kendisi ve erkek kardeşi Ali Doğramacı ile Queen Elizabeth Gemisi'ne binerek Amerika'dan İngiltere'ye sonra da Marsilya'dan Ege Vapuru ile İstanbul'a geldiklerini anlattı.

Dönemin İstanbul Valisi ve eniştesi Lütfü Kırdar ile dönemin Sağlık Bakanı Behçet Uz'un babasına, yeni açılan Zeynep Kamil Çocuk Hastanesinde veya Süleymaniye Doğumevinde çalışmasını teklif ettiğini bildiren Savaşçı, şunları dile getirdi:

"Babam İstanbul'da yeterince iyi yetişmiş doktorların olduğunu ve kendisinin daha yararlı olabileceği bir yere gitmek istediğini söylüyor. Babam İstanbul Tıp Fakültesinde okurken o sırada Manisa Valisi olan Lütfü Kırdarı'ı ziyarete gittiğinde çocuk doktoru Alman Albert Eckstein ile tanışıyor. 1947'de Ankara'ya yerleşmek üzere geldiğimizde babam Numune Hastanesinde Eckstein'in asistanı oluyor. Dr. Eckstein'in en büyük arzusu Ankara'da iyi donanımlı bir çocuk hastanesi kurmak. O da babama nasip oluyor."

Savaşçı, bu sırada babasının Irak'taki ailesini de Ankara'ya getirdiğini belirterek, burada yaşadıkları farklı evlerdeki anılarını paylaştı.

Çocukluk yıllarının Ankara'da geçtiğini, 19 yaşına geldiğinde Hatay Savaşçı ile evlendiğini anlatan Savaşçı, İngiltere'de yüksek lisans yapan eşiyle bu ülkeye gittiklerini ve uzun süre yurt dışında yaşadıklarını ifade etti.

Babasından duygu dolu notlar

Babasının kendisine çok düşkün olduğunu aktaran Savaşçı, "Ben 12 yaşındayken, 'Şermin artık ortaokula geçtin, büyüdüğünü ispat ediyorsun, ileride de faydalı olacak bir düşüncemi kaydedeyim, ara sıra en iyi, en uygun olmayan şekilde hareket etmekte zarar yok ama bir şartla hiç ve katiyen yalan söylememek şartıyla.' diye yazmış. Hayatta yalan söyleyemem şimdi." diye konuştu.

Yurt dışına eşiyle birlikte 1963'te ilk gittiklerinde babasının çok duygusallaştığını ve "Bana her hafta mektup yazacaksın." dediğini bildiren Savaşçı, "Babacığım ne yazacağım?" diye sorduğumda "İmzanı at yolla." diye cevap verdiğini söyledi.

Mektupla haber vermemesine rağmen babası ve annesinin sürpriz yaparak, doğum yaptığı ülkeye geldiğini dile getiren Savaşçı, "Babamız, son anlarına kadar her şeyimizle ilgilenirdi. Hepimiz babamdan son derece hoşnuttuk." dedi.

Ankara'nın ilk çocuk hastanesi yandı, 6 ayda yeniden inşa edildi

Şermin Savaşçı, Çocuk Sağlığı Enstitüsü ve 150 yataklı Hacettepe İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesinin babası tarafından 8 Temmuz 1958'de hizmete açıldığını hatırlatarak, şöyle devam etti:

"Hacettepe Üniversitesi Çocuk Hastanesi için 'En mükemmel hastaneyi kuracağım.' diye işe başladı. Babam 1956'da Ankara Tıp Fakültesinden mezun doktorlara haber gönderdi ve hastaneye ilişkin bilgi verdi. Yurt dışından bu doktorlara alanlarına göre burslar buldu ve hepsini yurt dışına eğitime gönderdi. Bu arada Hacettepe'nin iki katlı binası bitince ABD'den kendi tanıdığı doktor arkadaşları Ankara'ya geldi. ABD'li bu doktorlar da Ankara'da kalan doktorları Hacettepe'de yetiştirmeye başladılar. Hacettepe, öyle bir hastane oldu ki daha önce yapılamayan ameliyatlar ve tedaviler burada yapılmaya başlandı.

Bu doktorlar, az az yetişkinlere de başka yerde yapılamayacak ameliyatları yapmaya başladılar. Sonrasında zaten Hacettepe'nin yetişkin bölümü açılıyor. Hacettepe Çocuk Hastanesinde ben lise sondayken 1961'de yangın çıktı. Babam yangının olduğu gecenin sabahında dönemin Maliye Bakanı Kemal Kurdaş'a gitti ve hastanenin yandığını ve destek gerektiğini anlattı. Bu destekle, 6 ay içinde yanan 3 katlı çocuk hastanesinin yerine 5 katlı yeni hastane kuruldu."

Bilkent'in kuruluş öyküsü

Savaşçı, Türkiye'nin ilk vakıf üniversitesi Bilkent'in 1980'lerde kuruluş sürecini de şu sözlerle anlattı:

"Ankara'da 60 yıl önce zamanının en iyi çocuk hastanesini kurduktan sonra aynı şehirde çok iyi bir mühendislik fakültesine sahip bir vakıf üniversitesi kurmak üzere yola çıktı. Bilkent Üniversitesi, bilim kentinin kısaltmasıdır. Bu üniversite, hemen hemen hepsi yurt dışında eğitim görmüş, o sırada yurt dışında veya Türkiye'de bazı üniversitelerde çalışan akademisyenlerden oluşan bir grubun babama destek vermesi ile kuruldu. Hatta aralarında Nobel ödüllüler de olmak üzere birçok kişi, Bilkent'e davet edilerek yeni kurulan üniversitenin danışmanlığını yaptılar."

Savaşçı, ünlü tarihçi merhum Prof. Dr. Halil İnalcık ve Türkiye'nin ilk Kültür Bakanı merhum Prof. Dr. Talat Halman'ın da daha sonra üniversiteye geldiğini, Müzik Fakültesinin ve Bilkent Senfoni Orkestrası'nın babasının klasik müziğe duyduğu özel merakıyla kurulduğunu belirtti.

Bu çalışmalarla üniversitenin kısa sürede çok geliştiğine değinen Savaşçı, tüm bu süreci yönetmek için gereken maddi ihtiyacı karşılamak üzere kurulan şirketlerden elde edilen kazancın üniversiteye aktarıldığını söyledi.

Savaşçı, "Daha sonra babam yakın dostları olan Vehbi Koç, Sakıp Sabancı, Hüsnü Özyeğin gibi büyük iş adamlarını da üniversite açmaları için teşvik etti." dedi.

Müziği, lisan öğrenmeyi çok severdi

Babasının Türkiye'de yükseköğretimin gelişmesine öncülük ederken müziğin ve sanatın gelişmesine de büyük önem verdiğini dile getiren Savaşçı, "Ben Mithat Fenmen'den 5 yıl piyano dersi aldım, annem de piyano çalardı ve babamın bütün torunları piyano çaldı." ifadesini kullandı.

Savaşçı, İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça ve Farsçayı mükemmel seviyede konuşan babasının Suudi Arabistan'da bir devlet binasının tabelasındaki Arapça yazılı bir imla hatasını düzelttirdiğini, hatta konferans vereceği ülkelerin dilini beş dakika konuşacak kadar öğrenmeden seyahat etmediğini vurguladı.

"Annem ve babam arasındaki gibi bir aşk görmedim"

Şermin Savaşçı, babası İhsan Doğramacı'yı şu sözlerle andı:

"Babam müthiş bir babaydı. Çok sosyaldi, öğrenmeye çok meraklıydı, her şeyin en mükemmelini isterdi. İnsanlara ve yeni şeyler öğrenmeye bayılırdı. O kadar açık bir insandı ki her zaman her şeyi konuşabilirdik. Dünyanın en mükemmel annesi, babası, kardeşleri ve ailesine sahiptim. Annem ve babam arasındaki gibi bir aşk görmedim. Babam özür dilemesini bilir, haklı olmasa bile haklısın derdi karşısındakine. Annemle babam arasında bir kavga hatırlamıyorum ben. Babam, Kerkük türkülerini çok severdi, kökenlerini hiç unutmadı."

Babasının çoğu mülkünü vakıflara bağışladığına dikkati çeken Savaşçı, "Annem ve babam ikisi de varlıklı ailelerden geliyordu. 30 yıl önce bize 'Sizin eksiğiniz var mı, yeteceği kadar alın ve sonra gerisini bağışlayacağım, ama hiçbir hakkınız olmayacak.' diye sordu. Hiçbirimizin zaten gözü yoktu. Biz tipik memur ailesi gibi büyüdük. Annemde ve babamda lüzumsuz, israf diye bir şey yoktu. Başka nesildik biz. Vakıflar ve şirketlerden de hiç para almıyoruz. Bana bazen vakıftan ne kadar para aldığımızı soruyorlar. Bunlar bize tuhaf gelen sözler." şeklinde konuştu.

Şermin Savaşçı, babasının vefat ettiği Bilkent'te vakfa ait evin büyük bir restorasyondan geçtiğini belirterek, buranın İhsan Doğramacı Kültür Merkezi olacağını sözlerine ekledi.

Kaynak: AA

Yayın Tarihi: 25 Şubat 2022 Cuma 16:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26