Nuri Pakdil vefatının ikinci yılında özel bir programla anıldı

Türk edebiyatının usta ismi Nuri Pakdil, vefatının 2’nci yılında Üsküdar Belediyesi’nin düzenlediği ‘Direnişin ve Umudun Sesi Nuri Pakdil’ etkinliğiyle anıldı.

Nuri Pakdil vefatının ikinci yılında özel bir programla anıldı

GÜRDOĞAN: TÜRKİYE’NİN GENÇLERİNİ SOKAĞA DEĞİL OKUMAYA YÖNLENDİRDİLER

Etkinliğin aynı zamanda moderatörlüğünü üstlenen yazar Gürdoğan, öncelikle kendisinin 68 kuşağı mensubu olduğunu belirterek, Pakdil’in o yıllardaki duruşunu şu sözleriyle aktardı: “O dönemler dünyada sağ sol çatışmasının en yoğun olduğu dönemlerdi. Amerika’da başlayan öğrenci hareketleri önce Fransa’ya ve ardından bütün Avrupa’ya ve sonunda bütün Türkiye’ye yayıldı. Bu dönemde bütün dünyada bir kuşak neredeyse heder oldu diyebiliriz. Nuri abi bu iki çatışmanın ortasında dimdik duran, ne sağda ne solda, önde olan, her zaman yedi adım önde giden biriydi.” Gürdoğan, Pakdil’in 1980’lerdeki duruşuna dair sözlerine şöyle açıklık getirdi: “O, Düşsel Yürüyüş Denemesi’nde çok güzel bir yürüyüşü anlatır. Orada sağ sol çatışmasının olduğu bir dönemde kendisinin ve dostlarının yürüyüşünden bahseder ve ‘Omuzlarında taşıdıkları silah değil kitaplarıydı’ der. Sezai Karakoç, Necip Fazıl, Nuri Pakdil gibi isimler hiçbir zaman gençleri sokaklara dökmemiştir, hiçbir zaman Türkiye’nin geleceğini Washington’da, Rusya’da aramadılar. Onlar geleceğimizi İstanbul’da, Anadolu’da arayan isimlerdir. Çıkardıkları Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera gibi dergilerle edebiyatımızın yüz yılına damga vurmuş, düşünceyi eylem bilmiş, gençlerimizi sadece okumaya ve yazmaya yönlendirmişlerdir.”

EVLİCE: O’NA ‘KUDÜS ŞAİRİ’ UNVANINI TOPLUM VERDİ

Yazar Necip Evlice ise Pakdil’in 1923’ten sonra kendi tarihsel birikiminden koparılmaya çalışılan bir kuşağın son temsilcilerinden biri olduğunu vurgulayarak, “Pakdil tam da o dayatmaların en yoğun olduğu dönemde doğmuş ve o süreci yaşamış biridir” dedi. Edebiyat dergisinin ve yayınlarının ise Türkiye’de çok az kitap yayınlanan bir dönemde birçok genç için can simidi olduğunu belirten Evlice’nin şu aktardıkları ise düşündürücüydü: “O günkü Edebiyat dergisi, bugünkü anladığımız anlamda bir dergi değil, ticari bir faaliyet hiç değil. Tamamen ideolojik, imanla çıkarılan, asla haramın helalin karışmadığı ve gönüllülük esası, alın teri ile yürüyen bir hareketin adıdır Edebiyat dergisi.” Pakdil’in ‘Kudüs Şairi’ olarak anılmasına da değinen Evlice, “Pakdil’in Kudüs’le ilgili toplu bir çalışması yok ama sadece bir kitabında ‘Küdüs ve Anneler’ şiiri bulunuyor. Ama her yazısında her kitabında bir Kudüs imgesini dillendirmesi nedeniyle bu unvanı ona toplum vermiştir” diye konuştu. Evlice, Pakdil’in yazma eylemine büyük saygı duyduğunu söyleyerek “O dili kendine göre kullanarak, sıradan Türkçe kurallarına göre yazmamış, kendine has bir dil ve üslup oluşturmuştur. Türk edebiyatında titizlik örneği olan bir insandı bu yönüyle. O dönem yazan herkes onun imgelerinden, kavramlarından etkilenmiştir. Bunu bütün edebiyat çevrelerinde görüyorduk. Marksist kesimden bile nasıl övgüler aldığına şahsen tanığım.” Evlice, Pakdil’in arşivlerini yeniden gözden geçirdiğini, mektuplarına yönelik hazırladığı bir kitabı yakın zamanda okurlarla buluşturacağını da sözlerine ekledi.

Etkinliğe dinleyici olarak katılan şairler Nurettin Durman, Özcan Ünlü, Şakir Kurtulmuş, Adem Turan gibi birçok isim de program sonunda söz alarak, Pakdil’e dair duygu ve düşüncelerini dile getirdiler. Dinleyiciler arasında Pakdil’in birlikte anıldığı ‘Yedi Güzel Adam’ şairlerinden Cahit Zarifoğlu’nun çocukları Ahmet, Betül ve Ayşe Zarifoğlu ve Erdem Bayazıt’ın oğlu Yusuf Bayazıt da yer aldı. Etkinlikte TRT ve Kırk Yapım tarafından çekilen 'Asla ve Daima' isimli belgeselden bir bölüm de dinleyicilere sunuldu. Üsküdar Kültür Müdürü Mesut Meyveci ise program sonunda bütün konuşmacılara Türkiye Yazma Eserler Kurumu’nun yayınladığı ‘Fezâ’il-i Kuds’ kitabını hediye etti.

‘PAKDİL VE KARAKOÇ BİRBİRİNİ TAMAMLARDI’

Yazar Ali Haydar Haksal da, etkinlikte Necip Fazıl’ın çıkardığı Büyük Doğu dergisinden doğan Karakoç ve Pakdil’in çıkardığı dergilerden bahsederek, şunları aktardı: “Önce Karakoç’un etrafında toplanılmaya başlar. Pakdil askerdir, arkadaşlarına Sezai beyle gidin tanışın diye mektuplar yazar. Dilişin ilk döneminde Alattin-Rasim Özdenören kardeşler, Erdam Beyazıt, Cahit Zarifolu, Akif İnan gibi isimler yazmaya başlar. Bu yazarlar sol çevrelerin de dikkatini çeken gençlerdir. Refik Durbaş mesela onlarla dergi çıkarmak ister. Bir gün Karakoç’a gelip ‘Üstad sol dergiler bizden yazı istiyor hem de birlikte dergi çıkarmak istiyorlar’ derler. Karakoç döner ve ‘Ama biz Müslümanız’ der. Bu onların miladı olur.” Sonrasında Pakdil’in çıkardığı Edebiyat dergisinin daha farklı bir dergi olduğunu belirten Haksal’ın şu tespitleri ise dikkat çekiciydi: “Büyük Doğu bir savaşçı hareketti. Edebiyat ve Diriliş dergilerinde ise düşünce düzeyinin en üstünden, dünya edebiyatından ve kendi kültürümüzden birinci sınıf yazarlar, düşünce insanları yer alıyordu. 1960 sonrası anayasa ile sol düşüncenin önünün açılması ile İslami düşünceye mensup olanlar düşüncelerini edebiyat ile ifade etme gayretinde oluyor. Tanzimat sonrası medeniyetimizi edebiyatla yıkmışlardır, Edebiyat ve Diriliş dergilerinde de “Biz edebiyatla yeniden medeniyetimizi kuracağız’ çabası vardı. Pakdil vurgulu bir yazardır, şimşek nasıl çakar ve mekanı aydınlatır o da öyledir. Kavramlarını bir şimşek yalını gibi birden çakar ve dikkatleri oraya yöneltir ve sizi oraya odaklar. Sadece gönderme yapar ama açıklama yapmaz. Okurunun zihnini zorlamaya iter. Sezai bey ise bir kavramı ele aldığında ayrıntısına girer, tanımlar, üzerinde durur. İkisi bu anlamda birbirini tamamlayan şahsiyetlerdir.”

ADINI YAŞATACAK BİR MEKAN HALA YOK

Pakdil’in yaşamının son anlarına kadar yanında olan ve vefatından sonra da merhumla ilgili çalışmalarına devam eden Evlice, KARAR’ın ‘Pakdil vefat ettiğinde ardından bir vakıf, kütüphane kurulacağına dair sözler verilmişti. İki yılın ardından bu çalışmalar ne durumda?” sorusuna ise şu cevabı verdi: “Hem yaşamının son yıllarında hem de vefatından sonra birçok sözler verildi evet. Tabii, öncesinde ya da sonrasında ne Pakdil ne ben kimseden bir şey talip etmemiştik. Pakdil yaşarken hiçbir program ya da etkinlikle ilgili kimseden bir talepte bulunmamıştır. Bize adını yaşatacak bir mekan yapılacağı sözü verildi, ben de böyle bir mekan olursa yaşamımın kalan kısmını orada çalışmalar yaparak sürdüreceğimi söyledim. Ancak maalesef hiçbir gelişme olmadı. Sadece Kültür ve Turizm Bakanlığı adına Ankara’da Mustafa Necati Evi’nde bir yere Nuri Pakdil Müze Kütüphanesi yapıldı ama tepki çektiği için burası da açılamadı. Gerçi ben bunun böyle olacağını baştan söylemiştim ama dinlememişlerdi. Bu saatten sonra da bir şey yapılacağını bekliyor muyum? Hayır, üzgünüm çünkü iki yıl oldu. Ama bugüne kadar nasıl kendi imkanlarımız ile bir şeyler yapmışsak öyle devam edeceğiz. Bu iki yılı da büyük bir kayıp olarak görüyorum maalesef…”

Kaynak: Karar Gazetesi

Yayın Tarihi: 20 Ekim 2021 Çarşamba 12:00
banner25
YORUM EKLE

banner26