Muhacire Ensar Olmak Şeref, Irkçılık ve Ayrımcılık İnsanlık Suçudur!

"Son dönemde gerek bölgesel, gerekse de küresel düzeyde mazlum halklardan yana üstlendiği rol ve kazandığı etkin konum nedeniyle Türkiye’yi cezalandırma çabası içerisine giren kimi harici unsurların da desteğiyle bu söylem sahiplerinin daha pervasız ve saldırgan bir tutuma yöneldikleri malumdur." Özgür-Der'in yaşanan mülteci krizine dair yayımladığı basın bültenidir.

Muhacire Ensar Olmak Şeref, Irkçılık ve Ayrımcılık İnsanlık Suçudur!

Türkiye 10 yılı aşkın bir süredir, vahşi Esed rejiminin katliam ve tehcir politikasından ötürü ülkelerini terk etmek zorunda kalmış Suriyeli mazlumlara ev sahipliği yapıyor. Kimi çevrelerin sistematik biçimde yürüttükleri ırkçı, zalim söylemlere ve toplumu muhacirler aleyhine kışkırtma politikalarına rağmen sayıları 4 milyona yaklaşan mağdur kardeşimiz Türkiye toplumunun bir parçası olarak hayatlarını sürdürüyorlar. Bu kardeşlerimiz çarşıda, pazarda, okulda, camide, üretimde hayatın her alanında yerli halk ile iç içe, omuz omuza bu ülkenin kültürüne, ekonomisine, toplumsal yapısına zenginlik katıyorlar.

Biz, en temelde muhacire ensar olma tavrını yansıtan bu olgunun bu ülke adına tarihe geçecek bir onur teşkil ettiğine inanıyoruz. Buna karşın bu kardeşlik ikliminden rahatsız olan; Rabbu’l Alemin’in hepimize lütfu olan suyu, havayı, toprağı temellük edip ırkçı, ayrımcı saplantılarla mazlum insanları ötekileştiren, dışlayan nefret söylemini ise bu ülke adına bir utanç manzarası olarak görüyoruz.

Son dönemde gerek bölgesel, gerekse de küresel düzeyde mazlum halklardan yana üstlendiği rol ve kazandığı etkin konum nedeniyle Türkiye’yi cezalandırma çabası içerisine giren kimi harici unsurların da desteğiyle bu söylem sahiplerinin daha pervasız ve saldırgan bir tutuma yöneldikleri malumdur. İşte bu kirli odaklarca yakın dönemde büyüyen bazı ekonomik sorunlar da istismar edilerek muhacir karşıtlığı üzerinden toplumu huzursuzluğa ve ülkeyi istikrarsızlığa sürükleme gayretlerine ivme kazandırılmıştır. Baştan aşağı yalanlarla örülü tezlerle, bilhassa sosyal medya mecraları üzerinden aralıksız köpürtülen iftiralarla toplumun zihnine ülkenin geleceğinin büyük bir tehdit altında olduğu korkusu yerleştirilmeye çalışılmakta; bunun için ahlaksız, vicdansız bir kampanya yürütülmektedir.

Ne yazık ki sistematik bir tarzda sürdürülen bu kirli kampanyanın belli oranda etkili olduğu, bilhassa ırkçı propaganda ve yabancı nefretine açık kesimler arasında karşılık bulduğu görülmektedir. Gelinen yer itibariyle toplumun bir bölümünün akıl sağlığı ciddi bir tehditle karşı karşıyadır.

Sanki doğal bir şekilde boy verdiği, toplumsal olayların gelişimine bağlı olarak ortaya çıktığı zannedilen ama hiç de doğal ve kendiliğinden gelişmediği bariz tepkiler, sistematik ve örgütlü kampanyalarla kitleler sürekli biçimde gerilim atmosferine sokulup, kışkırtılıyor. Toplumsal sorunlar makul ve çözüm odaklı bir tarzda ele alınıp tartışılmak yerine hedef alınan kesimler aleyhine bir düşmanlık ve kışkırtma unsuruna dönüştürülüyor. Sosyal medya aygıtının bir tezvirat ve tahrik merkezi fonksiyonu üstlenmesi ise adeta kontrol altına alınmaz bir yangın manzarası ortaya çıkarıyor.

Irkçılık ve yabancı düşmanlığı temelinde dillendirilen söylemler bu hastalıklı ruh halinin bir cerahat gibi patlayıp ortalığa saçılmasına yol açmıştır. Ana muhalefet partisi liderinin uzun zaman önce başlattığı “muhacirleri gönderme” kampanyası süreç içinde adeta “kim daha gaddar, kim daha ırkçı” yarışına dönüşmüştür. Hiçbir insani, vicdani kaygının bulunmadığı; olgulara yönelik bir anlama çabasının ya da adalet eksenli bir yaklaşım tarzının zerresine bile rastlanmayan bu kapsamlı nefret söylemi halen Ümit Özdağ gibi, Sinan Oğan gibi, Fatih Altaylı gibi, Bengi Başer gibi halkı kin ve düşmanlığa sevk etme çabasında sınır tanımayan hastalıklı zihinlerin boy gösterisi ile devam etmektedir.

Bu hastalıklı zihin yapısının başvurduğu en yaygın taktiklerden biri bazı göçmenlerce gerçekleştirildiği iddia edilen kimi kabahatlerin, birtakım kriminal hadiselerin genelleştirilerek bütün bir muhacir toplumunu ilzam ve itham etme aracına dönüştürülmesidir. Oysa sosyal medyada çoğu zaman bir tek olayın 1.000 kişi tarafından 100 kere paylaşılmasıyla adeta 100 bin suç algısı oluşturulması çabasına rağmen, muhacirlerin suç işleme oranının yerli halkın çok gerisinde olduğu bilinen bir gerçektir.

Bir başka kara propaganda malzemesi de muhacirlerin ülke ekonomisine ağır bir yük teşkil ettiği, kamu kaynaklarının kendilerine akıtıldığı söylemidir. Oysa iş çevrelerinin, meslek örgütlerinin, ticaret ve sanayi odaları mensuplarının da çok iyi bildikleri şekilde muhacirler ülke ekonomisine yük teşkil etmeyip, bilakis yük taşımaktadırlar. Elan pek çok iş alanında muhacirlerin varlığı üretimin devamı için zorunluluk mesabesindedir. Çoğunlukla en ağır işlerde, düşük ücretlerle çalışarak geçimlerini sürdüren bu insanları asalaklıkla suçlamak tam bir çarpıtmadır. Ve şüphesiz asıl asalak takımı kuruldukları koltuklarında, pahallı cep telefonlarıyla hiç durmadan muhacirler aleyhine yalanlar sıralayan ırkçılıkla zihinleri büzüşmüş, vicdanları kararmış müfterilerdir.

Göçmenleri hedef alan ve neredeyse tamamı asparagas haberlere, iftiralara dayanan karalama kampanyalarının beslediği kötülük zinciri acı meyvelerini vermektedir. Bu düşmanlık atmosferi ve azgın kampanyalar nedeniyle yıllardır iç içe olduğumuz, ekmeğimizi, sevincimizi, derdimizi paylaştığımız muhacir kardeşlerimiz artık kendilerini rahat hissedememekte, sokakta, otobüste, işyerinde her an saldırıya uğrama endişesi duymaktadırlar.

Ve işte sırf ten renkleri, yerel kıyafetleri vb. farklı görünüşleri yüzünden Türkiye’yi ziyaret eden kimi turistlerin sokaklarda saldırıya uğradığına dair haberler bir yandan bu ülke adına açık bir utanç tablosu meydana getirirken, aynı zamanda durumun vahametine de işaret etmektedir. Nitekim bu vahim hal bizzat İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından televizyon ekranlarından açıkça dile getirilmiş ve yürüttükleri ırkçı tezviratla ülkeyi kaosa sürükleme çabası içerisindeki kirli odaklar net bir şekilde teşhir edilmiştir. 

Olguları değil korkuları esas alan, adil ve mantıklı düşünme yerine fanatizme saplanmış bu halet-i ruhiyenin tedbir alınmazsa toplumu nereye sürükleyeceği bellidir. Bu yüzden ırkçılık, yabancı düşmanlığı, göçmen karşıtlığı gibi duyguların tahriki üzerinden toplumun akıl sağlığını sakatlamaya, insani, vicdani değerlerini yitirip ülke insanını canavara dönüştürmeye, toplumu bir cinnet toplumu olmaya sürüklemeye çabalayanlar acilen engellenmelidir. Örgütlü biçimde halkı kin ve düşmanlığa tahrik; renkleri, kökenleri, dilleri nedeniyle farklı kesimleri tahkir faaliyeti yürüten odaklar cezalandırılmalıdır.

Hiç şüphesiz yüzlerce yıl önce Engizisyon zulmünden kaçan İspanya Yahudilerine kucak açan Osmanlı’dan onurlu bir tarihi miras devralan bu halk işkence ve katliam tehdidi altındaki Suriyeli kardeşlerine kapılarını açarak gelecek nesillere yine onurla anılmayı hak edecek tarihi bir miras bırakmıştır. Mağdur ve mazlum durumdaki muhacir kardeşlerimizi hedef alan ırkçı nefret söylemi ve düşmanlık politikası bu onuru utanca dönüştürme çabasındaki kirli, karanlık odakların bir eseridir. Şeytan işi bir pislik olan ırkçılık günahıyla bu onurun çiğnenmesine ve gelecek nesiller nezdinde utançla anılmayı hak edecek bir zulmün üzerimize bulaşmasına izin vermeyelim!

Rıdvan Kaya

Özgür-Der Genel Başkanı


Yayın Tarihi: 14 Mayıs 2022 Cumartesi 16:00
YORUM EKLE

banner19

banner36